Chapter 5
Gölgeler hâlâ odanın içine sızıyor, duvarlarda kıpırdanıp büyürken Elif’in kalbinde de aynı o gölgeler gibi derin, kıpırtısız bir boşluk vardı. O anın ağırlığı, nefesinin ritmini bozuk bir orkestra gibi parçalara ayırmıştı. Parmakları hâlâ hafifçe titriyordu; sanki görünmeyen bir kuvvet, üstüne yapışmış, onu olduğu yerde tutmaya çalışıyordu.
Gözleri, yarı açık duran pencerenin ardından sızan soğuk ışığa odaklanmaya çalıştı. Şehir, pusun içinden yorgun adımlarla ilerleyen düşkün bir hayalet gibi görünüyordu. Odaya sinmiş o ağır havayı yenmek için bir şeyler yapması gerektiğini biliyordu. Ama ne?
Ayağa kalkmak istediğinde dizlerinin yerden çekilmediğini fark etti. Dizlerinin üstünde, titreyen elleriyle tozla kaplanmış küçük ahşap sandığı çekti. Sandık, ayaklarının dibinde, yıllar boyunca unutulmuş, sessizliği bekleyen eski bir hazine gibi duruyordu.
Parmaklarını sandığın yüzeyine gezdirdi; derin çatlaklar, kırık oymalar, eski boyanın atmış teni. İçinde, hayatının sırlarını sakladığını hissettiği bir an bulmak tek isteğiydi şimdi. Sandığın kapağını açarken kalbi kıpır kıpır atmaya başladı. İçeride, sararmış sayfalardan oluşan bir kitap duruyordu—günlüğü.
Elif, adeta yutkunarak günlüğü kucağına aldı. İlk sayfasını açtığında, hafifçe yıpranmış mürekkepten yayılan kokusu burun deliklerini doldurdu. O koku, geçmişin ta kendisiydi. Hatırlamanın gömülü yanıtları buradaydı—ya da en azından umudu...
Sayfalar yumuşakça elleri arasında kayarken, önceleri dağınık, sonra giderek keskinleşen satırlar okunaklı hale geldi gözlerine:
“Bugün Korhan’la son kez konuştum. Her zamanki gibi soğuk, her zamanki gibi tehditkâr. Gizlediği şeyler var ve ben bir yerden sonra susturulmayacağım.”
Elif’in kalbi sıkıştı. Bu satırlar, ona tam da beklediği cevapları değil ama ipuçlarını veriyordu. Korhan. O adam. Annesinin, ya da belki de kendisinin hayatını yakan kişi. Acı ve korkuyla karışık karmaşık bir nefes aldı.
Sayfayı çevirdi, satırlar giderek daha da karanlıklaştı:
“Geri dönmek istiyorum... ama geçmişim peşimi bırakmıyor. Hafızam bulanık, kim olduğunu bile hatırlamıyorum ama hissediyorum; tehlikede olduğumu, beni izlediklerini. Sana asla güvenme...”
Elif’in gözleri devrildi, saniyeler boyunca sayfaya kilitlendi. Ellerinin terlediğini, kalbinin boyunduruğunda sıkıştığını hissetti.
“Kime... kime yazılmıştı bu? Sana asla güvenme...”
Odanın kapısı ansızın gıcırdayarak aralandı, nefesini tuttu. Kalbinin ritmi bir anda hızlandı ve kulakları tıkandı sanki. Hangi adım atılırsa atılsın, tüm gerçeklerin o kapının arkasında saklı olduğunu biliyordu.
Ve o anda, kâğıdın üzerinde ince bir not daha belirdi. Gölgelerin arasından sızan tok bir fısıltı gibi:
“Onun yanında durma…”
Elif, günlüğü daha sıkı kavradı. Gecenin karanlığı ona hem gerçekleri fısıldıyor hem de boğuyordu. Gidecek yer yoktu artık. Sadece tek bir soru vardı:
Korhan’dan nasıl kurtulacaktı?
Tam o anda, koridordan bir tıklama sesi yükseldi. Kapının ardında birisi vardı. Elif’in nefesi yavaşladı; parmakları günlüğün son sayfasına sıkıca bastı.
Gözlerinin önünde, her şeyin patlak vereceği o an yükseliyordu.
Ve kapı tokmak sesleriyle yavaşça vuruldu...
---
Bir sonraki sayfada ne yazıyordu? Kimdi Elif’e bu notları bırakan? Ve asıl tehlike ne zaman ortaya çıkacaktı?
Kalplerinizi sıkıştıracak cevaplar, gölgelerin ardında saklanıyordu.