NoveliqaUnutma Beni: Hafızanın Karanlık Oyunu / Satılık Anılar :0%
Log in

Chapter 10

Satılık Anılar

Ekran söndü. Soluk bir hüzün gibi bir an için yalnızca yağmurun camdaki ritmi kaldı; yüzümü ıslatmayan soğuk damlalar. Parmağım ekrandan kaydı, telefon tekrar titreşti ve bilinmeyen numara tekrar çaldı.

Nefesimi tuttum. Göğsümün içinde bir düğüm döndü; kanım kulaklarıma vurdu. Cihazın küçük hoparlöründen çıkan ses, küt küt çarpan kalbimin tempo değişimine aldırmadı bile. "İlayda?" diye sordu ses — pürüzsüz, kontrollü, kışkırtıcı bir sessizlik.

Sesin içinde tanıdık bir çatı vardı; düzenli, soğuk, Emir Kâhya'nın ofisini anımsatan o klinik sessizlik. "Kim?" diye sorabildim, sesim cam gibi çatladı.

"Adım önemli değil," dedi karşı taraf. "Önemli olan Echo. Aramalarını açtın. Senin parçalar pazarlandı."

Dünya bir an boşaldı. Parmaklarım titredi; telefonun köşesini ısırdım, tırnaklarım ete gömüldü. Ekranın mavi ışıltısı yüzümde haritalar çizdi; dudaklarımda bir tat: metal. "Neden?" diye sordum. Ses durdu. Cevap yerine, bir dosya bağlantısı atıldı. "Bak. Hızlı ol."

Kafe penceresinin önündeydim. İstanbul'un gece damarları sokak lambalarının kuyruğuna takılmıştı; neon ışıklar yağmurla çizilmiş şeritler halinde geçiyordu. Etrafımdaki insanlar kendi küçük intentlerine gömülmüş; kimse benim panik yapıyor olduğumu fark etmezdi. Ama içimde bir yer buz kesti. Adımlarım ağırlaştı; sandalyenin sert kenarı kalçamın kemiğini çarptı.

Bağlantıya tıkladım. Echo'nun ismi ekranın köşesinde parlarken, aniden her şey çok tanıdık ve yabancı geldi; yıllarca adli transkripsiyon masasının karşısında tekdüze ışık altında saatlerce incelediğim kayıtların arayüzüydü bu ama karaktermadde yüklü, parfüm kokusunu ve nefes alıp verme ritmini not eden bir sistem şimdi mağaza rafında sergileniyordu.

Pencereler pırıl pırıl, soğuk. Listingler birer birer diziliyordu: küçük kareler içinde anlar, başlıklar, süreler. Üstte kırmızı bir etiket: "Satılık - Orijinal". Altında bir kod; beni tanıtan kısa not: "İlayda Kara - 00:02:14 - Görüşme".

Ellerim dondu. Fare, tenime değdiğinde elektrik gibi bir his yayıldı. Bir tanesinin ön izlemesine bastım. Küçük bir ışık parlaması, ardından tanıdık bir ses — kendi sesim — o hafif çatallaşma, "Evet, o gece..." diye mırıldadığım bir cümlenin gölgesi. Görüntü bulanıktı; ama küçük detaylar vardı: kahverengi bir paltodan düşen su damlası, kolumdaki çizik, bir kahvenin acı kokusu.

Göğsüm daha da sıkıştı. İzlemek zorunda değildim. Ama izledim.

Kayıt, bir görüşmeden kesit: benim not aldığım, işaretlediğim bir an. Sesimin kıyısında bir erkek sesi vardı; derin, tedirgin. Bir kelime geçti, "belge", sonra "sessiz kal". Sesin tonu bir emir gibiydi. Hafıza, benim hafızam, bir "ürün" olarak satılıyordu. Altındaki fiyat, soğuk bir sayı: 600.000 TL — açılış teklifi.

Paniktim ama aynı zamanda profesyonel bir soğukkanlılık yayıldı içime; yıllar boyunca delil ve metadata arasındaki küçük ipuçlarını gören göz, şimdi listede bir örüntü gördü. Her parçanın yanında, kısa bir veri satırı: "Etiketler, satın alan geçmişi, IP aralığı". İlk bakışta sıradan görünen bu küçük satır, benim için bombanın fitiliydi.

"İsimlere bak," diye fısıldadı telefonun diğer ucundaki ses. "VIP alıcılar. Senin ilk bölümüne teklif verenler, devlet protokollerinden... birkaç banka, bir kaç holding, iki isim de resmi numaralarıyla geçmişte tanınıyor."

