Chapter 8
Kapı kolundaki sert tıklama, Elif’in ruhunda gecenin karanlığından daha soğuk bir yankı bırakmıştı. Elleri, titreyen kalbinin ritmine uymazcasına sanki kendi kabuğundan ayrı düşmüştü; nefesi boğuk ve düzensizdi. Başındaki sis ağırlaşıyor, odadaki her gölge derinleşiyordu.
Bir anlığına, sessizlik üzerine çöken puslu bir battaniye gibi odanın üzerini kapladı. O tıklamanın bir ritim değil, bir işaret olduğunu biliyordu; geçmişten koparılan iplerinin arasındaki bir düğüm, yeniden çekiliyordu.
Ama kimdi kapıda? Korhan’ın adımlarını saymamış olamazdı; ya da gerçekten bir yabancı mıydı?
Cevaplar, damarlarda dolanan korkuyla birlikte yaklaştı.
Adımları duymaya çalıştı; ama avuç içlerine kadar titreyen elleriyle kulaklarını kapatmaya çalışıyordu neredeyse. Korhan’ın gölgesi onu yeniden eliyle bastırmış, sessizliğin içinde onu kuvvetle yere indirmişti sanki.
“Elif, aç kapıyı.” Ses, buz gibi keskin ve umut verici değildi. Bir emirdi, kaçamak ya da barışma değil.
Kilit hesapsızca tıkırdadı, Elif istemeye istemeye geriye çekildi. Parmaklarıyla kapı tokmağını kavradığında, kalbindeki buz yine kıvrandı; ne zaman ve nasıl başladığını anlayamadığı bir sancı.
Kapı açılır açılmaz rüzgar gibi esen soğuk hava kızıl saçlarının uçlarını dans ettirdi. Korhan, her zamanki soğuk maskesiyle karanlığın içinde zaferle dolu bir ruin gibi duruyordu. Gözlerinde tıpkı mahkumların teslimiyetinde gördüğü ipuçları kadar sert bir gizem vardı, geri çekilmeyen, saldıran bir gölge.
“Geçmişin fısıltıları seni buraya getirdi, değil mi Elif?” dedi, kelimeleri avcunun içinde sabit bir bıçak gibi. “Ama unuttuklarını hatırlamak, düşündüğünden daha tehlikeli.”
Elif’in dudağı hafifçe titredi. “Neden... Neden yaptın bana bunu Korhan? Hafızamı silip bu hale getirdin.”
Korhan’ın yüzündeki çizgiler sertleşti. “Hafıza, tehlikelidir Elif. Bazen var olmaması gereken şeyleri taşır. Senin geçmişin, seni yok edebilecek bir bombadır.”
O an, yorgun gözlerinin köşesinde beliren bir sahneydi. Karanlık bir oda, insanların donmuş bakışları, güçle bastırılmış çığlıklar… Belleğinin derinliklerinden gelen fragmanlar gibi, ama bulanık, karanlık, kırık.
“Bana anlat,” dedi Elif, sesi ince ama kararlıydı. “Gerçekleri saklayarak bana ne fayda sağlıyorsun?”
Korhan, ister istemez kaşlarını çatıp bir adım daha yaklaştı. Masanın üzerindeki küçük, parlak cihazı işaret etti. “Bu... Bu yüzden var. Bu cihaz hafızanı temizledi. Seni korumak için.”
Elif’in yüreğinde birdenbire elektrik gibi yayılan acıyla dondu. Gözleri büyüdü, elleri istemsizce cihazın üzerine gittiği anda koruyucu bir refleksle arkasına adım attı.
“Sanma ki bu son. Hafızanı geri getirecek parçalar var; ama onları aramak, korktuğun gölgelerden kaçmak kadar tehlikeli.”
Korhan aynı an gölgesi gibi kayboldu, ardında sadece odanın soğuk havası ve titreyen yankılar kaldı.
Elif, titreyen elleriyle yavaşça üzerinde duran cihazı kavradı. Soğuk metali, geçmişinin gerçeklerini açığa çıkarabilecek bir anahtar mıydı, yoksa onu tamamen yok edecek bir mahkûmun bileti mi?
O anda, kulaklarında bir tıkırtı duyuldu. Dışarıdan gelen sessiz, ama kararlı bir adım sesi.
Kapı tekrar tıkladı.
Ve sessizlik, tekrar içinde kaybolmak istemediği bir sır gibi kaldı.
---
[Devam edecek...]