Chapter 10
Sis, kıyı boyunca ağır ağır yayılırken, İsmail’in gölgesi beni sıkıştırdı. Ellerini cebinden çıkarmadı ama bakışı keskin, kalbim üzerindeydi; titremeyle karışık bir sessizlik çökmüştü. Yaka paça, ellerim boşluktaydı. İçimde kıvranan anaforun, dışarıdan gelen o sinsi fısıltılarla birleştiğini hissettim.
“Biliyorsun, güvenilmez yüzler en beteri, Emir.”
İsmail’in sesindeki acı maske, bıçağın kemiğe değdiği andı. Bu cümle, önümü göremediğim karanlık bir tünelin başıydı.
“Ne demek istiyorsun, İsmail?” diye çıkardım sesi. Ama aslında bilir gibiydim. Bu şehir, bu gece, her köşesi daha önce “aynı” kelimesiyle bağladığım güvenin üzerine intikamla yürüyordu.
Adımlarını arkamda hissettim. Ürkek, yokuş aşağı gider gibi yorgundu yokluğu. Ama gözleri bütün geceyi, bütün kaderimi bana fırlatıyordu.
“Üzerindeki yük ağır, Emir. Hafıza, hani hafıza? O senin değil artık. Selim’in kontrolünde. Sen sadece bir kuklasın, unutma bunu.”
Sözler yerçehlini kırıp yüzüme çarptı. Soğukkanlı gibi görünmeye çalışırken kalbim burkuldu. Bilemedim, utanç mıydı bu, yoksa öfke mi? Ama en çok da nefes almanın insafsız bir kıyamet olduğunu anladım.
Boğazımda bir düğüm, dudaklarımda bükülen tatlı acı, “Ona inanmıyorum,” dediğimde kendi kendime yalan söyledim. İsmail’in sözü, üzerimde bir ağırlıktı.
İsmail’in oyun alanı: Selim ile buluşma
Sisler arasında, uzun ve esrarengiz şehir sokaklarında, İsmail yavaşça ve görmezden gelemeyeceğim bir huzursuzlukla yürüyordu. O gece, nemli taşların arasından geçerken aklından geçen tek şey, Selim’le yapacağı buluşmaydı. Plan, Emir’i daha da derinlere sürüklemek, onu kendi karanlığına hapsedecek bir tuzak kurmaktı.
Selim karanlık bir kafede onu bekliyordu. Mekanın içinde çay demlenirken yükselen buhar, eski ahşap masaların üzerini dolduruyordu. Selim’in gözleri, pencereden dışarıyı gözetleyen bir yırtıcı gibi parıldıyordu.
“İsmail, ilerlememiz için Emir’i kırmalıyız. Ağzından kaçanlar, unutulmuş detaylar hepsi bizim için birer anahtar olacak.”
İsmail gergin bir tebessümle cevap verdi, “O her zamankinden daha kırılgan. Hafızası sarsılmış, kalbi kırık. Emir’i tamamen teslim almamız lazım. Böyle devam ederse, karanlığı içine gömmek mümkün olacak.”
Selim, sigarasından çıkan dumanı yavaşça üfledi. “Biliyorum. Seninle bu işbirliği olmazsa, kendi planlarım suya düşer.”
İsmail’in gözleri karanlıkta parıldadı; birden karar veriyormuş gibi, “O zaman başkan olacağız. Kendi oyunumuzu kuracağız. Ama dikkatli olmalı, Emir bir şekilde uyanabilir.”
Her kelime, İstanbul’un puslu gecesine düşen karanlık damlaları gibiydi. Ve her damla, Emir’in hayatındaki eski gerçekleri daha da bulanıklaştırıyordu.
Emir’in çaresizliği ve içsel fırtınası
Kıyıdaki sokakta yalnız kalınca, ciğerlerim daraldı. Ruhumun derinliklerinden yükselen sessiz bir çığlıkla karşılaştım. Hafızam pusuya yattı. İsmail’in sözleri dönüp duruyordu kafamda, zihnimi ele geçirdi. Kendimi tutmak istedim, ama sisli karanlıkta adımlarım ağırlaştı.
Ay ışığı, sokak lambalarının eskitilmiş camlarından boğuk bir sarı saçıyordu. Yerde kıvrılan bir gölge gibi hissediyordum kendimi. İçimde bir yerde, geçmişimin bir parçası kararan bir aynada yansıyordu. Nasıl kurtulurdum bu tuzaktan? Hangi ipi çekersem gerçekler ortaya çıkardı?
Tenimde buz gibi bir ter akmaya başladı, ellerim titriyordu. Çevremdeki dünya sanki ben fark etmeden çatlamaya başlamıştı.
“Emir...”
Ses kendi içimde yankılandı ama cevap yoktu bunda. Kaçış yok gibiydi. Kalbim ritmini kaybetmiş, suskun bir adama dönüşmüştü. Tuzak o kadar sarmıştı ki, hangi köşeden çıkacağını bilemez hale gelmiştim. Karanlığın içinde kıvranan bir kurt gibi.
Şehir ise puslu ve sinsiydi. Sokaklar, eski taşlar, sivri kuleler bana ait olmayan hatıralarla doluydu. Siyah bir maske gibi üzerime oturduğunu hissediyordum.
Kendimi savunacak herhangi bir zemin yoktu. İsmail’in ihanetini gördükten sonra Selim’in adımları daha yakınlaşmıştı. Artık sadece çaresiz bir esir olabilirdim.
Birden, uzaklardan hızlı bir adım sesi beliriverdi. Ne olduğunu anlamadan sol yanıma ilişti bir gölge.
Kime aitti?
Sistem anında beyaz bir çıtırtıyla kilitlendi. Devam etmek imkânsızdı.
Adımlar biraz daha hızlandı, yanıma varmaya yakındı.
Ve ben, girdapta dönen bir yaprak gibi, nasıl kurtulacağımı bilmez halde, sisin içinde kayboldum.
---
Kısım sonunda. Devamı gelecek...