Farenin ucunda metaveriyi kaydırdım. Listede gerçek isimler yoktu — EchoVIP, LotusInvest, CVOffice — ama altlarındaki ip adresleri, ödeme kanalları, kurumsal onaylar... Bir isim dikkatimi çekti: "KahyaGroup_Internal". Parmaklarım ekranın kenarını kavradı; tırnaklarım beyazladı.

"Neden benim?" diye soramadım. Bunu defalarca sormuştum kendi kendime. Ama ses şimdi daha meraklı, daha sivri bir üçleme etti: "Neden İlayda'nın anıları ülke elitlerini şantaj için kullanılıyor?"

Telefonun sahibi, yani o pürüzsüz ses, gülümsemeyle konuştu: "Çünkü bazı anılar sadece utanç ifşasından ibaret değildir. Bazıları hesap keser, bazıları anlaşmaları bozar, bazıları ölümü getirir. Senin anıların... insanlar için değerin çok büyük."

Kahve soğuyordu. Diş etlerimdeki metal tadı yayıldı. Bir diğer küçük kutuyu açtım: "Lot 47 - İlayda Kara - Hastane Koridoru - 2019-07-14 - 00:01:02". Başlık hemen altında, ince bir çizgi: "Beyaz yakalı müşteri."

Video oynadı ve ben oradaydım. Flu; başımda ring ışıkları, ayak sesleri, tanımadığım bir kadının fısıltısı, steril bir oksijen kokusu. Birinin elinin bileğini tutuş şekli; o anın altında yatan suçlayıcı detay: bir sim kart çekilmiş, bir kayıt silinmiş. Ben anlatıyordum — adım adım, transkripsiyonun soğuk diliyle; kelimelerim birileri için para anlamına geliyordu.

Ekranın köşesinde canlı bir teklif penceresi belirdi. "VIP teklif: 1.200.000 TL - İsim: Lotus_Invest." Bir saniye içinde altındaki beş satır arsızca genişledi; o ismin altında geçmiş satın almaların referansları: "Bakanlık görüşmeleri (2018), Havalimanı ihalesi (2019), Maskeli operatör kayıtları (2020)".

Ellerim boşluğa uzanıp bir şey kavrayamadı. İdi dehşetin ötesinde bir öfke vardı; birinin benim geçmişimi parçalayıp zenginlerin cebine para koyduğunu düşünmek belimi büktü. Birinin benim adımı, benim sesimi, insanların hayatını mahvetmek için nasıl silah haline getirebildiğini görmek; kendi kendine yeten bir vahşetti.

"Bu... kimler alıyor?" diye sordum. Telefonun diğer ucu eski bir dostun sarhoş esprileri gibi soğuk cevap verdi. "Kahya'nın ağı. Onun ağındaki hesaplar. Sadece finans değil; savunma, sağlık, medya." Ses kısa bir gülümseme çizdi. "İsimler gizli ama bağlantılar yok. Bağlantılar Emir Kâhya'nın eski vergilendirme uzmanları, birkaç üst düzey bürokrat. Bazı hesaplar direkt ofisten."

Adım geriye çekildi. Emir adı bir bıçak gibi geçti zihnimden. Yüzü belirdi; ofisinin camlarında yansıyan karanlık bir kral gibi. O adam, hafızayı düzen altında tutmanın ideologu, bizim hafızalardan gerçekten sömürmek isteyen adama dönüşmüştü. Ama neden benim hafızalarım? Neden benim suç ortağım gibi görünen anlar?

"Sen sesini ne kadar satılır hale getirdiklerini gördün mü?" diye sordu karşı taraf. "Onlar için önemli olan sadece içerik değil. İçerik kimliği doğrulamalı — senin imzan olmalı. Belki de birileri için sen tek anahtarsın."

Benim anahtarım? Aklıma, yıllardır kaybettiğim ama göğsümün dibinde bir yerde çalınan parçalar geldi: bir toplantı, bir imza, bir telefon kaydı. İçimden bir ses, suskun bir delilim olduğunu fısıldadı; ben biliyordum ki bu parçalar sadece anılardan ibaret değil; kanıt, anlaşma, jeopolitik bir çarpışmaydı içinde.

Soğuk bir ter sürüsü alnımdan kayıp gitti. Ekranda birden bire canlı bir açık artırma penceresi belirdi: "Canlı: Lot 53 - İlayda Kara - Ofis Konuşması - 2018-11-02 - 00:03:46." Altında kırmızı bir bar, zaman geri sayıyordu.

"Birisi açık artırmada mı?" diye fısıldadım. Ses kapladı: "Evet. Bids geliyor. Saat 00:18:47'de soldan referans yapılan hesaplar; bir tanesi doğrudan 'KahyaGroup_VIP' hesabı."

