NoveliqaUnutulmuş Sırlar: Gölgeler İçinde Kayıp / Sonsuz Halüsinasyonlar :0%
Log in

Chapter 12

Sonsuz Halüsinasyonlar

Kapının kapanmasıyla birlikte ortam daha da ağırlaştı, nefes almak sanki daha da güçleşiyordu. Elif’in ciğerlerine dolan hava, aniden soğuk ve keskin bir hal aldı. Karanlık oda, flu bir sis tabakasıyla kaplanmış gibi görünüyordu ama bu sis, normal bir sis değildi. Beyninin derinliklerinde, yavaş yavaş çözülmekte olan puslu anıların içinden süzülen bir huzursuzluk dalgasıydı. Ellerini yumruk yaparken avuç içlerinde hafif bir ter yükseliyordu.

“Buraya kadar geldin ya, Elif.” diyen boğuk bir ses, duvarda yankılanıyordu sanki. Ama etrafta canlı kimse yoktu.

Uyuşmuş parmakları nazikçe titriyordu. Her nefeste, kalbinde daha güçlü bir ritim atıyordu. Artık geri dönüş yoktu. Korhan’ın dünyasının kapısından içeri girmeye hazırdı. Ve bu kapı, sadece deney odasının metalik soğukluğunda kapanmamıştı; aynı zamanda zihninin donuk, terkedilmiş koridorlarında da ağır bir kilit takmıştı.

Elif’i sabitlemişlerdi; yüksek teknolojiyle dokunulmaz hale getirilmiş elektrotlar kafasına ve bileklerine gergin tellerle bağlıydı. Gözlerindeki karanlıkta, çevresinde bulunan monitörlerin soğuk mavi ışığı titrek gölgeler oynatıyordu.

“Başlıyoruz,” diye fısıldadı kontrol ünitesinin diğer tarafından gelen genç teknisyen, sesi bir tık sertti ama içinde tereddüt gizleniyordu. Elif denemeden önce onun yüzüne baktı; gözlerinde beliren koca bir suçluluk vardı.

Tehlike anlaşılabilirdi, ama o artık geri dönme lüksüne sahip değildi. Hafızasını geri kazanmak için, kendi zihin tehlikesine göğüs germek zorundaydı.

*

Analiz cihazlarının ıslık sesi arasında Elif’in kafasında sızı artıyordu. Beyne zarif ama acıta acıta işleyen elektrik darbeleri, geçmişin en derin mahzenlerini zorla açmaya çalışıyordu. İçine çekilmekte olduğu halüsinasyonlar, yüksek bir dalga gibi beyninde çalkalanıyor, adeta gerçek ile sanrının ince ve belirsiz çizgisini yok ediyordu.

Beyninin kıvrımlarının içinde bir orman vardı; karanlık ve çıkmaz sokaklarla dolu. Elif, bu ormanda mahsur kalmış bir ruh gibi hissediyordu kendini.

Başını çevirdiğinde yer çekiminin kaybolduğunu, yerdeki her şeyin eriyip göğe doğru yükseldiğini gördü. Volkanik bir patlama sesine benzer bir uğultu ortamı dolduruyor, seslerin her biri, zihnindeki bir kapıyı açmak için bir anahtardı belki de.

“Ne oluyor bana?” diye mırıldandı, sesi yumuşak ve kırılgandı. Ama cevap yoktu; sadece algılarının içine sızan devasa bir çığlık yankılanıyordu.

*

Gözlerinin önünde resimler dans etmeye başladı—kadim anılar, kırık bir süreklilik içinde, ama bulanık ve yarım yamalak. Bir odada oturuyordu; elleri titrek. Gözleri doluydu ama bu ona aitmiş gibi görünmüyordu. Sonra bir çocuk sesi yükseldi, ince ve korkmuş:

“Elif, beni neden hatırlamıyorsun?”

Ses, buz gibi bir rüzgar gibi içini titretti; ardından bir anlık parlaklık… ve karanlık.

*

Kendini aniden yere düşerken buldu. Etrafında beyazlar ve gri tonlar hâkimdi. Soğuk bir ter bastı. Gözlerini araladığında, yanındaki monitörlerden birinde kendi kalp atışının hızlandığını gördü. Vücudu sarsılıyor, kalbi hırçın bir savaş veriyordu.

“İyi misin, Elif?” dediler dışarıdan, ama o artık orada değildi. Kendi içinde, çok daha karanlık ve anlaşılmaz bir yerdeydi.

O anda, gözlerinin kapanmaya başladığını hissetti. Burnuna yoğun bir yanık kokusu doldu. Aslında yanıyor muydu yoksa bu kokuyu mu hayal ediyordu, ayırt edemedi.

Birdenbire, yanındaki monitörün yansımalarında hareket eden bir siluet belirdi. Siluet, vidanjör gibi süzüldü, kafasının üzerinde bir karanlık sarmal oluşturdu. Detaylar netleşmeye başladığında, Elif’in kalbi bir anlığına bile duracakmış gibi attı.

*

“Kim o?” diye fısıldadı boğuk ve cılız.

Silüet gülüyordu; ama gülüşü insan sesinden çok uzak, derin ve ürperticiydi. İğrenç bir sessizlikte yankılanan bu gülüş, Elif’in derisinde diken diken etkisi bıraktı.

“Hatırla…” dedi siluet yanında esrarengiz bir fısıltıyla, “beni hatırlamalısın... Gölgelerin içinden...”

Elif karanlığa saplanmıştı sanki. Figür, hayatı boyunca görmediği tüm kabusların canlı hali gibiydi. Gözleri, çaresiz ve çözümsüzce ona kenetlendi.

Bir adım attı; o adımın sesi bile yoktu ama odanın içi sarsıldı.

Elif’in aklı, sonsuz bir boşlukta savrulurken, bedenine yayılan bir elektrik akımı tekrar yükseldi. Göz kapakları yarı kapalı olmaya yüz tuttu.

Şu an tam olarak anladı—bu deney sadece hafızasını geri getirmekle kalmıyor, tespit edemediği karanlık sırların içine çekiliyordu onu.

Ve o an, figür aniden…

… elini Elif’in omzuna koydu.

Zaman yavaş bir istifhamla dondu.

Ve sonra...

Kapı aniden çarptı.

---

[Devam edecek...]