NoveliqaUnutulmuş Sırlar: Gölgeler İçinde Kayıp / İlk İpucu :0%
Log in

Chapter 3

İlk İpucu

Korhan Deniz’in adı ekranda titreyerek sönmüş, karanlık odaya gölge gibi sinmişti. Elif’in kalbi, o ismin ağırlığıyla boğulmuş, her nefesi cılız bir sızıya dönüşmüştü. Cebinden düşen telefon hafifçe yere çarptı, odanın sessizliğinde yankılanan o sesi bile duyabiliyordu. İnsan bedenindeki her damar, her sinir o anda diken diken olmuştu.

Parmaklarının ucundaki titreme, ekranı kapatmasına engel olmuyor; yerine yoğun bir karanlık çörekleniyordu gözlerinin önüne. Yine de, o isme dair aklında hırçın bir soru fırtınası kopuyordu: “Kimdi bu Korhan Deniz? Neleri biliyordu? Neden geçmişini gizlemeye çalışıyordu?”

Elif, yavaşça arkasına döndü, gözleri odanın köşesine ilişti. Küçük sehpanın üstünde bir kutu vardı; tozlu, eski ve neredeyse açılmayı bekleyen sırlarla dolu gibi. Kendisinde öncekinden çok daha güçlü ve kararlı bir dürtü oyandı. Geçmişinin peşinden koşacaktı, zorluk ne olursa olsun.

Ellerini derin bir nefesle ovuşturup kutuyu kaldırdı. Kutunun kapağını kaldırdığında, içinden sararmış, düzensizce dizilmiş fotoğraflar ve birkaç eski mektup fırladı adeta dışarı. Tozlu ve kokusuyla yüzyılların yükü sanki o fotoğraflara sinmişti.

Birini eline aldı.

Fotoğrafın yüzeyi, parmaklarının altında kaygan ve pürüzsüzdü. Üzerinde siyah beyaz bir kalabalık vardı; genç bir kadın ve küçük bir erkek çocuk, arka planda ise eski bir köşe kahvesi. Kadının yüzü çok tanıdık geliyordu, ama hatırlamıyordu. Ona baktıkça hafızasından karanlık bir boşluk açılıyordu.

Elif, fotoğrafı daha dikkatli incelediğinde, üzerinde tarih amblemi gibi küçük bir işaret fark etti: “1978.” Güçlü bir dalga gibi geçmişin soğuk nefesi ensesinde hissetti.

Küçük kutudan diğerlerini çıkartmaya devam etti.

Bir başka fotoğrafta ise, Elif kendini yeni ama yine donuk, yorgun bir şekilde görüyordu. Yanında bir adam vardı—yüzü biraz belirsizdi ama duruşundan tesadüfi biri olmadığı belliydi. Bu adam, siyah takım elbisesi ve sert bakışlarıyla sanki her şeyi kontrol eden bir dengi gibiydi. Sanki oradaydı, fakat o andan kesilip atılmış gibiydi.

O an bir şey fark etti. Elif’in gözleri büyüdü; adam, Korhan Deniz’di.

Kadının kalbi sert bir şekilde çarptı. Ellerini yumruk yaptı; fotoğrafı düşürmemek için azami dikkatle tuttu. Ama merak karşı konulmazdı. Bu adam ve kendisi birlikteydi… Peki o anda ne oluyordu? Bu buluşma, geçmişin hangi kapanmamış yarasının habercisiydi?

Bir sonraki fotoğraf, donmuş bir anda çekilmiş gibiydi. Korhan, Elif’e eğilmiş, ağızdan çıkan küçük sözleri ancak gözlerle hissedebiliyorsunuzdu. Elif’in yüzü donuk, gözlerinde karanlık vardı. Bu anın sıcaklığı yoktu, sadece sertlik ve ağırlık bariyeriyle örülmüştü.

Birden, Elif’in boğazında kuru bir düğüm hissediyordu. Anılar yoktu, ama duygunun yarattığı gölge o kadar gerçek ki, nefesini kesiyordu.

Takılı kaldı o karede, zamanın sırtını dönüp gitmesini izler gibi.

Birden kutudan başka bir fotoğraf saçıldı yere.

Bu fotoğrafta Korhan’la Elif, bir sürprizle gece yarısında, loş bir kafede buluşmuştu. Masada duran eski moda bir cep saati koyu renkteydi; zamanın farkı, bir sır perdesi gibi üzerlerine çökelmişti.

“Bu... Bu ne?” diye mırıldandı Elif, kendine inanamaz gözlerle. Hangi gizemli buluşmaydı bu? Niçin fotoğraflara yansımıştı ve hafızasının derinliklerinde neden iz bırakmamıştı?

O anda odanın kapısı usulca aralandı.

Elif hızlıca fotoğrafları toplar gibi yaptı ama birkaç kare yere düştü. O anın ağır sessizliği, kapının gıcırtısıyla paramparça oldu.

“Kim o?” dedi, sesi hem titrek hem sert. Kalbinde aynı anda korku ve öfke büyüyordu.

Kapı aralandı daha da açıldı, gölgeler arasında bir figür belirdi.

“Ben… Sadece kontrol etmek istedim,” dedi o figür, ama sesi bir komuta hükmündeydi.

Elif’in gözleri anında o ismi gördü alttaki etikette: “Korhan Deniz.” Fısıltıyla kendi varlığına meydan okuyan o adam...

Zaman dondu. Elif, nefesini tutmuş, elindeki fotoğraflardan kopamıyordu.

Korhan, ağır adımlarla içeri girdi.

Burası, kapkara geçmişin sınırındaydı.

Ve o sınır, şimdi çok net çizilmişti.

Elif’in kalbindeki ipuçları ciddi bir fırtınanın tam ortasındaydı.

“Sana anlatacak çok şeyim var, Elif,” dedi Korhan, gözlerinin arkasında bir buz kütlesi duruyordu.

Ve Elif, artık kaçamayacağını biliyordu.

Kollarındaki hafif bir titremeyle, fotoğrafların arasındaki o gizemli buluşmanın sırrı açılmak üzereydi.

Ama o sır, her şeyi değiştirecekti.

Bir kelime fısıldayabilirdi. Ya da bütün dünyasını paramparça edebilirdi.

Tam o anda, koridorun sonunda başka bir gölge hareketlendi.

Elif’in dünya görüşü, bir anda karanlıkta parçalandı.

Ve bölüm, tüyleri diken diken eden sessizlikte, bilinmezin kapısını aralayan o fotoğrafın yansımasıyla bitti...

---

*Bir sonraki sayfada ne var?

Korhan ile Elif arasındaki bu soğuk, ama anlam yüklü karşılaşma esnasında, Elif’in zihninde yavaş yavaş şekillenmeye başlayan gerçekler su yüzüne çıkmaya başlayacak. Karanlıkta yatan sırların intikamla mı, yoksa kurtuluşla mı sonuçlanacağı sorusuysa, soluğunuzu kesecek.*