Farenin ucunda titreme daha da arttı. Bir şey yapmak zorundaydım ama ne? Bir anlığına ekranın köşesinde bir uyarı belirdi: "Kullanım koşulları gereği içerik sahibine bildirim gönderilmeyecektir." Gülünç. Onlar benim hafızamı satarken bana haber vermeyeceklerdi.

Panik basmak üzereyken eski bir refleks çalıştı; adli transkripsiyon uzmanı İlayda, delil dünyasının kırık ipuçlarını birleştirme becerisi. Metadata diziliminden bir örüntü daha çıktı; satın alma hesaplarının hepsi aynı ödeme doğrulama şirketi üzerinden geçiyordu — şirketin kayıtları devletin kritik projeleriyle aynı muhasebe ağını paylaşıyordu. Yani, satın alanlar ya direkt devletten, ya da devleti kontrol eden bir ağdan.

Birden telefonumun ekranı tekrar yandı. Mesaj: "Gözünü dört aç. Saat 00:07'de başka bir teklif gelecek. İzle." Mesajın köşesinde bir kod; gönderenin ismi yok. Sadece bir emoji: bir göz.

Kalbim kulaklarımda çattı. Gecenin tırnakları daha derine battı. Bir şey daha: liste başlıklarından birinin sonunda küçük bir not vardı. "İçerik: 'Kapalı Kapı Görüşmesi - İ.K.' - yüksek risk." İ.K... İsimler dilimde kapalı bir yara gibiydi.

Ardından bir kayıt daha, beni yere seren türden: "Lot 62 - İlayda Kara - Protokol Dosyası - 2017-05-12." Küçük, titreyen bir önizleme penceresi. Görüntüde ellerim vardı; bir kâğıdı uzatıyordum. O kâğıt, eskiden silmeyi denediğim dosyaya benziyordu. Parmaklarımın ucunda o kâğıdın damgalı mürekkebi vardı; bir logo silik, ama tanınabilirdi.

Ve altındaki açıklama: "Bu kayıt, üst düzey bir yüklenici ile yapılan gizli anlaşmanın ayrıntılarını içerir. Satın alıcılara karşı kullanılmak üzere düzenlenmiştir."

Satın almak mı? Kullanmak mı? Hangi tarafta duracaktım ben? İçimde bir hayalet gibi gezinirken, ekranda bir isim çıktı — açık artırmada adımı kullanan bir alıcı: "VIP-Kahya".

Ekranın soğuk ışıltısı gözlerimi yakmaya başladı. Bir anlığına görüntü durdu, geri sayım 00:00:12'ye indi. Odanın havası daraldı; nefesler kısaldı. Ellerim, kontrolüm altında olmadan, fareyi kenara itti. Telefon çaldı tekrar. Bu defa numara bildiğim bir numaraydı; eski bir iş arkadaşım, Aslı.

"Aslı," dedim, sesi uca geliyordu. "Echo'da... parçalarım listede."

Sessizlik. Sonra Aslı'nın sesi, kağıda sürülen bir kalemin hırıltısı gibi: "Gördüm. Ben de gördüm. Birkaç yatırımcı bunun teklif penceresine girdi. Bakanlıkta bekleyen isimler var. Kahya'nın hesaplarıyla çakışıyor. Bu bir şantaj düzeni, yalnızca para değil; kontrol."

"Kontrol nasıl?" diye çıktım. Sözlerim kendimi savunur gibiydi. "Neden benim anılar? Bunlar kimseyi öldürmeyecek kadar sıradan."

Aslı nefes aldı, derin. "Sıradan olanlar bile... yer değiştirince farklı anlam kazanır. Bir telefonu, bir imzayı, bir hareketi gösteren bir parça; o parça bir koridorun kapısını açar. Senin anıların, birini suçlayacak kadar kesinlik taşıyor olabilir. Ve bilirsin, kimse 'unut' istemezse o kişi için en iyi bağış, kokmuş hafızalardır."

Ekranın geri sayımı 00:00:04'e indi. Kalbim buz gibi oldu.

Bir şeye karar vermek zorundaydım. Ya izleyip gerçeği öğrenecektim, ya da gerçeği bastırmak için mücadele edecektim. Her iki seçim de kan demekti. Her iki seçim de beni daha derin bir labirente sürükleyecekti.

Farenin üzerine bastım. İzleyicilerin istekleriyle, elitlerin hesaplarıyla, Emir Kâhya'nın gölgesiyle kuşatılmış bir hafızanın ortasında duruyordum. Ekran kararırken son bir cümle düştü dudaklarıma, kendi kendime sorduğum o keskin, çelişkili soru:

Neden İlayda'nın anıları ülke elitlerini şantaj için kullanılıyor?