Chapter 10
Elif, kapı aralanırken içeri süzülen karanlık gölgeyi görmüş, bütün vücudu buz kesmişti. Kalbinin her atışı, kulaklarında çınlayan bir çan gibi yankılanıyordu. O an zaman durdu; nefesi boğazında düğümlendi. Gözleri ise, üzerine inen gölgeyle dolup taşan karmaşık duyguların arasında kaybolmuştu.
Gölge yavaşça oda içine girdi. Elif’ın zihninde binlerce soru fırtınası kopuyordu ama dudağından tek kelime çıkamıyordu. Gözleri, karanlıkta şekil bulan o kişiyi seçmeye çalışırken, tanıdık bir adım sesi duyuldu — Hafif, ritmik, ama içinde gizlenmiş bir tedirginlik vardı.
“Emre?” diye fısıldadı Elif, yine de emin değildi.
O bembeyaz teni, kederle dolu ifadesi ve o beklenmedik zamanda beliren varlığı kişinin Emre olduğuna dair şüpheleri kabartıyordu. Ama neden? Neden bu kadar sessizce, gizlice ve korkakça?
Emre, kapının arkasındaki gölgeydi. Odanın loş ışığı altında Elif’ın donuk yüzüne bakıyordu. İki adamın arasındaki o görünmez duvar, gözlerdeki yorgunluğu daha da derinleştiriyordu.
“Ne... ne yapıyorsun burada, gece yarısı?” diye tereddütle sordu Elif, kalbindeki fırtına daha da şiddetlenirken.
Emre, gözlerini kaçırdı. Parmakları cebindeki soğuk metale takılıp kaldı. Sonra, sesini alçaltarak, “Seni korumaya çalışıyorum…” dedi ve birkaç adım daha içeri girdi.
Söylediği cümlenin ardında bir ağırlık, bir korku gizliydi. Ama Elif, yüzündeki tereddütten çok daha fazlasını görebiliyordu. Bir sır vardı orada; Emre’nin sakladığı bir şey...
“Beni mi?” Elif’in sesi küçüldü; yutkundu. “Emin misin? O zaman neden bu süre zarfında hiçbir şey söylemedin? Neden bana hep saklandı?”
Emre, gözlerini yerde sabitledi, sonra tekrar Elif’ın gözlerine çekti bakışlarını. “Biliyorum, çok şey yaşandı. Ama anlaman gereken, Korhan’ın işin içinde olduğudur. Ben onunla... görüştüm.”
O kelimeler havada patladı; Elif’ın yüreğine saplanan keskin bir bıçak gibi.
“Ne diyorsun?” dedi sesinde inanma, şüphe ve acı karışımı.
Emre, kelimeleri dikkatle seçti. “Gizli toplantılar yapıyoruz Korhan’la. Ama sadece senin iyiliğin için. Elif, inan bana, bütün amacımız seni korumak.”
Elif, yavaşça geriye adım attı. İçinde kopan fırtına gittikçe büyüyordu. “Korhan mı? O adam mı? Aynı Korhan mı ki seni tehdit ettim diye tehdit ediyordu?”
Emre sessiz kaldı.
O an, odanın kapısında aniden bir fısıltı duyuldu. Bir hareket vardı. İkisi de dönüp kapıya baktığında, gölgeler arasında beliren siluette nefesler tutuldu.
Birdenbire dış kapı hafifçe açıldı ve Emre’nin yüzü soldu. Çok geçmeden, birkaç adım ötede bir arabadan inen siluetin ayak sesleri geldi: Korhan Deniz.
Elif’ın yüreği korkuyla sıçradı ve suskunluğun içinde bir kırılma daha yaşandı.
“Emre...” dedi fısıltıyla, kelimeler boğazında düğümlenirken. “Neler oluyor?”
Ama Emre zaten hareketsizdi; gözleri aydınlıkta korkuyla kocaman açılmıştı. O an Elif’dan hiçbir şey saklanmıyordu artık.
Korhan, sessizce içeri adım attı. Soğuk bakışlarıyla Elif ve Emre arasında bir köprü kurdu. Gözleri her ayrıntıyı kaydediyor, her hamleyi hesaplıyordu.
Ve sonra, koridorun ucunda, bir gölge daha belirdi.
Birinin gece gizlice Korhan’la buluştuğuna dair Elif’ın gözüyle gördüğü gerçek, şimdi hiçbir şekilde yalanlanamaz bir sırdı.
*
Dışarının soğuk sisinde, kırık adımlarla uzaklaşan bir başka figür vardı. Elif’ın gözleri gizlilik içinde kahreden gerçekleri ararken, kulaklarında hala Emre’nin Korhan’la yaptığı gizli görüşmelerden kopan anılar yankılanıyordu.
Kalbinde felaket dolu bir fısıltı:
“İhanet en sessiz çığlıktır…”
Elif, ayağa kalktı. Bu gece, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını tüm kemiklerinde hissetti. Dost sandığı kişi, aslında en karanlık sırlarının ikinci perdesini sahneliyordu.
Ve o an, dış kapı tekrar hafifçe aralandı.
Başka bir silüet... başka bir sır bekliyordu.
---
[Devam edecek...]