Chapter 15
Eren parmağını satırın üzerinde gezdirirken kağıdın kenarına bulaşmış mürekkep, bir zamanlar annesinin gözyaşlarıyla ıslanmış gibiydi. Azra Karahan.
Gözleri bulanık, nefesi daraldı; memelerinde bir ağrı, beklenmedik bir kış rüzgârı gibi içini üşüttü. Dizlerinin titremesi aniden geldi; bir süre ayakta kalmakta zorlandı. Odaya sanki bir yük çökmüştü; hava ağır, evin her köşesi annesinin bıraktığı o son satırlardan yankılanıyordu.
"Madem bu..." diye fısıldadı kendi kendine. Sesi camdan yansıyan sokak ışıklarına karıştı; şehir uzağında bir yerlerde vapurun düdüğü, İstanbul'un sabahını çağırır gibi ötüyordu, ama Eren için her şey geceye dönüşmüştü.
Masaya attığı mektubun kokusunu içine çekti. Annesinin parfümü, eski kağıdın sararmış kenarları, mürekkebin hafif asidik kokusu — hepsi bir ipucu gibi. Azra Karahan. O isim, annesinin yazdığı diğer isimlerden farklıydı; satırın ortasında tek başına duruyor, bağlanmamış bir düğüm gibi her şeyi bekliyordu.
Telefonu cebinde titreşti. Ekranda Sema'nın ismi yanıp sönüyordu.
"Aradım zaten," dedi Sema, telefonun diğer ucundan nefes nefese. "Senin mektuptan sonra bütün eski kayıtları taradım. Azra Karahan — birkaç yerel gazete arşivinde geçiyor. 1998'de adı bir dava dosyasında geçti ama dosya kapandı. Son görülme Kaymakamlık arşivleriyle bağlantılı, ama orada bir şeyler eksik. Çıkarılmış, ya da..." Sema cümlesini bitirmedi; Eren sesindeki doluluğu duydu.
"Devam et," dedi Eren, sesini sabit tutmaya çalışarak. Strateji kurmalıydı, panik değil.
"Adı, Demir ailesiyle birkaç kez aynı cümlede geçiyor. Bağlantılar gizli tutulmuş. Bir fotoğraf buldum — genç bir kadın, arka planda bir yalı. Kadir'in yaşıtlarıyla aynı karede; ama yüzünde hafif bir çizik var, bir şey saklanmış. Eğer bununla ilerleyeceksek fiziksel belgelere ihtiyacımız var. Kaymakamlık, eski mahkeme dosyaları, bir iki tanık..." Sema nefesini kesip ekledi: "Ve senin için tehlikeli olabilir, Er."
Tehlike sözcüğü, odanın camından içeri giren soğuk gibi çarpıcıydı. Eren gözlerini kapattı. Annemin ismini bırakıp gidecek miydim şimdi? Hayır. Bu isim bir anahtardı; annesinin uzattığı son ipuçlarından biri. Prometheus gibi yine ateşi biraz daha yakalamaya hazırdı.
"Kaymakamlığa ben gideceğim," dedi Eren. "Sen fotoğrafı netleştir, mahkeme dosyalarını bulabileceğin yerleri işaretle. Gerekirse gece gireriz."
"Sorun değil," dedi Sema, ama sesindeki tereddüt kaybolmadı. "Ama bir şey var. Kadir gece yarısı daha aktif olur. Dün akşam Demir Tower'un güvenlik kayıtlarında bir anormallik gördüm. Birinin özel katlara izinsiz erişimi vardı. Senin aklındaki isimlerden biri hakkında bir şeyleri hareketlendiriyor olabilir."
Eren bir anda bütün damarlarında buzlu bir sıtma hissetti. Kadir. Babası Kadir'in adını düşündüğünde, yüzü kendiliğinden sertleşti. Bir gün önce o maske gibi sergilenen baba figürünün ardında başka bir şey olduğunu biliyordu. Kadir, gücünü kaybetmemek için her yolun mübah olduğu bir adamdı. Kendi kanının içindeki çürüklüğü saklamayı yıllardır başarabilmişti.
"Ben Kaymakamlığa gideceğim," diye yineledi Eren. "Sen açıklarını kes, oradan başlayacağız."
