NoveliqaUnutma Beni: Hafızanın Karanlık Oyunu / Hastane Notu :0%
Log in

Chapter 4

Hastane Notu

Yağmur kartın yüzeyinde küçük, düzensiz notalara dönüşmüştü; neon ışıklar suyla çatlayan bir plak gibi titreşiyordu. Kartı avucumda sıkarak yürüdüm, parmaklarım kart metalinin soğukluğunu içime çekiyordu; sanki geçmişin kenarında duran bir anahtar.

Hastanenin girişine yaklaştığımda, cam kapının arkasından gelen klor kokusu burnuma çarptı — temizliğin zorunlu maskesi. Otomatın titrek ışığından bir çay düştü, sıcak buhar kısa bir zaaf gibi havaya karıştı. İleride, kayıt bankosunun arkasındaki ekranda beyaz bir hat, her on saniyede bir kalp atışını andıran bir bip sesiyle titriyordu.

Kartı okutmak için elim cebime gitti. Eskiden parmaklarım bu tür elektronik kilitlerle konuşmayı bilirdi; transkripsiyonun ritmine benzer, sessiz bir rutin. Kart pinindeki titreşim, o ritmi hatırlattı. Ekranda "Erişim: KISITLI" yazısı belirdi. Ağzımın içi kurudu. Kısıtlı ama girilebilir demekti.

Bankoya doğru yaklaştım; genç bir sağlık memuru oturuyordu, gözleri ekranın kenarında dönen hasta dosyalarının küçük harflerine takılmıştı. Üstünde selpaklı bir simetri, yüzünde yorgun ama uyanık bir ifadesi vardı.

"Gece çekimi mi?" diye sordu, lafı uzatmadan, iş yapış biçimiyle.

"Arşivde küçük bir şey bakmam gerekiyor," dedim. Sesimi titretmemeye çalıştım. "Kayıt bende yanlış gözüküyor, hastamın kayıtlarını düzeltmem lazım." Yüzünde bir tereddüt geçti; gözleri hızla yüzümden kartıma, adımı soran ekrana kaydı.

Adımı söylememi istedi; söylediğimde iskemleden bir hâcim kaydı gibi yayılan bir hafif almaşma hissettim. "İlayda Kara," dedim. İsim ağzımda yabancı ve aynı anda tanıdık bir tat bıraktı.

Memur kartıma baktı, ekranda birkaç tuşa bastı. "İzin-girişi... dış kaynak onayı gerekiyor," dedi. Kafasında bir tür protokol vardı; kurallar, beklenmedik bir misafire karşı kalkan gibiydi. "Yine de; güvenlikten izin almadan özel kayıtları gösteremem."

"Ben hata yüzünden başvuruyorum," diye ittiğim yalan zayıf bir iğne kadar inceydi. "Eski bir transkripsiyonum, arşiv dosyalarına bakmam lazım; prosedür hatası var."

Gözlerinde kısa bir kıvılcım: transkripsiyoncu sözü onun için bir anahtar mıydı, yoksa bir uyarı mı? "Tamam," dedi sonunda. "Ancak sizi arşive göndermem için kimlik ve yetki kodu lazım."

Kartı çıkardım. Üstünde eski işyerimin logosu hâlâ soluktu; parmaklarım logoyu ovalarken geçmişten bir şeyler pırıldadı. "Bunu hatırlıyorum," dedi memur, kartı alırken. "Eski bir personel kartı. Birini çağırıp onay aldırayım."

Adını söylemeden arkasına döndü; adım adım uzaklaştı. Onun gidişiyle koridorun havası daha da daraldı; duvarlardaki flüoresan lambaların soğuk ışığı yüzüme yapıştı. Kayıt odasına doğru ilerlerken her adımım, zemindeki lateks matların kıvrımına çarptı.

Arşiv kapısı ağırdı; kolu paslanmıştı. Kapının diğer tarafında, eski kağıdın ve taze kullanılan antibakteriyelin ikili kokusu karışıyordu. İçeride ışık, gece lambasının solukluğunda duruyor; raflarda upuzun numaralar, klasörler birbirini izler gibiydi—şehrin unutulmuşları burada düzgün bir sıra içinde bekliyordu.

Bilgisayarların ekranları tıpatıp kopya sayfalara bakar gibi tekdüze parıldıyordu. Arşivci, orta yaşlı bir adam, gözlüklerini burun ucuna itmişti; ellerinde bir fincan soğuk kahve vardı. Gözleri derin bir uykunun kıyısındaydı ama hareketleri hızlıydı; parmakları klavyede bir yağmuru taklit ediyordu.

"İizensiz mi?" dedi. "Sözlü onay mı verdiler?"

"Verildi," dedim. "Ama kayıt hatalı olabilir. Kendi dosyam. Bir bakabilir misiniz?"

