Chapter 7
Kapıdaki beklenmedik tıklama, içindeki buz bulutunu daha da derinleştirdi. Efsun’un ciğerlerinde nefes zorca dönüyordu; kalbi göğsünde öyle hızlı çarpıyordu ki, ritmi duvardan yankılanır gibiydi. Korku bir kez daha sırtından aşağı kayıp beline doğru uzanırken, parmak uçları istemsizce titremeye başladı. Gözleri kapıya kilitlenmişti; bir imza bırakmadan ayrılan bu karanlık tehdidin, şimdi karşısına çıkacağını biliyordu.
“Kim o?” diye mırıldandı neredeyse duyulmayacak kadar, ama sesindeki titreme zincirleri kırmaya yetti.
“Seni izliyorum, Efsun.” O cümle, hiç olmadığı kadar soğuk, hiç olmadığı kadar aslında kendisine aitmiş gibi yankılandı odanın duvarlarında. Adem’in mesajı değil bu. Başka bir siluetin; başka bir düşmanın.
Kalbinin sıkıştığı yerde, aklı durup, kaloriferden yükselen sıcak havada ter damlaları yavaşça süzüldü yanaklarından. Gözleri kısılmıştı, zihninde binlerce olasılık dolanıyordu. Efsun, sessizliğin içinde ilerleyen belli belirsiz adımları duyuyordu şimdi. Her biri, ona doğru yaklaşırken kalbinin ritmini alaya alır gibiydi.
“Gelin,” dedi sesi içinden, “saklanma zamanın çoktan geçti.”
Ayağa kalktı, bacağı titredi ama ayakta kalmanın tek yolunun buna rağmen hareket etmek olduğunu da biliyordu. İçinde bilinmeyen bir güç kıpırdayıp duruyordu, ilk kez fark etti bunu. Daha önce yaşadığı korku hissi kadar ani, beklenmedik bir şekilde bir kıvılcım onu sarmaladı; sanki bedeninde, kanında gizlenmiş, uykusundan uyanmaya çalışan derin ve eski bir enerji vardı.
Derin bir nefes aldı. Göğsündeki ağırlık biraz olsun hafifledi.
Kapı aralandı, ama kimse içeri girmedi. Yalnızca göz hizasında belirginleşen ince bir gölge vardı. Sessizliğin devam ettiği o an, Efsun’un bedeninde bir değişim başladı. Elleri istemsizce titremeyi bıraktı, soğuk ter yerini kaslara yayılan bir güç dalgasına bıraktı. Derinlerde bastırdığı korku, yerini yeni bir kararlılığa bırakıyordu.
“Bu güç ne?” diye fısıldadı kendi kendine.
Önünde beliren gölge, iki adım geri çekilip tekrar kapıyı tıklattı. Efsun, pes etmedi. Kendi kendine verdiği o sessiz sözle, korkusunu tanımaya ama ona hükmetmeye başladı.
O gece, yalnızca kimliğini izleyen kişi değil; Efsun da artık kendi içinde yeni bir tehlikeyi uyandırmıştı.
Ertesi gün, sabah ışığı odasına sızarken, Efsun pencerenin önüne geçti. İstanbul boğazı, puslu ve griydi ama altında duran şehir, zehirli ve sessiz bir güç gibi nefes alıyordu. Ellerini yumruk yaptı, gözlerindeki kararlılık daha da yoğunlaştı.
Ofise gittiğinde, Demir onu sıradan bir günmüş gibi karşıladı ama onun gözlerinde tutuşan korku ve endişeyi görebiliyordu. Efsun ise artık aynı değildi.
“Yorgun musun?” diye sordu Demir, kaşlarını çatarak.
Efsun, gözlerini onunkinden ayırmadan, yavaşça yanıtladı, “Hayır. Artık güçlüyüm, Demir. Sadece kendimi içimde buluyorum.”
Demir’in kaşları biraz kalktı, anlamaya çalışıyor gibiydi ama beklenmedik bir soru ile soktu sözü: “Bu gücü ne zaman fark ettin?”
Efsun’un o an içi ürperdi, çünkü kendisinden saklamak istedikleri bir sır gibi hissediyordu. Ama içine doğmuş o his, onunla konuşuyordu. “Dün gece. Benden korkmanı istemiyorum.”
Demir anladı. Çünkü o gece, iş dünyasının acımasız savaşı içinde başka türlü güçler yoktu.
Akşam olduğunda, Efsun oturduğu odanın loş ışığında bilgisayar ekranına baktı. Mert Canbay’ın yeni hamlesi dikkatini çekmişti. Sadece Demir’in şirketini değil, onun içinde bulunduğu dünyayı, diz çöktürmek için hazırlanıyordu. Fakat Efsun’un içinde uyanan güç, yavaş yavaş o hazırlıkları tersine çevirebileceğinin sinyallerini veriyordu.
Bir düşünce sızdı beynine:
“Bu güç, Demir’in iş rakiplerini alt edebilecek mi?”
Parmakları klavyede titremedi, tam tersi zihni ve vücudu birbirine kenetlenmişti.
Tam o anda, telefonunun ekranında parlak bir ışık yandı. Yeni bir mesaj.
“Sıradaki hamleni bekliyorum, Efsun.”
Efsun derin bir nefes aldı, kalbindeki güç dalgası prostatımsanki buzları kırıyor; korku tamamen yerini ateşle karışık yeni bir kararlılığa bırakıyordu.
Ve dışarıdaki şehrin karanlığında, yavaşça yükselen ve dalga dalga yayılan bir güç daha vardı; Efsun’un artık saklayamayacağı, bir yıldırım gibi patlayacak gizli gücü.
Ama o gücün sınırları, iyi ya da kötü, yalnızca zaman gösterecekti.
Gölgeler arasında parmak uçlarına kadar yükselen enerji, bundan sonra onları tamamen değiştirecekti. Ve Efsun, bu oyunun içinde artık sadece hayatta kalmaya değil, oyun kurmaya başlamıştı.
Bir kutunun kenarına çarpan demir çivinin çıkardığı keskin sesi duydu. Dünyasının tamamı o sivri sesten titredi.
Cep telefonuna baktığında, ekranda yeni bir mesaj belirdi, harfler birleştikçe Efsun’un gözlerinin içine bambaşka bir alev geldi.
“Güç, seninle. Korku ise onların.”
Efsun, sessizce kendi gölgesine baktı.
Ve kalbine şöyle fısıldadı: “Şimdi başlıyor.”
Kapı aniden çarpıldı, kalp atışları hızlandı. Bir sonraki adım, demir savaşının kaderini yazacaktı.
Efsun, gözleri parıldarken şu anı bekliyordu:
“Gücüyle, Demir’in düşmanlarını alt edecek mi?”
Ve o kapı açılırken, dünyası sonsuza dek farklı olacaktı.