NoveliqaSözleşmeyle Yazılan Aşk / İlk Karşılaşmanın Tansiyonu :0%
Log in

Chapter 3

İlk Karşılaşmanın Tansiyonu

Efsun’un ciğerlerine dolan o ağır sessizlik, odanın soğuk duvarlarından yankılanıyordu. Demir’in teklifi zihninde defalarca dönüp duruyor, her bir kelime tüylerinin ürpermesine, gözlerinin istemeden nemlenmesine neden oluyordu. Kabul etmişti. Sözleşmeli evliliği başlatmak. Ailesini ve kendi hayatını korumak için tek yol buydu. Ama buna mal olacak bedel? Onu düşünmekten kendini alamıyordu.

İyi düşün, dedi kendi kendine. Her kararının altında bir bedel var. Eğer Demir’in karanlığına ışık tutabilirsen, belki kurtulursun.

Şimdi hazırdı. Hazır olmak zorundaydı.

*

Sabahın erken saatlerinde, İstanbul’un çelik gri gökyüzü hafif bir sisle kaplanmıştı. Havadaki nem, sahilde parıldayan beton bloklarınken, Efsun’un adımları titrek ama kararlıydı.

Demir onu bekliyordu. Vazgeçmeleri imkansız olan yemin töreni değil, sözleşmenin ilk resmi hazırlıkları için çağrılmışlardı. Kapsamlı, sert ve yine soğuk, tıpkı içinde bulundukları şehir gibi.

Ofisin camlarından süzülen güneş ışınları, büyük toplantı masasının üzerinde açılan evlilik sözleşmesini aydınlatıyordu. Kocaman, resmi ve korkutucuydu.

Demir, siyah takım elbisesi içinde, hareketlerinden ve yüzünden bir an bile boşluk vermeden etraftaki dosyaları inceliyordu. Efsun yanına yaklaştı; kalbi her adımında biraz daha hızlı atıyordu.

“Efsun,” dedi adeta keskin bir bıçakla keser gibi, “Bugün başlayacağız. Bu sözleşme sadece kağıt parçası değil. Ailemizi, işimizi korumak için kurduğumuz bir kale.”

Efsun başını salladı, gözlerinde kararlılıkla karışık bir korku dans ediyordu.

“Ne yapmam gerekiyor?” diye sordu, sesi neredeyse kendine ait değilmiş gibi.

Demir hafifçe gülümsedi. “İçerideki kuralları anlamakla başla. Ve unutma, ben dışarıdaki tehlikeyi kesiyorum; sen içerde dengenin bekçisi olacaksın.”

Efsun’un parmakları masaya değdiğinde, içinden fısıldadığı düşünceler dolaşıyordu: “Dengenin bekçisi... peki ya kendimi koruyabilir miyim?”

*

Hazırlıklar ilerledikçe, mekân değişti. Özel bir şark odasının soğuk ışıkları altında, Efsun ve Demir, yüzüklerin seçileceği, davetiyelerin tasarlanacağı, misafir listelerinin tartışılacağı detaylarla boğuşuyorlardı.

Bambaşka, ama bu kadar devletle-rus gibi soğuk ve yüzeyseldi her şey.

“Konuklar için sınırlı davetiye,” diye ekledi Demir, “Uzun uzadıya göz gezdirdiklerden sonra işimize yarayacak, birlikte hareket edebileceğimiz doğru isimler.”

“Benim için değil mi?” diye sordu Efsun, gözünde bir parıltı belirirken. “Bu evlilik, ailem için bir kalkansa, sosyal yüzün görünmesi gerek.”

Demir başını hafifçe eğdi. “Evet, ama dikkatli olmalısın. Gizli düşmanlar her köşede.”

Bir an için aynalar ve kristal avizelerin yansıttığı ışık, Efsun’un yüzünde bir korku anıymış gibi oynadı.

*

Akşam üzeri, apartmanın lobisinde adımlar hızlıca çınlıyordu. Şirketin üst düzey danışmanları ve moda sektöründen davetliler, sessizce tartışmalar yapıyordu. Efsun ve Demir, davetiyeleri değerlendirdikten sonra kısa bir ara verdiler.

Demir yeni bir telefon mesajı okurken, yüzünde kaynakları olan keskin bir ifade oluştu.

“Bir problem vardı,” dedi, “Ama onu hallettim.”

Efsun ona baktı, tek bir cümle bile gizleyemiyordu o sıradaki korkuyu ve gerginliği.

“Demir, bize zarar vermek isteyecek o kadar çok kişi var ki... Sözleşmemiz onların elindeki en zayıf halka olabilir,” dedi.

Demir sertçe, “O yüzden tedbirlerimizi artıracağız,” diyerek karşılık verdi.

Gözleri adeta keskin bir bıçak gibiydi.

Sonra, koridorun köşesinden sanki gölge gibi, ince bir adam kaydı. Mert Canbay.

Gözlerini dikkatlice Efsun’a dikmişti. Sanki yıllardır onu izliyormuş gibi, sessizliğin içinde gizlendi.

Efsun farkında değildi ama Mert’in varlığı, günü ve gecesini karanlık bir girdaba çevirmek için bir kıvılcım atmıştı bile.

*

Gece evine dönerken, Efsun’un ruhunda fırtınalar kopuyordu.

“Yarın... çok daha zor olacak,” dedi kendi kendine.

Kapıyı açtığında, dışarıdaki hava soğuktu. Küçük salonun loş ışığında eşyaları toplarken, bir an kendi yansımasına göz attı büyük aynada.

Oysa o yansıda sadece Efsun Yılmaz yoktu.

Gözlerinin bambaşka karanlık bir sırrı taşıdığına dair ince bir iz vardı.

*

Ertesi gün, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte telefonun ani çalar sesi, Efsun’un kanını dondurdu.

Arayan, tanıdık olmayan ama geçmişinden bir sesti.

“Artık saklanma zamanı geçti, Efsun. Her şeyi biliyoruz. İzliyoruz... ve geliyoruz.”

Telefon kapandı.

Kulaklarında çınlayan sessizlikte, evin kapısında beliren gölgeye dikkat kesildi.

Birini fark etti. Gri ceketli bir adam, karanlık gözleriyle kapıya sızıyor, hiçbir şey hissettirmeden, her adımı ip incecik bir gerilim yaratıyordu.

Efsun irkildi.

Geçmişinden bir hayalet, bugünün ortasında durmuştu.

Ve şimdi, gerçek oyun başlıyordu.