NoveliqaUnutulmuş Sırlar: Gölgeler İçinde Kayıp / Karşılaşma :0%
Log in

Chapter 11

Karşılaşma

Kapı, ardında bıraktığı tatlı mı tatlı, bozucu bir sessizlikle geri kapandı. Elif, hâlâ nefesini tutuyordu. O anın yükü omuzlarına ağır bir çuval gibi çökmüş, ciğerlerini sıkıştırıyordu. Yalnızca bir anlıktı; yine de o an bütün geçmişinin gölgesi üstüne çökmüştü.

Korhan Deniz.

Adamın sesi, hiç olmadık bir anda odanın köşesinden fısıldadı:

“Beni bekliyormuşsun gibi görünüyor, Elif.”

Gözlerini kırpmadan, titrek bir sesle cevap verdi Elif.

“Sen... Neden burada, Korhan?”

Karanlıkta, adamın yüzünde ince bir aydınlanma belirdi. Keskin hatları ona yaklaşırken daha da soğuk, daha da tehlikeli oldu.

“Senin için gelmedim demem mümkün değil. Ama buraya bıraktığın birkaç cevabı almak istiyorum.”

Odanın havası aniden değişmişti. Gözlerine inanamayan Elif, yutkunmakta zorlanıyordu. Kalbi kaç kez çarpmıştı o anda, ama bir seste artık kaybedecek zamana sahip olmadığını biliyordu.

Korhan yere bir dosya bıraktı; paslı metalden yapılmış, sanki zamanın unuttuğu bir cetvel gibi soğuk ışık saçıyordu.

“Hatırlamak istemediğin her şeyi... İşte burada.”

Elif ellerini titreyerek uzattı, parmak uçları dosyaya dokunduğunda soğuk sanki derinlerine işledi. İçinde ne vardı? Karanlık bir sır mı, yoksa kendi geçmişinin son parçası mı? Kalbindeki kıpırdama ve korku karışımı, öfkeye dönmeye başladı; artık saklanacak bir şey yoktu.

Korhan, adeta yutkunarak devam etti:

“Benim için ne anlam ifade ettiğini tahmin bile edemezsin. Ama gerçekler senin göreceğin en acı görüntüler.”

Elif, gözlerini kaçırmadan karanlığa bakıyordu. “Bana o zaman ne olduğunu açıklayacaksın. Artık saklamayacaksın, değil mi?”

Korhan gülümsedi. Arkasında bıraktığı gölgeler, odanın köşelerini kaplıyordu. “Elif... Hatırlaman gerekenler var. Ama bazıları, aklını karıştıracak. Ve birçoğu, düşündüğünden çok daha karanlık.”

Elif bir adım ileri çıkmak istedi, ama bacakları kelepçe gibi ağırlaşmıştı. Elleri hala dosyayı kavrıyor, ama içinde büyüyen fırtına dinmiyordu. Nefesi kesilmiş, kalbi avuçlarının içinde atıyor gibiydi.

“Ben... Hazırım.” dedi, sesi inceden sertleşti.

Korhan ağır adımlarla yanına geldi. Gözleri hiçbir zaman bu kadar keskin, bu kadar dikkatli olmamıştı.

“Biliyorum.” dedi ve ekledi: “Ama hazır olmadığın bir şey daha var. Seninle ilgili düşündüğünün çok ötesinde bir gerçek.”

Elif irkildi. “Ne gibi bir gerçek?”

O anda Korhan’ın elinde tuttuğu dosyanın arasından ince, sararmış bir kağıt çıktı. Üzerinde eski bir fotoğraf vardı. Elif’in tanıdık yüzü, ama başka bir kişiyleydiler; yüzlerinde yorgunluk, acı ve... bir ihaneti saklayan gölgeler.

Korhan, bakışlarını Elif’in gözlerine dikti. “Bunu gördün. Ama işin asıl şoku şu: O gün yanındaki kişi... aslında sen değildin.”

Bir saniye bile tereddüt etmeden, Elif sordu:

“Nasıl yani?”

Korhan usulca gülümsedi; gözlerinde bir kıvılcım belirdi. “Senin anıların göründüğünden çok farklı. Hatta bazılarını hiç yaşamadın. Çünkü asıl sen, uzakta, başka bir hayat sürüyordun.”

Sessizlik, odadaki tek şey oldu. Elif’in zihni patlama noktasına gelmişti.

“Peki ben kimim o zaman?” diye fısıldadı.

Korhan, o an en karanlık yalanıyla fısıldadı:

“Sen, benim en büyük sırrımsın. Ve eğer hatırlarsan, ikimizin de hayatı sonsuza dek değişecek.”

Elif’in yutkunması odada yankılandı. Gözleri, yitirilen yılların gölgesiyle doldu. İçindeki buz kütlesi tüm vücuduna yayıldı. Evrensel bir soru yükseldi, cevap bekliyordu:

“Bana gerçekleri anlat. Ama gerçekten... anlat.”

Korhan tam o anda bir adım daha yaklaştı. Elleri cebindeydi, sesi öfkeyle kaşınıyordu:

“Anlatacağım. Ama hazır ol; çünkü gerçekler, düşündüğünden daha karanlık, daha iç karartıcı. Ve belki de hatırlamak istediğin kadar masum değiller.”

Elif çenesini sertçe kaldırdı. İçindeki karanlıkta kaybolmadan, sırların ortasına adım atmaya niyetliydi.

Tam o anda, dış kapıdan gelen kesik bir tıkırtı duyuldu...

Bir süre sonra, kalıbına sığmaz bir sessizlikle, kapının arkasından gelen gölge belirdi.

Korhan hızlıca arkaya döndü, ellerini sıkarken soğukça sordu:

“Böyle erken gelmeni beklemiyordum, Mert.”

Elif şaşkınlığını gizleyemedi. “Mert mi?”

Korhan cevap vermeden, gözlerini Elif’in üzerinde gezdirdi ve derin bir nefes aldı.

“Şimdi sen anla, Elif. Bu oyun çok daha karmaşık. Ve gizlediğimiz her sır, bizi daha da birbirimize bağlıyor.”

Elif yutkunup dosyaya baktı. İçinde kaybolduğu o karanlık geçmiş, elinden adım adım kayıyor, bir başka gerçeğin kıyısında savruluyordu.

Korhan ise çoktan yeni bir oyunun hamlesini yapmıştı.

Ve o an, Elif’in zihnini yıkacak o söz döküldü dudaklarından:

“Sen sandığın kişi değilsin, Elif. Çok daha fazlasısın... Ya da çok daha tehlikelisi.”

Gözleri karanlıkta parıldarken, Elif bir adım geri çekildi.

Sırların yükü omuzlarında ağırdır.

Ama şimdi, o yükü kaldırıp doğrudan gerçeğin içine girmekten başka şansı kalmamıştı.

Korhan arkasında büyüyen gölgelere doğru son kez baktı.

“Şimdi başlıyor.”

Ve ardından...

Kapı sert bir şekilde kapandı.

---

[Devam edecek...]