Chapter 15
Kapıya gelen tık tık tık sesi, göğsümün tam ortasında bir dolu iğne gibi batmıştı. İçiçe geçmiş onca şüphe, korku ve anlamsızlık duygusunu, aniden bir çığlık gibi sırtıma çökerken hissettim. Parmağımın ucu hâlâ o eski, donuk masanın kenarındaydı; yağmurun nötrleştirdiği soğuk havada titriyordum.
Bir an durdum. Yağmur damlaları camdan içeriye vurup, içimdeki o buz gibi boşluğu resmediyordu adeta. Kapı hala çalmaya devam ediyordu. Tıslayan sokak lambalarının puslu ışığı, gölgeleri uzatıyor, yüzümdeki korkuyla şaşkınlığı belirginleştiriyordu.
Birinin beni tanıyıp beni bulması… Ya da en kötüsü, tanıdığım biri olması ihtimalile kalbim resmen duracak gibi oldu.
Geri çekildim. Sırtım duvara dayandı. Nefesimi tutup kapıya gözlerimi diktim.
*
Kapı, yavaşça, gıcırdayarak açıldı.
İçeride beliren yüz, kalbimi saniyede binlerce keskin çiviyle deldi.
Elif.
Gözlerimin ardında bulanık kalan, ama bir zamanlar hayatımda bir yer kapladığına yürekten inandığım o siluet, şimdi karşımdaki karanlığa bürünmüş halde duruyordu.
Saçları, ıslak ve dağınık; gözlerinin arkasında saklanan gizemle yüzü hayalet gibi titriyordu. Gözlerindeki ıslaklık ne korkuydu, ne de pişmanlık. Tam tersine, içinde kocaman bir savaş vardı sanki.
“Emir…” dedi, sesinin kırılganlığı bile soğuk havada keskin bir nefes gibi yankılandı.
“Sen…”
Kelimelere boğulmuştum. Yarım hatıralar göz kırpıyor, zihnimde berlilen filmi netleştiriyordu. Ama bu an, her şeyi baştan yazdırmaya yeterdi.
Elif, gözlerimi sarmalarken, ellerini karnında yumrukluyor ve utanmadan, çekinmeden yaklaştı.
“Beni affet. Sana yalan söyledim.”
Boşluğun içine daldım. Yalan. O kelime deli gömleği gibi üzerime geçiyordu. Güven dediğimiz şey paramparça oldu.
“Nasıl? Neden?” dedim, sesim titreyerek.
“Selim, biz... bizim için her şey hazır. O… seni karanlıkta tutmak istedi. Hafızanı esir aldı. Ama ben… ben onun yanında olduğumu düşünmeni istedim.” Gözleri kocaman oldu, sanki kendi içindeki şeytanla savaşıyordu.
Önce anlamadı beynim sözcükleri. Kalbim hızlandı, sonra çöktü.
O an anladım ki, bir zamanlar güvendiğim Elif aslında Selim’in bir piyonu olmuştu.
“Beni neden…”
“Senin iyiliğin için,” diye fısıldadı, “ama… biliyorum, bu seni yerin dibine sokacak. Ama başka çarem yoktu.”
“Yalan. Yalanlar.” Dudaklarımı ısırarak tekrarladım.
Elif başını öne eğdi, gözleri doldu. Çok geçmeden, soluğu düzensizleşti. “Bak…” dedi ve cebinden küçük sararmış bir zarf çıkardı. Ellerim titreyerek onu aldım.
Zarfın üzerinde eski bir mürekkeple yazılmış bir isim vardı: Kayıp Günlük.
Bilinmeze doğru ilk kapı aralanıyordu.
Zarfın içinden çıkan sayfaları çekingen ama büyük bir korkuyla okudum. Her kelime, geçmişimin tozlu ve unutturulmak istenen parçalarını gün yüzüne çıkarıyordu. Fakat bu bilgiler, beni özgürlüğe değil; daha derin bir çıkmaza sürüklüyordu.
-
Elif’in gözleri dalgın ve korkunç bir ifadeye bürünmüş, yanımdan sessizce uzaklaştı. Arkasından sadece boşluk kaldı; tüm İstanbul’un karanlığından daha ağır.
Bir saniye bile düşünmeden, elimdeki zarfı katlayıp sıkıca tuttum. İçimde artık sadece soğuk bir gerçek vardı:
İhanetin bedelini ödeyerek özgürlüğümü kazanacaktım. Ama bundan sonrası, çok daha karanlık ve acı olacaktı.
Ve o an kapı tekrar çalındı.
Tık tık tık…
*
Bölüm sonu. Devamı gelecek...