O, yüzümdeki ifadenin bir şeyler gizlediğini sezdi; bakışlarında işareti okuyabildiği bir parça merak vardı. Parmaklarını çenesine götürüp düşündü, sonra ağır ağır masaya doğru yürüdü.

"Sen de yapıyorsun yani," dedi. Sesi bir soru ama aynı zamanda tanışma teklifiydi. "Hafıza işlemi araştıran biri. Pek çok kişi buraya gelmiyor. Bu, riskli bir iş."

"Risk" kelimesi havada çıtırtı yaptı. Oda daha da sessizleşti; bilgisayar fanlarının arabesk bir uğultusu, uzak bir yerde siren inikliği gibi.

"İsim?" diye sordu sonunda. "Tam adını ver."

"İlayda Kara," dedim tekrar. Israrımdı sanki kendimi kanıtlama ihtiyacı.

Adam başını çevirip bir terminale bastı. Ekranda birkaç saniye boyunca hastane sisteminin iç dişlileri dönüp duran bir makara gibi işledi. Ardından bir kayıt açıldı; ekran soğuk beyazıyla beni selamladı. Gözlerim kaydıra kaydıra kâğıttaki satırlara sarıldı.

"İlayda Kara," dedi adam. "Hafıza modifikasyonu: 03.11.2023 - 02:14. Prosedür: Hafıza silme - kod: HAF-81. Süre: 01:21:43."

Kalbimin atışı tavan yaptı; göğsümün içinde bir şey gerildi, telleri çekildi. Bu satırlar bana ait olmakla birlikte, sanki bir yabancı tarafından yazılmıştı.

"Onay kimin?" diye sordum, sanki nefesimi geri almak için bunun netleşmesi gerekiyordu.

Adam ekrana daha yakından bakıp bir parmak izi gibi taradı. Ekran kaydı genişledi; alt tarafta onay sekmesi görünüyordu. Orada, bir satır boştu. "Yetkili İmzası: ."

Boştu. Harflerin yerine bir sessizlik oturmuştu. Ama boşluğun hemen üstünde bir damga vardı — silik bir mürekkep izi. Damga, devlet kurumlarından alışık olduğumuz resmi bir yuvarlağın içine "ÖZEL YETKİ" yazısıyla bastırılmıştı.

"Bu ne demek?" diye sordum, sesi boğuk.

Adam sanki kendi içindeki bir şeyi tarttı, sonra telefonu masaya koydu. "Açıkça... özel bir işlem. Normalde böyle olmaz. İmzanın olmaması, bize dışarıdan bir yetki kodu gelmiş olabileceğini gösterir."

"Erişim kodu var mı?" diye ısrar ettim. Sesimde bir parça korku vardı; daha dürüstçe, bir çığlık gibi. Kafamın içinde boşluklar bir araya gelmeye başlamış, geçmişin paramparça görüntüleri yeni bir şekil alıyordu.

Adam ekranın köşesine tıkladı; birkaç saniye içinde kod satırları ekrana yağdı. "Onay Kodu: EK-7 / Hash: 7ac9f...," dedi. "Şifrelenmiş. Dış kanal onayı." Parmakları titrekti ama sözlerinde bir tehdit vardı; daha doğrusu, farkında olduğu bir tehlike.

"EK-7," dedim, kelime dilimde bir çakıl taşı gibi kıvrıldı. Hafıza piyasasında kullanılan kodları hatırladım; eskiden dinlediğim konuşmalar, kayıtlar… EK-7, Echo piyasasının üst katmanlarına ait, özel anlaşmaların kodlarından biriydi. Bir şey içimde kıvılcımlandı; bu sadece bir hastane kaydı değildi, bir haritanın kenarındaki işaretti.

"Başka dosyayı aç," dedim, eli titreyen komut gibiydi. Adam bir dosya daha açtı. Orada, aynı damga; aynı boş imza. Farklı isimler; farklı tarihler. Bir desen vardı. Binlerce insan, aynı boşluk. Aynı sessizlik.

"Bu iş ne kadar yaygın?" diye fısıldadım. Soru kendi içinde suçluydu; bulduğu şeyin ağırlığını tartmasını istiyordum.

Adam yüzünü buruşturdu. "Bunu bilmek istemezsin," dedi. "Ama biliyorsun; üstler buyruğu. Biz sadece kaydederiz. Onay aşağıdan gelmezse, merkezden gelir. Farklı bir kanal…"

"Merkez nasıl biri?" diye ısrar ettim. Her kelime bir kapıyı açıyordu, ama anahtar elimde miydi bilmiyordum.

O an kapı arkasından bir ses geldi, metalik ve derindi. "Ne yapıyorsunuz burada?" Soru bir adım uzaktan değil, doğrudan üstümüzden geliyordu. Hemen arkamda, dumanlı bir ışık huzmesiyle bir kadın dikleşti; üniformasının omzu parlak, sesi bir emir gibi.

