Chapter 13
Kapının çarpma sesi, küçük odada yankılanarak Elif’in kulak zarlarını patlatıyordu adeta. Omzundaki el bir an için donakalmış, her şey o kadar ağır, o kadar gerçek dışı görünmüştü ki… Elif, derin bir nefes almayı unuturcasına kalakalmıştı. Soğuk ter, sırtından aşağı inip bedeninde örümcek ağı gibi yayılıyordu.
Omzundaki el yavaşça kaydı. Elif, titrek elleriyle kendine doğru döndü; karşısında beliren yüz Korhan Deniz’den başkası değildi. Gözleri, karanlıkta parlayan iki bıçak kadar keskin ve soğuktu.
“Yine buradasın,” dedi boğuk, tehditkar bir tonla, sanki içinde biriken tüm öfkeyi kelimelere dökmeye çalışıyordu.
Elif’in ciğerleri yanıyordu, kelimeler dilinin ucunda düğümlenmişti. Ama aklı donmuş gibiydi, otomatik olarak arkasındaki masaya, eski tahta dolaplara bakıyordu gözleri.
Korhan’ın gölgesini üzerinden atmaya çalışırken, düzensiz nefesiyle fısıldadı: “Ne istiyorsun benden?”
Korhan hafifçe gülümsedi, fakat bu gülümsemeye doğa dışı bir hırçınlık karışmıştı. Elif’in aklının girift labirentlerinde yavaş yavaş ortaya çıkan bir şeyler vardı. Her ipucu ona tek bir dikkati çekiyordu: Geçmişini unutmak zorunda kalmak.
Korhan, sert bir hareketle masanın üzerindeki eski bir kutuyu yanına çekti ve kapağını açtı. İçinden sararmış, kenarları kıvrılmış birkaç dosya çıktı.
“Bunlar… ne?” dedi Elif, bu sıradan mürekkebin kokusundan kaçmak istercesine hafifçe geriye adım atarak.
“Senin ‘bilmeni istemediğim’ şeyler,” dedi Korhan, gözleri sarmışçasına parlayarak. “Geçmişinle ilgili… o karanlık taraf...”
Elif, elleri hafifçe titreyerek dosyalardan birini aldı. Üstünde ne olduğu okunmaya çalışılabilecek kadar aşınmış büyük harflerle şöyle yazıyordu: “YALÇIN AİLESİ - ÖZEL DOSYA”
Bir anlık duraksama… Kalbindeki buzlar çatırdadı.
“Bu... babamın ismi,” diyebildi neredeyse fısıltıyla.
Korhan, sanki içinde büyüyen fırtınayı bastırıyormuş gibi, gürültülü bir nefes aldı. “Senin babanla benim eski ortaklığımız… O zamanlar kimse bilmiyor, kimse kavrayamıyordu.”
Elif’in gözlerinin önünde, kendisini kuşatan zamansız sonsuzluğun içinden bir sırrın gölgesi belirmeye başladı — bir anı kırıntısı.
“Bize ait birkaç belge…” Korhan aralıklı sönmekte olan ışık altında dosyaları açtı; Elif şaşkınlıkla her sayfaya baktı — siyah beyaz fotoğraflar, imzalı anlaşmalar, el yazılarıyla çizilmiş karmaşık şemalar…
Ve sonunda, gözleri durdu bir kağıdın üzerinde. Siyah kalemle atılmış büyükçe harflerle: “ORTAKLIK ANLAŞMASI — 1993”
Elif’in kalbi, boğazından hızla yukarı fırladı. O an, geçmiş diye düşündüğü puslu gölgelerden çok daha fazlası vardı. Çıngıraklı, kışkırtıcı bir ses gibi beyninde çınladı:
“Baban Korhan ile nasıl bu kadar yakın olabilir? Neden kimse bundan bahsetmedi?”
Korhan, birden yumuşayan sesle devam etti: “Hatırlaman gerekiyor, Elif. Çünkü bu noktadan sonra geri dönüş yok.”
Elif elleriyle kağıdı sıkıca kavrarken, birden kapının sertçe tıklamasıyla irkildi. Gözleri kapıya fırladı.
Ama kapıyı açan, beklenen figür değildi.
Ancak anın gerginliği, Elif’in tüm bedeninde ani ve soğuk bir elektrik gibi yayıldı.
“Bu… yeni bir tehlike mi?” diye içinden geçirdi.
Masadaki dosyalar, unutulmuş herkesin sırlarını fısıldadı; geçmişin gölgesine sıkışmış sular sanki birdenbire hareketlenmişti. Elif, parmaklarının arasındaki evrakı bırakmak istemedi. Çünkü bu belgeler, kendisinin kayıp gerçeklerine uzanan kapıydı artık.
Korhan’ın bakışları ise, keskin bir bıçak gibi üzerindeydi: “Geçmişin o kadar da saklı değil, Elif… ama o saklı kalan sırlar… seni hayal bile edemeyeceğin yerlere sürükleyecek.”
Elif’in nefesi kesildi, kalbindeki düğüm daha da sıkılaştı.
Ve tam o anda— kapı bir kez daha aralandı. Gölgeler arasında yeni bir silüet belirdi; elinde yeni bir dosyayla, yüzünde ifade okunamayan bir kararlılıkla.
“Elif, sen...” diye başlayan bir ses, derinden, tehdit kokan ve derin sırların kapısını aralamaya kararlı.
Elif’nin iradesi, aniden kırılır gibi oldu.
Geçmişinin kapıları ardına kadar açılmıştı.
---
[Devam edecek...]