NoveliqaUnutma Beni: Hafızanın Karanlık Oyunu / Solan Fotoğraf :0%
Log in

Chapter 2

Solan Fotoğraf

Kapının kilidini çevirirken parmaklarımın arasından kayıp giden bir sıcaklık hissettim; anahtarın soğuk metali, avucumda bir yabancı gibi. Kapı gıcırdadı, menteşeler eski bir diş gibi açıldı, içerden nemli, tozlu hava çıktı. Evin içi karanlıktı; tek bir pencerenin sıkışmış perdesinden, yağmurla kirlenen neon ışıkları titrek bir şerit gibi süzülüyordu.

Adımlarım tahta döşemede hafif bir çıtırtı yaptı. Kalbim göğsümde bir çekiç gibi vuruyor, nefesim sanki dar bir borudan geçer gibi kesiliyordu. Anahtarın bağlı olduğu kapı hangi karanlık sırrı saklıyordu, demiştim ya—aramağa geldim işte. Sırların nemi, kutuların arasında ağır bir koku gibi doluyordu; eski kitapların keskin kokusu, tükenmiş kalem mürekkebi, sigara külleri.

Metal bir kutu çekmişim sandıkların arasından. Üzerinde bir etiket: "2018 - Notlar" el yazısı. Yazı, bir zamanlar beni tanıyan birinin küçük bir aceleciliğiyle çizilmiş gibiydi; çizgi ince, hafif titrek. Kutuyu açtım. İçerisi daha karanlıktı, ama ışık bir şeyleri aydınlatmaya yetiyordu: sararmış kağıtlar, bir USB çubuğu, bir bozuk para, ve bir zarf.

Zarfın kenarları yıpranmış, üstünde kurumuş bir kahve lekesi vardı. Parmak uçlarım zarfı okşarken içimde başka bir şey hareket etti; tanıdık bir boşluk, bir çağrı. Ayaklarım geri çekilmek istedi ama ellerim zarfı dürttü, açtım.

Fotoğraf çıktı.

Fotoğrafın yüzeyi parlıyordu; sanki üzerine bir yağ tabakası çekilmiş gibiydi. Üç kişi. Bir bankanın loş ışığında çekilmiş gibi; arka planda cam, dışarıda silik bir gökdelen. İki erkek, bir kadın. Ortada, ben olmalıydım—ama yüzüm çiziklerle kazınmıştı. Derin, acımasız çizikler. Parmak izlerinin yaptığı düğüm gibi. Yüzümün yerine, beyaz kağıttan bir yara açılmıştı.

Kalbim bir kere boğazıma tutundu. Parmak uçlarım üşüdü.

Diğer iki yüzü tanıdım—tanıdık derken hafif bir huzme, bir çakıl taşının kenarına benzer. Saçın kıvrımının hatası, bir dudağın asimetrisi. Erkeklerden birinin sağ gözünde soluk bir yarık; yılmayan bir gülüşün soluk kanıtı. Diğerinin kulak memesinde küçük bir delik; küpe takmayı bıraktığı günün ardından silinmiş bir işaret gibi. Hatırlamıyordum ama tanıyordum.

Fotoğrafın kenarlarını parmağımla okşadım; bir gölge geçiyordu yüzümün üzerine, sonra uzaklaştı. İçime sızan baş dönmesi, hafif bir titreme. Fotoğrafı geri sardım. Sanki çiziklerin arasından beni dışarı çekecekmiş gibi ürperdim.

Arkaya çevirdim. Kağıdın tersinde birkaç isim, tarih soluk bir mürekkeple yazılmıştı.

"İlayda — Deniz — Atakan — Sema — Murat" yazıyordu. Altında: 24.11.2018.

İsimleri okurken ağızımın içinde bir tat değişti; bir şey metalik geldi. Tarih, bir bıçak gibi cildimi çizmedi ama altındaki not dikkatimi çekti. Küçük bir kağıt parçası, fotoğrafın arkasına bantlanmıştı. Üzerinde bir kartın gölge izi vardı; bant kurumuş, kenarları kıvrılmış.

Kartı söktüm. Bir güvenlik kartıydı. Siyah bir şerit, minik yazılar, hologram. Üzerine yazılmış isim: Atakan Yılmaz. Altında kurumlu bir damga: ECHO GÜVENLİK PERSONELİ.

Elllerim titredi. Kartı daha yakından gördüğümde parmak uçlarımda bir iz bıraktı; sanki kartın yüzeyi hafifçe ısınmıştı. Gökyüzünde Echo'nun cam gökdeleni, akşam ışıkları altında bir siluet gibi beliriyordu—o anda, evin penceresinden gökdelenin kenarı, fotoğrafın arka planıyla çakıştı. Gerçeklik, fotoğrafla kirlenmiş gibiydi.

"Atakan..." diye fısıldadım. Sesim odada kayboldu, tahta döşeme geri vermedi.

