NoveliqaSözleşmenin Gölgesinde: Milyarderin Sırrı / İlk Kavga ve İnat :0%
Log in

Chapter 5

İlk Kavga ve İnat

Kapıdaki o ses, salona bir anda donuk bir rüzgâr gibi indi. Elif, kalbinin atışlarını yutan bir sessizliğin içinde titredi. Kerem’in bakışları karardı, yerine bir kimlik, bir hırs, bir hesaplaşma vardı. O andan sonra hiçbir cümle eski anlamıyla söylenemeyecekti.

Kerem ağır adımlarla karşı tarafa geçti, sandalyeyi sertçe itti. “Bu gece bitmeli, Elif. Daha fazla böyle devam edemeyiz.”

Elif’nin gözlerinde ateş parladı. “Bitmeli mi? Yoksa sen sadece benim neye cesaret ettiğimi anlamıyor musun?”

“Cesaret? Sözleşmemizin ilk haftasında böyle inatçı olacağını bilmiyordum. Sanırım bu, işimizi daha da zorlaştıracak.”

“İnat mı? O zaman doğru yoldayız demek!” Elif kükredi; sesi, uzun zamandır bastırdığı öfke ve kırgınlığı açığa vuruyordu. “Beni bu oyunun parçası yapmaya çalışıyorsun ama burada kim daha güçlü kim daha zayıf belli değil, Kerem Bey.”

Kerem dudaklarını sıkarak, gözlerini kaçırmadan Elif’e baktı. “Güç işte böyle bir şey, Elif. Göremezsen, acı çeker, anlamazsan, kaybedersin.”

“Peki ya ben?” diye karşılık verdi Elif. “Ben bu oyunda sadece piyon mu olacağım? Firmanın gölgesinde kaybolup gidecek, senin istediğin gibi biri mi olacağım?”

“Senin istediğin biri değilim, Elif. Senin kim olduğunu daha keşfetmedim ama net bir şey var: Sana tahammülüm yok.”

Bir an için aralarında bir sessizlik çöktü. Ne aşk, ne de düşmanlık kelimeleri yeterliydi. Çok daha karmaşık bir duygu halindeydi ikisi de.

Elif’nin elleri titredi. Dudaklarından nağmeler gibi yükseldi sözcükleri. “Beni tanımıyorsun. Ne kadar dirençli olduğumu bilmiyorsun. Ailemin borçlarından kurtulmak istiyorum, bu oyunu kazanmak istiyorum. Ve... belki de umudun bile zor sarıldığı yerde, gerçek sevgiyi arıyorum.”

Kerem’in sert yüzü aniden çatladı. “Gerçek sevgiyi mi? Böyle bir dünyada sana gerçek sevgiyi kim sunabilir ki?”

“Belki sen,” dedi Elif, gülümsemeye yakın bir hüzünle.

Kerem adeta bir tokat yemiş gibi irkildi; o anın gerçekliğinden kopamadı, kalbi tuhaf bir hızla çarpmaya başladı.

“Bırak bu saçmalıkları,” dedi ve ayağa kalktı.

Tam o anda Elif adım attı, konfor alanının sınırlarını zorladı. “Neden bu kadar korkuyorsun, Kerem? Kendi korkularından, geçmişinden kaçıyorsun değil mi?”

Kerem’in omuzları gergindi. “Geçmişimle mücadele etmek, yüzleşmek zor. Ama seninle buradan ilerlemeyeceğim.”

Elif yüzünü buruşturdu. “O zaman bu iş zaten başlamadan bitti, değil mi?”

“Başlamak dediğin bu çatışmalar değil, Elif,” dedi Kerem alçakça, “Bu, bizim kaderimiz; kim neye dayanacak göreceğiz.”

Birdenbire Kerem’in gözleri karardı, isyanla doldu. “Ama bir kere söyleyeyim, bu satrançta şah ben değilim, Elif!”

Elif yerinde duramadı; kalbi hırçınca atıyor, ruhu isyanla doluyordu. “Senin oyunun bozuksa ben yeni kurallar koyarım.”

Kerem kollarını çaprazladı. “Koyabilirsin. Ama unutma, ben de taşlarımı saklıyorum.”

Elif onun gözlerinde bir gölge gördü; bugüne kadar fark etmediği, ama şimdi bir duvar gibi örülmüş karanlık sırlar. Bir yanda çekim, diğer yanda uçuruma doğru itiş vardı.

Bir anlığına, Kerem farklı bir yüzünü gösterdi. Elif’in beklentisiyle ters düşen, ardından pişmanlıkla örttüğü o bakış…

“Doğruyu istersen...” dedi Kerem, sesi yumuşadı, “Beni korkutan sadece sen değilsin.”

Elif gözlerini ona dikti, nefesi kesti. O beklenmedik itiraf, havayı aniden değiştirdi.

Tam o sırada kapı tekrar çaldı. Gelenin adı ya da ne getirdiği bilinmiyordu. Gerilim tırmandı; kalplerin üzerinde ağır bir gölge gibi asılıydı.

Kerem kapıya doğru yürürken, yüzündeki o beklenmedik ifade Elif’i adeta sersemletti. Gözleri büyüdü, nefesi kesildi.

“Şimdi, gel bakalım,” dedi Kerem alçak bir kahkahayla. “Gerçek oyun başlamak üzere.”