Telefonu kapattıktan sonra ışığı biraz daha kısıp odadan çıktı. Dışarıda rüzgâr Karaköy sokaklarına denizle birlikte bir tuz serpiyordu. Yalnızlığı daha önce hiç bu kadar geniş hissetmemişti. Her adımda annenin el yazısını, "Azra"yı içine gömüyor gibiydi.
---
Kadir Demir, şehirden ayrı bir bölümdeki malikânesinde oturduğu koltuğunda, camın önünde duruyordu. Boğaz'ın gece karanlığından yansıyan ışıklar, salonun gümüş çerçeveli tablolarının üzerini keskin çizgilerle boyuyordu. Camın öte yanında İstanbul, Kadir için bir oyun alanıydı; zirvede kalanların ve düşeceklerin haritası.
Whiskey bardağını avuçladı, buz sesleri kulaklarına battı. Masada düzenli bir şekilde dizilmiş dosyalar, fotoğraflar, eski mektuplar vardı. Bazı mektupların uçları yanık gibiydi; sanki geçmişin hataları yakılıp sonra hızlıca saklanmıştı. O kutunun kapağını açtı; içinde birkaç sayfa, annesinden kalma bir anahtar ve bir fotoğraf vardı.
Fotoğrafta genç bir kadın vardı. Yüzü tanınmayacak kadar farklıydı ama gözlerinin kenarında, baktığında hatırlanması gereken bir kırılma vardı — Azra Karahan. Kadir parmağıyla fotoğrafın kenarını dolaştırdı, gözleri küçüldü. Bu yüz, onun istiflerini korumak için bir problem olabilirdi. Ya da tam tersi; kullanabileceği bir sopa.
Telefonunu aldı ve Orhan'ı aradı. Orhan, uzun yıllardır Kadir'in kirli işlerini halleden bir adamdı; sessiz, acımasız ama disiplinli.
"Orhan," dedi Kadir, sesi soğuk ve net. "Birkaç işlem yapacağız."
"Buyurun beyefendi," dedi Orhan. Cümlesinde türlü türlü saklı görüntüler taşıyordu; geçmiş ihanetlerin tozlu yankısı.
"Azra Karahan'ı hareketlendir. Yaşıyor mu, öldü mü… Her şeyi çıkar. Arkadaşlarını, komşularını, eski evrakları… ve mümkünse onunla ilgili medyada yer alacak bir şeyler bul. Gerekirse yarat."
Orhan tereddüt etmeden, "Hallederim," dedi. Sesi telefon hattında bile oligarşik bir kesinlik taşıyordu.
Kadir cebinden küçük bir not defteri çıkardı; hızlı hızlı bir şeyler karaladı. İmza attığı şirketlerin adlarını, birkaç eski bağlantıyı, bir oyuncunun adını. Her not yeni bir hamle, her hamle yeni bir maske anlamına geliyordu. Kadir'le iş yapmak, bir yangından nasıl kaçılacağını bilmek gibiydi: ateşe yakın durmak yetmiyordu, ateşi başlatan kıvılcımları da kontrol etmeliydin.
"Bir de paket göndereceğim," dedi Kadir, neredeyse kendi kendine. "Gece yarısı gönderilecek. İçine, hem gerçekleri hem de… yönlendirilmiş yalanları koy. Azra'nın ismiyle bir zaman kapsülü. Yanık kenarlı mektuplar. Birkaç fotokopi. İyi paketlenmiş. Ve hedef adres… çok önemli."
Orhan'dan bir ses geldi, "Kime, beyefendi?"
Kadir dudaklarını bir gülümsemeyle burktu, ama yüzünde acımasız bir soğuk vardı. "Hedef hassas," dedi. "Doğrudan aile ile ilişki kuracak. Tepkiyi hem saptıracak hem tetikleyecek. Bunu ben seçiyorum."
O an, odanın ışıkları daha da karardı; Kadir'ın gölgesi uzun bir hançer gibi duvara yayıldı. Maskesi yerindeydi; kamu önünde kusursuz bir baba, iş dünyasında bilenmiş bir kılıç. Ama içindeki karanlık, bu sessiz planlarla daha da belirginleşiyordu. Azra'nın adı ona bir fırsat veriyordu: geçmişi yeniden yazmak ve Eren'i köşeye sıkıştırmak.