Atakan adı bir çentik açtı beynimde; uzak, bulanık bir çağrı. Hafıza bir şeyler vermek yerine beni savuşturuyor, kapıları kapatıyordu. Neden yüzüm çizilmişti? Neden bir Atakan Echo güvenlik kartı taşıyordu? Neden benim el yazım gibi duran o notlar arkamda duruyordu ama içimde tek bir net duygu bile yoktu?

Telefonum titredi. Ekranında Baran'ın adı parlıyordu; uzun saçlı, klavye hızındaki sesleriyle beni her defasında yanlışlarda doğrultan Baran. Yanına gitmeliydim—ya da yanlış bir zamanlamayla aramamalıydım. Ellerim kartı sıkıştırdı, tırnaklarım kartın kenarına bastırdı.

Cevap verdim. "Aç."

Baran'ın sesi, kulaklığın içinden bir makine tıkırtısı gibi aktı. "Ne oldu? Ne buldun, hata fıstığı?"

"Fotoğraf," dedim. "İçinde ben varım ama—yüzüm çizik."

Baran kısa bir kahkaha attı, ama gülüşü bir an sonra boğulmuş gibi sustu. "Hadi canım. Eski sevgililer mi? Kendini silmişsin."

Sesinde bir sıcaklık vardı, sonra profesyonel bir soğuma. "Atakan mı? O isim var mı arkasında?"

"Var. Ve… bir Echo güvenlik kartı yapıştırılmış," dedim. "Kaynıksız gibi."

Baran suskun kaldı. Telefonun ucunda bir şeyleri düşünür gibiydi; klavye sesi tekrar başladı, ardında binaşan veriler. "Echo mu?" diye sordu sonunda. "İlayda… o kadarları… tehlikeli olabilir."

"Niye?" Nefesim daha kısa, daha sığdı.

"Echo, hafıza sektörünün kalbi," dedi Baran. "Her yıl onları toprağa gömen, sonra yeniden dirilten şirket. Güvenlik kartı mı? O kart, bir işe giriş kapısı demek. Atakan'ın bir güvenlik kartı mı var? O adam Echo'ya mı girip çıkıyor? İsimlerden biri neden Echo güvenlik kartına sahip? Hadi İlayda, bu normal değil."

Sesi, yazılı bir komut gibi beynime saplandı. "Bence… bakmamız lazım veri tabanına," dedi. "Kartın serisi var mı?"

Kartı çevirdim; küçük bir numara, 03-7A-21. "Evet."

"Seriyi gönder. Anında kontrol ederim." Baran'ın sesi hızlanmış, parmakları klavyede dans ediyordu. "Ama şu an dışarısı yağmurlu, senin orada kimse yok mu?"

Pencereden dışarı baktım. Sokak lambasının altında yağmur çizgileri, arabaların su sıçraması; bir adam koşuyor, elinde plastik torba. Kafamın içinde bir tel titreşti; fotoğrafın içindeki kahkahanın yankısı. "Yok, yalnızım."

"Tamam," dedi Baran. "Sakın fotoğrafı tekrar oraya koyma. Eğer birileri geçmişle ilgili izleri siliyorsa, o iz peşinde olacaklardır."

"Silmişler," dedim. "Yüzüm çizik."

Baran kısa bir nefes aldı. "İlayda… bazen silinen şeyler gerçeği saklamak için yok edilmez. Kendi güvenlikleri için silinir. Senin yüzün neden silinmiş olabilir—çünkü fark etmeden birinin kimliğini açığa çıkarıyorsun. Ya da daha kötüsü, bir şey biliyorsun da, birileri hatırlamaman için onu yok etmiş olabilir."

Sessizlik çöktü. Oda küçük bir çıkıntı gibi durdu, havayı sıkıştırdı. Fotoğrafın yüzüne bakarken gözlerim yanıyordu, ama bu ağrı ne geçmişten ne de bugünden tam olarak geliyordu; daha çok bir sızı, bir yırtığın içini titreten bir soğuk.

Baran bir saniye sonra numaraları yolladı. Ben de fotoğrafın arkasındaki isimleri not ettim, parmaklarımın ucunda mürekkep gibi taze.

"Atakan Yılmaz, Echo güvenlik," dedi Baran. "Sistemimizde Atakan Yılmaz diye bir kayıt var. Fakat… kayıt 2022'den sonra yok. Garip bir atılma var: kart iptali ama kimlik girişleri 2019-2021 arasında açık. Bu, senin fotoğrafların tarihleriyle uyumlu."

"2018," diye düzelttim. "Tarih 24 Kasım 2018."

Baran bir hırıltı çıkardı. "O zaman… kronoloji tutmuyor. Eğer fotoğrafın çekildiği tarih 2018 ise ve Atakan 2019'da Echo'da görünmeye başlıyor, bu ya Atakan'ın geçmişi planlı değiştirildi ya da kart sonradan mı iliştirildi. İkinci ihtimal, fotoğrafın sonradan manipüle edildiğini gösterir."

Manipülasyon kelimesi, fotoğrafın yüzüne kazılı çizikleri daha da ağırlaştırdı. Yüzümün silinmesi artık sadece bana yönelen bir saldırı değil, serbest bırakılmış bir kanıttı; bir şeyin örtbas edildiğinin işareti.

