Chapter 16
Bıçak... Parlak, acımasız ve ölümcül.
Elif’in kalbi, göğsünde deli gibi çarpmaya başladı. Nefesi, boğazına takılmış küçük bir hayalet gibi kısılı kalmıştı. Bıçak bir kez daha yansayarak sallandı; Korhan’ın gözlerinde soğuk, kırmızı bir kıvılcım.
“Tam da zamanı,” dedi Korhan, sesi keskin ve karanlıktan kopan bir hırlama gibiydi.
Elif, kendini geriye doğru itmeye çalıştı ama arkasında durağan duvar, önünde ölümün dondurucu soğukluğu... Ellerini ürkekçe kaldırıp, bıçağın ucuna doğru savurulan sivri çeliği yakalamak istedi ama toprak kadar soğuk ve sertti.
O anda, flaş gibi bir ışık parladı içinde. Ne korku, ne yılgınlık... sadece, yaşam arzusu vardı.
Gözlerini kapadı ve tereddüt etmeden, her şeyi bırakıp odanın köşesine çarptı.
Bıçağın ucu, boşluğu keserken havada ıslık çaldı. Korhan’ın adımı daha da yaklaştı, ağır ve meydan okuyucu. Elif, toprağa yapışmış ellerini arkasında sıktı; parmakları beyazladı.
Ve sonra... dış kapı aniden aralandı.
*
Kapı sertçe açılır açılmaz odanın sıcak havası aniden serinlemeye başladı.
Elif, yerde hedefsizce yuvarlanarak hemen ayağa kalktı. Gözleri, o anlık beton duvarda yaşlı bir kapı gördü; üzerindeki toz tabakası, yılların sırrını fısıldar gibiydi.
Korhan, arkasını dönüp ona doğru döndü, terli alnını silerken, nefesini ağır vuruyordu.
“Burası... gizli bir yer,” dedi kendinden emin, sinsi bir tonda.
Elif, yıkılmış bedeninin verdiği acıya rağmen, gözlerindeki kararlılıkla cevap verdi: “Burada ne saklanıyor, Korhan?”
Korhan'ın ağzının kenarında ince bir gülümseme kıvılcım çaktı, o uğursuz ifade tam şimdi dondu.
“Burada… herkesin bilmemesi gereken şeyler var,” dedi, alçak bir sesle.
Birdenbire, tekrar bir hareketlilik başladı. Korhan elini kapının tokmağına doğru uzattı, arkasındaki karanlık odalar yavaş yavaş uyanıyordu.
Elif, nefesine hakim olmaya çalışarak, ellerini ovuşturdu. O an, içinde yankılanan tek düşünce belliydi: “Buraya girmeliyim. Kapanmayan kapıların ardında yaşam, ya da ölüm saklı.”
*
Kapının menteşeleri gıcırdarken, ağır ve korkutucu bir sır perdesi aralandı.
İlk oda... tozlu raflarla doluydu. Eski kitaplar, fotoğraflar, sararmış kağıtlar... Zamanın unuttuğu hikayeler.
Elif, bir kitabı eline aldı. Sayfalarında karalanmış notlar, kimi gece yarılarından kalma tepkisiz bir çığlık gibiydi.
“Korkarım... geçmişin puslu gölgeleri burada yoğunlaşıyor,” diye fısıldadı.
Korhan yaklaştı. Gözleri sabırsız, yüzünde geçmişin pişmanlığı ve şimdiye dair bir meydan okuma vardı.
“Sen bu sırları bilmemelisin,” dedi. “Ama artık çok geç.”
Fakat Elif, sakince karşılık verdi:
“Benim hayatımda her kapı açılacak, Korhan. Söz veriyorum.”
*
İkinci odaya geçtiğinde... bambaşka bir atmosfer vardı. Elektrik hattı olmayan, toprak zeminde birkaç eski sandık dizilmişti.
Sandıklardan birini açtı. İçinde, ağır bir deri cüzdan, eski bir saat ve kahverengi sararmış mektuplar vardı.
Birini dikkatle alıp açtı. İçinde babasının el yazısı vardı.
“Hala yaşıyor, hala burada...” diye düşündü Elif. Mektuplarda geçen satırlar, ona ait olmayan ama hissettiği bir bağ içeriyordu.
Gözleri doldu; ama bu kez kaybolan değil, yeniden bulunan birilerinin soluğu vardı sanki.
“Elif... babanla ilgili her şey burada…”
Korhan’ın sesi kapı eşiğinde yankılandı, bu kez kendi sırrının ağırlığıyla doluydu.
“Ve baban... bu kente dair çok karanlık şeyler biliyor,” dedi fısıltıyla.
*
Son odaya vardıklarında, Elif kendini tamamen başka bir dünyanın içinde buldu.
Duvarlara yaslanmış rafların arasında, ağır bir kutu duruyordu. Üzerinde babasının ismiyle öksekan geliyordu. Soğuk metal parmaklarını titrettiği kutuyu açtı.
İçinde, eski ama korkutucu, karanlık bir obje vardı. Küçük ama gücünü hissettiren, belirsiz ve tehditkar bir nesne…
Kalbi dondu.
Bu, babasının sırrının kalbiydi. Kendisini ve geçmişini örten gölgelerin kökü.
Ve o anda, kapı arkasında bir çatırtı duydu.
Bir adım daha yakınlaşan tehlikenin soğuk nefesini ensesinde hissetti.
Elif yutkundu, yüreği hapsolmuş bir isyanla hızla bağırdı:
“Bu kapılar neden kapanmaz, Korhan? Neden her açtığımda daha derin bir karanlıkla karşılaşıyorum?”
Korhan, ağır ağır yaklaştı, yüzünde eskiden kaybolmuş bir tebessüm gibi. Sözleri gölgelerde kayboldu:
“Çünkü bazı sırlar, senin düşündüğünden daha az unutulur. Bazıları ise... asla affedilmez.”
Ve kapının arkadan kilitleniş sesi bütün karanlık odaları sardı.
---
[Devam edecek...]