Kadının yüzü yılların kurallarından nasibini almıştı; gözlerinin köşelerinde zamanın çizgileri vardı. "Gece arşivi kimseyle paylaşmaz," dedi. "Yetkiniz mi var?"

Adam derin bir nefes aldı. "O... kendisi eski personel. Kayıt düzeltmesi için gelmiş," dedi ama sesi kırılgandı; onun yalanı masanın üzerinde küçük bir çatlak gibi belirdi.

Kadın bana baktı. Gözlerinin içindeki ışık bir keçi gibi içeri göçtü. "Hafıza işlemleri hassastır," dedi. "Özellikle EK-7 gibi." Kelimelerin sonunda bir duraksama vardı; EK-7 kodunu telaffuz etmek, ortamın havasını azalttı. "Böyle kodlar bizim için kapalı kutudur."

"İmza yok," dedim. Kafamda bir ses daha yüksek çıkıyordu. "İmzasız... bu nasıl olur?"

Kadın kaşlarını kaldırdı. "Bazen, acil durumlarda, imza yerine tel onayı gelir," dedi. "Ya da dışarıdan bir kanal kullanılır." Sesi sakin ama sertti; bir uyarı. "Senin için tehlikeli olabilir burada soru soruyor olmak."

Dışarıda yağmur daha da gürledi; camların üzerinde bir tür ritmik dövüş. İçi karanlık bir şey, bir makinenin dişlileri, yaşamın geri kalanını kemiriyordu. Ben ise o kara parçaların birinin kenarındaydım; ilerlemek istiyordum, ama nereden başlayacağımı bilmiyordum.

"Onay hangi kanaldan gelmiş olabilir?" dedim. Bu, kendime sorduğum bir çağrıydı.

Kadın bir an durdu, sonra gözlerinde bir gölge gezindi. "Çoğu zaman... büyük hesaplar, özel temsilcilikler aracılığıyla gelir," dedi. "Bakanlığın alt kanalları, güvenlik daireleri ya da... özel sponsorlar."

"Özel sponsorlar?" kelimeler dudaklarımdan çıkarken tatsız bir tat bıraktı. Sanki para ve güç bir elmanın farklı yüzleri gibiydi; aynı çekirdeği taşıyorlardı.

Kadın başını hafifçe çevirdi. "Bunlardan bahsetme," dedi. "Ad vermek tehlikeli. Ama senin dosyan... özel." Sesindeki vurgu, kelimeye derinlik kattı; 'özel' basitçe farklı demek değildi. 'Özel', kontrol edilmiş bir karanlıktı.

Ekrana geri döndüm; dijital ışıklar bana geçmişin yankılarını fısıldıyordu. İmzasız boşluk yüklenmişti aklıma; her bir boşluk bir emir olabilirdi, birinin üstünü örtme eli. Parmağım dosyanın köşesini tuttu. Kağıdın dokusu, sanki üzerime doğru bir şey fısıldıyordu.

O sırada telefonum vibrasyona geçti; ekranda bilinmeyen bir numara. Gelen mesaj kısa, soğuk bir bildiri gibiydi: "Kayıtlar inceleniyor. Dur. Eve dön."

Mesajla birlikte arşiv kapısının dışında bir şey değişti; koridordan gelen ayak sesleri keskinleşti. Adımlar, güvenlikçilerin taze ayakkabılarından gelen bir ritimle hızlandı. İçimde bir yerde, geçmişin parçaları bir zincir gibi bağlandı—kartı avucumda tutuşum, kayıtların dondurduğu boşluk, EK-7 damgası.

"İmzasız işlem kimin emriyle yapılmıştır?" diye sordum, sesimi kendime saklamaya çalışarak.

Kadın bana baktı; gözlerindeki yorgunluk bir ışık hüzmesi gibi kırıldı. "Bilmiyorum," dedi. "Ama bilmek istemezsin. Bu kapı bir kez açılırsa, birçok kişi uykusunu kaybeder."

Ve tam o anda koridorun ucundan bir alarmın yumuşak tınısı yükseldi — sadece bir uyarı mıydı, yoksa kapıların kapanması için verilen işaret mi? Cevap, içinde bulunduğumuz odanın soğuk hava gibi küçüldüğü anın içinde saklıydı.

İçimde bir ses daha güçlü çıktı: İmza boşluğunun gerisindeki el... kimin emriydi? Kim, bir kadının anılarını bu şekilde sıyırıp atacak kadar gücü elinde tutabilirdi?

Koridorun ayak sesleri hızlandı. Kadın arkamı dönüp kapıya doğru yürüdü, yüzünde kararın sert bir çizgisi vardı. Bilgisayar ekranının köşesinde, dosyanın altındaki küçük boşluk sanki bir soru işareti olarak parıldadı.

İmzasız işlem kimin emriyle yapılmıştır?