Chapter 12
Bacaklarım ağırlığını hissetmeden yerden kopuyordu sanki. Mevlana Hastanesi’nin ölü sessizliği, adımlarımın yankısını dev bir boşlukta yükseltiyordu. Sis, dışarıda çözülürken, ben karanlığın içinde bir gölge gibi ilerliyordum.
Her nefeste ciğerlerime soğuk hava doluyor, hantallaşan kalbim sanki kendini sökmüş, zayıf teller gibi titriyordu. Duvarlarda kabarmış sıva, köhne vantilatörün yavaş sesi ve uzaklardan gelen fare tıkırtıları arasında, vardı olduğum anı sorguluyordum.
Adım attığım koridorun solundaki kapı, pasın acı kokusuyla aralanmıştı. İçeriye sızan az ışık, bilinmezliğin tereddütlü eli gibiydi. Kapının önünde durup birkaç saniye derin bir nefes aldım. Burnuma karışan eskimiş ilacın, dezenfektanın ağır kokusu, yıllardır kapalı kalmış bir dünyanın mırıldanışı gibiydi.
İçeri adımımı attığımda, zamana meydan okuyan metal dolaplar, kırık dökük sağlık cihazları, sararmış kağıtlar gözüme battı. Toz tabakası, uzun süredir dokunulmamış sessiz bir arşivi gizliyordu. Ne için buradaydım? Hafızam hala soruyordu, anılar hala susuyordu.
Parmak uçlarımı duvarlarda gezdirirken, birden sol alt köşedeki zemin mozaiklerinin altında hafif bir seğirme fark ettim. Diz çöküp, ellerimle parmaklarımı hareket ettirdim. Tozun altında küçük bir panel vardı. Parmaklarım donuk düğmeye dokunduğunda, elektrikle dolu bir tık sesiyle beraber zemin parça parça açıldı.
Karşımda, dış dünyadan saklanmış, gizli bir laboratuvar duruyordu.
İçerisi loş bir mavi ışıkla aydınlatılmıştı. Duvarlardaki paslanmış borular arasında, karmaşık cihazlar ve monitörlerde donmuş ekranlar, bilimle ölümün iç içe geçtiği o anlara tanıklık ediyordu. Sessizlik, burada artık bir huzur değil, tehlikenin kışkırtıcı nefesi gibiydi.
Masaların birinde, sararmış dosyalar ve eski moda bir teyp çalar duruyordu. Ellerim titrerken, kayıtlara ilk dokunmamla buz gibi bir hava üzerinde gezindi. Ses kaydını açtım.
“Deney protokolü 12 B-7-3: Denek Emir Yılmaz’a uygulanan hafıza modülasyonu başladı. Yoğun ilaç rejimi ve nöral implantlar kullanılıyor. Amaç: Gerçek kimliğin silinmesi, kontrol altına alınması.”
Kalbim öyle bir sarsıldı ki, ayakta kalmakta zorlandım. Neden? Neden benim adım o kayıtta vardı? Neden bir “denek” olarak adlandırılıyordum?
Elimdeki kağıtlarda daha fazlası vardı.
Bir sayfa uğulduyordu. Üzerinde yazan tarih, birkaç ay öncesine aitti. Deney süreci ayrıntıları, kullanılan kimyasallar, verilmiş ilaç dozları, laboratuvar notları: Tüm bunlar, hafızamı çatırdatan, beni kendime yabancılaştıran gerçeklerin kanıtlarıydı.
“Emir Yılmaz, deney süresince yüksek strese karşı …” cümlesi o kadar çok kez ve o kadar acımasızca yazılmıştı ki, satır aralarında ruhumun parçalandığını hissediyordum.
Birden arka kapıdan gelen metal bir sürgünün açılma sesi, irkilmeme neden oldu.
Nefesimi tutarak kapıya doğru döndüm. Gölgeler içinde beliren siluet, bana bakıyordu. Yüzü gözükmemekle birlikte, adım attığı her yerde soğuk adrenalin salıyordu.
“Sen... burada ne arıyorsun, Emir?”
Ses tanıdık, soğuk, kontrolcüydü.
“Selim,” dedim, sesi titreyerek, “Beni buraya kim getirdi? Neden?”
Karşımdaki kişi, sinsi bir gülümsemeyle birkaç adım daha yaklaştı.
“Gerçek seni unutturdular, Emir. Hafızanla oynadılar. Ama burada, yıllardır saklanan sırlar ortaya çıkınca, oyun başlıyor. Ve sen, çok kısa zamanda sadece bir denekten fazlası olacaksın...”
Dudaklarımın kıvrıldığı bir gülümseme değildi bu. Korku ve isyan arasında gidip gelen bir yaralı hayvanın çaresizliği.
İçimde kaynamaya başlayan sular aniden yükseldi—cevapları bulmak üzere yola çıkarken, beni bekleyen karanlık oyunun tam ortasına konmuştum.
---
Ve o anda, laboratuvar kapısının dışındaki metal ayak sesi sıklaştı.
Birisi geliyor, biri yaklaşıyordu.
Sessizlik, patlamaya hazır bir bomba gibi göğsümde şişip duruyordu.
Ne yapmalıydım?
Kaçmalı mıydım? Yoksa yokluk içinde gizlenip, bu lanetin DNA’sını çözmeli miydim?
Tam o an, arka kapı ağır ağır açıldı ve kasvetli koridorun ışığı içeri sızdı.
---
Bölüm sonu. Devamı gelecek...