Chapter 6
Kapının aralığından süzülen gölge, odanın karanlığında aniden belirmiş bir yılan gibi kıvrıldı. Efsun’un ciğerlerine dolan nefes, aniden kesildi. Kalbi, göğsünde öyle şiddetle atıyordu ki, sesini duyacağına emin gibiydi. Gözleri, karşıdaki siluete kilitlendi; tanıdık ama tahmin edilemez bir soğukluk taşıyan bakışlar.
“Beni mi bekliyordun?” diye fısıldadı ses, tok ama alçak bir tehdit barındıran bir tonda. Gölge, kapıyı yavaşça kapattı ve ardında ince bir gıcırtı bırakarak sessizliği bozan tek ses oldu.
Efsun’un elleri küçücük bir acıyla titredi ama bedenine hakim olmaya çalıştı. Yavaşça derin bir nefes aldı, yüzüne gelen gölgelerdeki dehşet karışık korkuyu silmeye uğraştı. İmkânsız gibi görünse de, onun yanında yükselen bu sessiz saldırıya karşı koymalıydı.
Gölge adım attı, üzerindeki kaşkolun ucunu yere sürüklerken yanındaki masaya, Efsun’un dizüstü bilgisayarına doğru yöneldi. Parmakları ekranda beliren Mert’in mesajlarına dokunmadan, sadece sırıttı.
“Görüyorsun ya...” dedi, gözlerini Efsun’dan ayırmadan, “Mert sadece uzaklardan izlemiyor. İçten, en derinlerine işlemiş durumda. Ve en kötüsü, senin çevrende, sana en yakın olanlar bile...”
Efsun’un beyninde alarm zilleri çaldı. Kelimeler, zihninde delice bir yaralanmaya dönüştü. En yakınında ihaneti hesaplayan biri mi vardı? Canı, haberlerin ağırlığıyla sıkıştı. Bu sözler, odayı boğucu bir boşluğa sürükledi.
“Kim?” diye sordu Efsun, sesi baloncuklar içinde çatlamak üzereydi. “Bana ihanet etmeyi kim planlıyor?”
Gölge hafifçe omuz silkti, taş gibi ifadeyi koruyarak, ama gözlerindeki keskin kıvılcımlar ihanetin yükünü taşıyordu. “Henüz emin değilim. Ama izler çok yakın. İnsan o kadar çok yüz görürken, birini seçmek için dikkatli olmalı.”
Efsun’un gözleri dondu. Tüm güveni sarsılıyordu. Yıllarca yanında olduğunu sandığı kahkahalar, sırlar, samimiyetlerin hepsi bir kurgu muydu?
Ayak sesleri dışarıdan duyuldu, evin içinde yankılanan hayatın sıradanlığını bozuyor, bu ağır gerilimi daha da destekliyordu. O an, Efsun sadece kendine değil, etrafındakilere de artık şüpheyle bakmak zorundaydı.
Gölge, Efsun’un yanından ayrılırken sessizce ardına bir not bıraktı. Hareketi anımsattı, bir uyarıdan daha fazlasıydı.
Efsun, dizüstü bilgisayara baktığında dikkatlice notu açtı. Sayfaya kazınmış kısa ama ölümcül: “Dikkat et, en gizli dostun bile sırtını dönmüş olabilir.”
Şehrin neon ışıkları camdan içeri vuruyor, karanlık bir ormanın içindeki tuzağın eşiğindeymiş gibi bir his uyandırıyordu. Efsun’un omuzlarına ani ve soğuk bir yük binecek, aynı anda hem korku hem de çözülme duygusu büyüyecekti.
Tam o anda, telefonunun ekranı titredi; üzerine düşen parmakla mesaj açıldı. Ekranda beliren ad, ona tanıdık gelmemesine rağmen, içgüdüsü kötü bir haberi getiriyordu.
“Bu o andı,” diye düşündü Efsun. “Çember daralıyor ve güven diye bir şey kalmamıştı.”
*
Mert Canbay, İstanbul’un kalbinde, gökdelenlerin zirvesinde, geniş ofisinde ayağa kalkmıştı. Arka pencereden şehri izliyordu; ışıklar sönüp yanıyor, kaosun ve düzenin karmaşık oyununu sergiliyordu.
Ellerini masaya bastı, dişlerinin arasından uğultu gibi bir ses çıktı.
“Efsun’u çökertmek yalnızca oyun kitabımın başlangıcı,” dedi kendi kendine. “Şimdi işin içine onun en yakını girecek.”
Telefonu çaldı. “Hazır mısın?” diye sordu soğuk bir ses.
“Mükemmel zaman,” dedi Mert, alaycı bir gülümseme yayıldı suratına. “Planlarımız başlamalı. O, neye uğradığını anlamadan.”
*
Derya, Efsun’un en güvendiği isimlerden biriydi. Birkaç hafta önce içinde bulunduğu zorlukları anlattığında, hiç tereddüt etmeden yanında yer almıştı. Ama şimdi, aynı Derya, Mert’in teklifine isteksiz ama çaresizce yaklaşmak zorundaydı.
Karanlık bir kafede buluştular. Derya’nın elleri hafifçe terliyordu, yüzündeki tedirgin ifade, sırların ağırlığını taşıyordu.
“Efsun’u incitmek istemiyorum,” dedi Derya, sözcükleri dikkatle seçerek. “Ama Mert bana alternatif bırakmadı.”
Diğer kişi, Mert’in en yakın yardımcısıydı. Soğuk bakışları ve keskin sesiyle, Derya’nın çatışmayı sessizce yasaklamaya çalışan ruhunu okuyordu.
“Biliyorsun, Efsun’un sırrı ortaya çıktığında her şey bitecek. Ona bunu nasıl söyleyeceksin?”
Derya başını öne eğdi. “Zor olacak, ama artık geri dönüş yok. Bu, benim gibi, o da kaybedecek.”
Kafeden dışarı adım attıklarında, soğuk akşam rüzgarı yüzlerini sertçe okşadı. Her biri birine çarpan bir taş gibi, geri dönülmez yollara sürükleniyordu.
*
Efsun, kendi küçük dünyasında giderek çevresi hakkında hatasını fark etmeye başladı. Gecenin ilerleyen saatinde, kendisine en yakın öğrendiği kişiyle ilgili şüpheler zihninin içinde rüzgar gibi esiyordu.
Dolabının kapısına yaslandı, gözlerini kapattı ve derin bir nefes aldı. İçindeki fırtına dinmedi; aksine, her an kontrolünü ele geçirecekmiş gibi büyüyordu.
Tam o sırada, telefonundan gelen bir mesaj sesiyle irkildi.
Ekrandaki kısa cümle, buz gibi bir el gibi kalbine dokundu:
“Seni izliyorum, Efsun.”
Gözleri genişledi; görünmeyen bir düşmanın ipuçları etrafında dolanıyordu.
Ve kapı bir kez daha çaldığında, sessizliğin içine yeni bir tehlike fısıldadı...