Chapter 2
Kapının eşiğinde durduğu anda, karanlık bir ağırlık çökmüştü Elif’in omuzlarına. Soğuk rüzgârın keskin pençesi, yüzüne vuran gölgeyle yarışır gibiydi. Kalbi, boğazına vuruyordu; her atışında titrek bir kürekle karanlıkta boğuluyordu sanki. Derin nefes almak istedi ama ciğerlerine dolan hava, boğazına saplanan diken gibi acı veriyordu.
Kim o? diye tekrar sordu ses. Ama cevap yoktu. Sadece rüzgârın uğultusu ve uzaklardan gelen bir koşu sesinin ayak sesleri yankılanıyordu.
Elif, kollarındaki titremeyi hissetti. Parmak uçları uyuşmuş, tırnaklarının altı beyazlamıştı. Gözlerini kırpmadan, dimdik durarak bekledi. Geri adım atmak, kaçmak gibi seçenekler şimdilik yoktu.
Kapı aniden açıldı.
Ama arkasında kimse yoktu.
Önünde, kalın sisin içinde yavaşça eriyen boş koridor uzanıyordu.
Bir anlığına omzunun üzerinden emin olamadığı bir gölge süzüldü. Gözlerini kısarak bir ipucu aradı. Tekrar kapıyı hafifçe itti. Ne ses ne hareket. Yalnızca soğuk hava, kıpırtısız sessizliği bölüyordu.
Kalbi hâlâ çarparken, “Nasılsın?” dedi kendi kendine, sesi çatallı, yabancı.
Ta içten gelen o ses, kendi kendine bir yabancı gibi gelmişti şimdi.
Hiçbir cevap alamamak, bir boşluğa fısıldamak gibiydi. Kendisinden bir parça bile tanıyamıyordu.
---
Sarkık omuzlarıyla geri çekildi. Salondaki lambaların sönük sarı ışığı, kırık dökük mobilyaların arasından süzülüyordu. Hala bahçenin o tanımadığı yerde, kendine ait olmayan bir evde olduğunu hissediyordu. Yüzüne yapışan ağır yorgunluk, bakışlarında bulanık bir sis yaratıyordu. Hafızasının karanlıkta kayboluşu, her an daha derin bir buz kütlesi gibi içinde davul sesi gibi yankılanıyordu.
Elini cebine götürdü; telefon oradaydı. Titrerek açtı.
Ekranda bir mesaj bildirimini gördü. Yazılar bulanıktı, kafası karışıktı; ama okuduğu kelimelerin anlamsızlığı beyninde çatlak bir ayna gibi yankılandı.
“Arandı: Korhan Deniz”
Adın yazdığı satır, tenini diken diken etti.
“Korhan Deniz...?” kelimesi düğüm düğüm çözülemeyen bir sır gibi taşıyordu.
Elif, telefonu gözlerinin önünde salladı. Parmakları titredi, nefesi hızlandı.
Kim bu? Neden adını daha önce duymuyorsunuz?
---
Sadece o an değil, etrafındaki her nesne bir yabancıydı. Kapı çıtlamaları, tavan arasından inen küçük bir rüzgâr hışırtısı bile tanıdık gelmiyordu.
Ben kimim? diye sordu yine kendi kendine.
Kara gözleri odanın köşelerinde dolaştı. Masanın üstünde duran eski bir fotoğraf dikkatini çekti.
Yavaşça, elleri göz bebekleri gibi titreyerek fotoğrafı aldı. Üzerinde gülümseyen, elleri birbirine kenetlenmiş bir kadın ve yanında bir adam vardı.
Kadının yüzüne odaklanmaya çalıştı ama siyah-beyaz bulanık fotoğraf, anılar gibi yakınlaşıp kaçıyordu. Sanki yıllarca unutulmuş bir anı fısıldıyordu, ama dili, sesi kopuktu.
“Kim bu?” dedi sesinden kendisi bile emin değildi.
---
Cep telefonundaki ekranda tekrar Korhan Deniz ismi yanıp sönüyordu.
Gecenin karanlığında kendi kimliğinin gölgeleriyle mücadele eden Elif, ilk kez bir bağlantıya tutunabilmişti belki de.
“Kim olduğumu biliyor olabilir misin?” diyordu neredeyse umutsuzca telefona bakarken.
Ama telefon sessizdi. Sadece bir çağrı gelmişti.
Parmakları titrekçe gelen aramaya dokundu.
Ekranda ise sadece üç kelime yanıyordu:
“Arama reddedildi.”
Elif’nin yüreğinde bir buz parçası erimeye başlamış gibiydi. Ama ardında daha da derin bir karanlık vardı.
Tam o anda, kapı hafifçe çalındı. Altı boş bir not gibi odada yankılanarak zihinlerine işledi.
Elif, derin bir nefes alıp kapıya doğru yürüdü.
Bu kez, arkasında kim olduğunu öğrenmek zorundaydı.
---
O an kapının dışında beliren siluet, geceyle bütünleşmiş bir gölge olarak durdu.
Elif, elini kapıya koyup parmağını nazikçe bastırmak üzereydi ki...
---
Vazgeçtim, artık bilmeli...
---
Kapı aralanırken ışıklar birden kısılıp odanın her köşesine uzanan karanlıkta, Korhan Deniz’in adı telefon ekranında hâlâ yanıp sönüyordu.
Ve bölüm, korkuyla hatırlanacak bir adın, geçmişin kapısını aralamanın eşiğinde, nefeslerin donduğu o anda bitti.