Chapter 7
Notun ağırlığı, Elif’in ellerinde somutlaşıyor gibiydi. Parmak uçları hafif titrerken, küçük kâğıt parçası soğuk bir yük olarak göğsüne çöktü. "Babam sadece kaybolmadı... O, iz bırakıldı." Kelimeler zihninde yankılandı, her biri birer gizemli kibrit çöpü gibi. Sihrini, gizemini elleriyle kırmak istemezcesine, notu cebine dikkatle yerleştirdi.
Sis, akşamın alçak penceresinden içeri süzülürken, sokağa yayılan hafif nem, ciğerlerine acı bir tazelikle doldu. Gölgeler gerçekten daha yakındı. Sokak lambalarının kaçamak ışıkları, koridorun köşesinden çıkan gizemli karaltılardan kaçınır gibiydi.
Elif, kapı eşiklerine tutunarak destek aldı. Yalnız değildi aslında, geçmiş onunla beraber yürüyordu ama yüzünü hatırlayamadığı eski bir arkadaş aniden var oldu.
"Elif... sen... bu gerçek mi?" diye mırıldandı ardında bir ses, ince, titrek ama bir o kadar da kararlı.
Elif yavaşça döndü. Gözlerinin içine dalan o tanıdık bakışlar... çok uzaklardan fırlamış gibi, ama yine de onlara ait. Zeynep’ti. En iyi arkadaşlarından biri. Onun küçücük, sıkışık kalabalığın içinde kıpırdanan yüzü ve gözlerindeki karmaşık şaşkınlık, Elif’in içini eşine az rastlanır bir mucizeyle doldurdu.
"Sen... gerçekten sensin," dedi Zeynep, sesi yumuşacık bir fısıltıya dönüştü. "Ama neden, Elif? Neden böyle kayboldun?"
Elif, kelimeleri zihninde buluşmaya çalışırken romanın karanlık sayfaları arasında gözlerini devirdi. Hafızasının o kalın perdesi, nasıl da bir çırpıda bıraktığı her şeyi geri almıyor gibiydi; yüzler, isimler, anılar... Hepsi birbirine karışıyor, bulanık bir sisle sarılıyordu.
"Söylemek istediğim çok şey var," diye fısıldadı Elif. "Ama önce... neden beni bulamadınız? Neden kimse…"
Zeynep kelimesini kesti, alnında bir çizgi belirdi. "Korhan yüzünden," dedi. "O, bu şehirdeki en karanlık gölge ve senin geçmişindeki ipleri koparmaya yemin etmiş."
Elif’in yüreğine buz gibi bir rüzgâr esti. Korhan Deniz ismi, dudaklarından görünmeden çıktığında, üzerindeki yük neredeyse dayanılmaz hale geldi.
"Onu biliyorsun," dedi Elif, sesinde umutsuz bir titreme.
"İstersen başka birini getirebilirim, belki o sana daha çok hatırlatır," diyen Zeynep’in sesinde hem umut hem kuşku vardı.
Bir an için, kapıdan hızlı bir adım sesi duyuldu. Kalabalıkta bir şeyler değişti. Gözler, sessiz bir hamleyle Elif’i işaret etti.
Aralarından başka biri çıktı: Sarp.
Elif’in başı hızla sallanırken, yüzünde tanıdık ama hayal kırıklığına dolu bir ifade belirdi.
"Sarp... Sen..." Elif kelimeleri parçalıyordu. İçini saran karmaşık duygular arasında bir iplik kopmuş gibiydi.
Sarp ise bakışlarını kaçırdı, ağız kenarında ince bir gülümseme belirirken, gözleri dolanmadan önce bekletti. “Her zaman hatırlanacak kadar önemlidir bazı isimler...” dedi sessizce ama o sözün altında gömülü yalan ağır bastı.
“Peki, neden birçoğumuzdan saklandıksın?” diye sordu Zeynep, sesi soğuk bir bıçak gibi keskin.
Elif, vücudunda bir tuhaflık hissetti. Bir kalp atışı boyunca tüm kafası karanlığa gömüldü. Sarp’ın gözlerinde bir şeyler saklıydı; belki de kendi hatırladığı gerçeklerin aynasına vurulmamış bir yansıması.
"Yalan mı söylediniz bana?" Elif titreyen sesini yankılattı odada.
Sarp’ın gülümsemesi azıcık daha büyüdü ama gözlerinde korku vardı şimdi. “Her zaman anlatılması gereken her şey söylenmez Elif... Bazıları sır olarak kalmalı.”
Gözlerindeki gizemle, Elif’in yüreğindeki pek çok soruyu daha büyüttü. Böylece, orada, sisler içinde sarsılan yürekle kapıyı aralayan Elif... yeni bir gölgeye davetliyken geçmişinden kopan ipler arasında, gerçek yalnızca biraz daha bulanıklaştı.
Tam o anda, kapı koluna sıkı bir tıklama geldi.
Kalp atışları hızlandı.
Kimdi o?
Ve yalanlar hangi gölgenin başındaydı?
---
[Devam edecek...]