Kadir mektubu yazdı. Her kelime özenle seçildi; kurgu kadar gerçeklik de içerecek biçimde. Birkaç satır, Azra'nın geçmişini anlatıyor; birkaç satır da Demir ailesiyle olan ilişkinin gölgelerini gösteriyordu. Her hat, inceliğiyle bir hançerdi.
"Bu paket yalnızca bir başlangıç olacak," diye mırıldandı. "Eren'le başa çıkmanın güzel bir yolu."
Orhan'ın adamları, özel paketleme için hazırlanmış bir odadan çıktı. Siyah mat zarflar, özel mühürler, sahte tarih damgaları. Her şey profesyoneldi; her şey inandırıcıydı. Kadir'in elleri titremiyordu. Gözleri bir avcının sabrını taşıyordu.
"Gece yarısı," dedi Kadir tekrar. "Tam on bir elli beş. Teslimat saatini milimetrik hesapla. Hedefe vardığında, zincirleme reaksiyonu başlat. Ben de medyaya yarım saat sonra sızıntı verir gibi yapacağım."
Orhan, not defterine bir şeyler yazdı, sonra başını salladı. "Anlaştık Beyefendi."
Kadir telefonunu kapattıktan sonra, camın önünde bir iki adım attı. Şehrin ışıkları, evin içindeki kontrol masalarının düğmeleri gibi yanıp sönüyordu. Kendisini bir kral olarak düşünmekten hiç vazgeçmemişti; ama kralın maskesi şimdi daha ağır, daha keskin hatlıydı.
"Amaç, devrilmek değil," dedi sessizce. "Amacım, yerinde kalmak."
---
Eren, Kaymakamlık müdürlüğünün eski giriş kapısının önünde beklerken, elleri hala mektubun kenarındaki el izlerini arıyordu. Gece geç saatti; kapı ışıkları sönmüş, bekçi kulübesi bir sokak lambasının altında tek başına duruyordu. İçeri girmek için bir yol bulmalıydı. Annemin ismi onu buraya getirmişti; telaffuzu bile bir kapıyı aralar veya kapatırdı.
Sema ile planladıkları gibi, gece kayıtlarına girmek basit bir iş değildi. Ama Sema, telefonundan dışarıdan bir kapı açma numarası attı. "Arka girişten kayarız. Sensörler 02:14'e kadar kapalı kalacak."
Eren cebine baktı, saatin akrep-yelkovanı gece on bir kırk beşi gösteriyordu. Zaman sınırlıydı. Her dakikayla Kadir'in hamleleriyle çarpışma ihtimali büyüyordu.
Tam o sırada Eren'in telefonuna bir mesaj düştü. Gönderen gizliydi. İçeriğini açtı: "Azra'yla oynamak istemezsin. Geri çekil." İmzasızdı ama tehditin soğukluğu bildik bir nefes gibiydi.
Eren mesajı ekrana bakar bakmaz sildi. Yüzünde bir gülümseme belirdi; korku yerine bir şey daha kararlı. Kadir'ın gölgesi her yerdeydi ama artık Eren'in de gölgesi var, stratejilerle donanmış bir gölge.
"Kaymakamlık," diye fısıldadı kendi kendine. "Ve Azra. Siyahı ben de göreceğim."
Arka kapıdan içeri süzülürken, şehrin uzak bir köşesinde bir paket hazırlanıyordu. İçinde gerçek, yarı gerçek ve tamamen kurgulanmış hikâyeler vardı. Kadir'in kalemi, bir haritamış gibi adres üzerinde durdu; parmağı o noktaya bir damga gibi bastı.
Kalemin ucunda mürekkep parladı. Kadir derin bir nefes aldı. Tok, keskin bir nefes.
Kalem, paketin üzerine düşecek yazının ilk harfini çizdi ve Kadir başını hafifçe kaldırdı; gözleri camın karanlığına takıldı.
Sonra, mürekkebin ıslak yüzeyine doğru eğildi — ve adresi yazmaya başladı.