NoveliqaSözleşmeyle Yazılan Aşk / Efsun'un Çaresizliği :0%
Log in

Chapter 1

Efsun'un Çaresizliği

Efsun’un elleri, titreyen bir naziklikle cebinden çıkan eski telefonun camına sıkıca sarılıyordu. Parmak uçlarında hafif bir nasır, yılların sabrı çizercesine yüzeyde çatlamıştı. Telefonun ekranındaki banka uygulamasını defalarca yenilediğinde, kalan bakiye sayısının yetersizliği adeta bir buz gibi beynine çarpıyordu.

İstanbul’un sabah trafiğine karışmış, gri sokak lambalarının altındaki yüzlerde benzer hikâyeler vardı. Ama Efsun’un hikâyesinde, her kuruş, her nefes borçların, faturaların labirentinde cevap bekleyen bir çığlık gibiydi. Küçük kiralık dairenin penceresinden yansıyan soğuk metal sesler, doğrudan kalbine işliyordu.

“Yeter artık,” diye fısıldadı kendi kendine. Geceliği 300 lira olan hemşirelik kursuna kayıt için son tarih bugün. Anneannesinin geçirdiği rahatsızlık, babasının işsizliğiyle birleşince, omuzlarındaki yük daha da ağırlaşmıştı. Kardeşlerinin okul harçlıkları, elektrik faturaları ve biriken market borçları… Hepsi onun üstünde, ticari felakete sürüklenmiş firma gibi.

O an kapı çaldı.

Çarpıntısı, hemen zemine sağlam basan bir adama aitti. Derin, keskin ve tehlikeli bir enerjiyi taşıyordu beraberinde. Efsun, yüzündeki yorgunluğun hemen arkasında, korkuya yakın bir tedirginlikle kapıya doğru yürüdü.

Kapı açıldığında, karşısında şık, vakur ve soğuk bir adam duruyordu. Üzerinde siyah bir blazer, gözleri ise derin bir mücevher gibi parlaktı. Adı Demir Canbay’dı.

“Efsun Yılmaz, doğru mu?” diye sordu, sesi kontrollü, neredeyse donuk.

Efsun, bacağına dolanmış kumaş çantasını biraz daha sıkı kavrayarak eğildi. “Evet, benim,” dedi, sesi kırık ve çekingen.

Demir’in bakışları birkaç saniye üzerinde dolanırken, Efsun’un cildinde ince bir ter damlası belirdi.

“Ben Demir Canbay. Canbay Holding’in yönetim kurulu başkanı,” dedi adam, zarifçe cebinden çıkardığı zarif davetiye kartını uzatarak.

“Beni bekliyor musunuz?” Efsun şaşkınlıkla ancak ufak bir umutla karışık sesle sordu.

Demir katı anların ustasıydı. Hiçbir heyecan, hiçbir indirim göstermeden, doğruca konusuna girdi.

“Önümüzde zor bir dönem var. Sizinle bir teklifim var. Kabul ederseniz, hayatınız değişecek.”

Efsun’un kaşları çatıldı, dudakları hafifçe aralandı ama sonra sertçe kapandı. “Ne tür bir teklif?”

Demir, bir adım attı içeriye, sanki evinin kalbine izinsiz girmiş gibi ama sözlerinde daha da cesurdu:

“Bir evlilik…” demesiyle cümle havada asılı kaldı. “Sözleşmeli bir evlilik. Size para yardımı sunuyorum. Ailenizin masraflarını karşılamanız için… ve daha fazlası.”

Efsun’un kalbi terazideki ağır taş gibi düştü. Bu aşamaya gelmek zorunda kalacağı, saatler öncesinden aklının ucunda bile yoktu. Tüm çaresizliği, sözlerin içinde bir kez daha değişmez bir gerçeğe dönüştü:

Ya alacaklılarla savaşacak…

Ya böyle bir sözleşmeyle kendi hayatını tüketip, belki de satacaktı onurunu.

Demir, beklediğini biliyordu. Sanki pipetle çekilen son nefesin ardından, Efsun’u teslim bayrağını indirmeye zorluyordu.

Efsun neredeyse fısıltıyla döküldü:

“Bu… Neden ben?”

Demir kafasını hafifçe eğdi, saklandığı sert donukluk yerine ince bir nüansla:

“Çünkü siz güçlü ama kırılgansınız. Çünkü doğru insan olduğunuzu görüyorum. Hem de bugüne kadar kimse görmedi.”

Kapı yavaş kapanırken, evin içine ay ışığı süzülüyordu. Sessizlikte sadece Efsun’un soluk alışı duyuluyordu. Bir yandan çaresizliği, diğer yandan çaresizliğiyle savaşan bir kadının kalbinde yükseliyordu: bu teklifi kabul edecek miydi? Yoksa tüm dünyasını kendisi mi yıkacaktı?

Ve tam o anda, kapı çarptı.

Hava birden değişti. Demir bir adım daha yaklaştı, bakışları artık gözlerinin tam içindeydi:

“Efsun… Bu sözleşme, sizin yeni hayatınızın başlangıcı olacak.”

Ve tam o sözcükler havada asılı kalırken, Efsun’un zihninde binlerce korku ve umut birbiriyle savaşıyordu. Kabul mü, reddediş mi?

Dışarıdan gelen hafif bir adım sesi, planlanmamış yeni bir girişimi müjdeliyordu.

Sözleşmeyle yazılan aşk böyle başlamıştı.