"Başka isimler?" diye sordum.

"Deniz, Sema, Murat," dedi Baran. "Hepsi küçük çaplı kayıtlar. Deniz, 2017'de birkaç hafıza seansı kaydı var. Sema—bir klinikte asistan kayıtları. Murat ise… kimlik değişikliklerinde adı geçen bir aracı."

"Aracı mı?"

"İsimleri değiştiren, kayıtları temizleyip taşıyan. Hafıza pazarında bilinir." Baran'ın sesi daha keskinleşti. "Ve eğer Murat o fotoğraftaysa… seninle ve Atakan'la aynı karedeyse, o değişim sürecinin parçası olmuş olabilir."

Düşündüm. Kutuyu, fotoğrafı, bantlanmış kartı tekrar masanın üzerine koydum. Parmak uçlarım, fotoğrafın yüzündeki çiziklerin derinliğini aradı. Her çizik ayrı bir bilinmezlikti, her çizik bir sorunun başlangıcı.

"Sen gel," dedi Baran ansızın. "Hemen. Fotoğrafı görmek istiyorum. Ve kartla… kartla oynama. Echo, hafızayı koruyor görünen. Aynı zamanda hafızayı koruyanların en tehlikelisi."

"Cep?" diye sordum.

"Her zamanki yer. Eski çatı katı. Gelmeden önce arabanı değil, yürüyüş ayakkabılarını giy. Kameralar aktif olabilir."

Telefonu kapattık. Ekran karardı; sessizlik yeniden odada yankılanmaya başladı. Pencerenin hemen ötesinde yağmur tıkırdıyordu; ışık şeritleri ritmik bir kalp atışı gibi.

Fotoğrafı bir kez daha kaldırdım. Yüzümün çiziklerinin arasından, bir zamanlar gülmüş olabilecek dudakların izini takip ettim. O dudaklar, şimdi bir boşluğun kıyısındaydı. Anı, bir zamanlar benimmiş gibi kaydı; ancak elime aldığımda kayan bir sıvı gibi parmaklarımın arasından aktı.

Bir sessizlik anı—odanın dışında bir araba geçti; lastiklerin suyu savururken bir kapı zili uzaktan çalmış gibi oldu. İçimden bir şey, buzdolabının arkasından bir uğultu gibi yükseldi: fotoğraftaki isimlerden biri neden Echo güvenlik kartına sahip?

Cevabı aramak için bina dışına adım attım; yağmur geceyi temizlerken sokak lambaları yansıyor, her su damlası bir küçük yıldız gibi çarpıp dağılıyordu. Echo'nun silueti gökyüzünde bir yarık açıyor; camlarında binlerce hafıza, binlerce unutkanlık yansıyordu.

Kartı çakıl taşı üzerine koydum. Neonların soğuk mavisi kartın yüzeyinde bir şerit oluşturdu. Adını bir kez daha okudum: Atakan Yılmaz. Kartın kenarından, isimlerin arasındaki bağ sızıyordu. Bir bağlam, bir kapı. Anahtarın bağlı olduğu o kapı gibi.

Ve o kapıdan içeri girdiğimde, o kapının ardında ne varsa—hatta belki de benim yüzümün neden çizildiğini bilen, sessiz bir şey bekliyordu.

Geri döndüğümde, koridorda bir gölge belirip kayboldu. Tahta zeminin tahta bir inleme gibi cevabı vardı; ama kapı hala kapalıydı. Kartı ceketimin iç cebine sıkıştırdım. Baran beni bekliyordu; fotoğrafı, isimleri, kartı gösterecektim.

Ama bir adım atarken durdum. Bir düşünce, elektrikli bir şimşek gibi geçti beynimden: Fotoğraftaki isimlerden biri neden Echo güvenlik kartına sahip?

Cevap kapımın ardında, ya da belki daha da derinlerdeydi. Elimi anahtara götürdüm, ceketimin cebindeki fotoğrafın soğukluğu parmak uçlarımı uyuşturdu. Kapıyı kapatırken, ardımda bıraktığım odanın içinden bir şey fısıldıyordu; tam anlaşılmaz, yarım bir şarkı.

Anahtar çevirildi. Kapı kapandı. Ve Echo'nun gölgesinde, bir isim daha parladı: Atakan Yılmaz.

Sokak lambasının altındaki yağmur, bir an için durdu. Dışarıda bir köpeğin uluması yükseldi; sonra şehir tekrar nefes aldı. Ben yürürken, fotoğrafın çizgileri gözümün önünde bir film karesi gibi titredi. Birinin, hem geçmişimi hem de gölgemi mercek altına aldığı hissi beynimi sardı.

Neden Echo güvenlik kartı? Sorunun tınısı kulaklarımda çınladı. Cevap, parmak uçlarımın arasındaki küçücük kartın metalik dokusunda saklıydı.

Çatı katına doğru yürüdüm. Her adım, bir şeyleri daha da yaklaştırıyordu bana. Ve ben, geçmişin silinmiş yüzünü tekrar görmek için alçak bir kararlılıkla ilerledim.