NoveliqaSözleşmenin Gölgesinde: Milyarderin Sırrı / Geçmişten Gelen Hayaletler :0%
Log in

Chapter 4

Geçmişten Gelen Hayaletler

Elif’in kalbi göğsünde yumruklar atıyordu; boğazında bir yumru, soluğu kesik kesikti. O fısıltı, sessizliğin içine işleyen buz gibi bir ok gibi saplanmıştı. Parmağını titreyerek kapının koluna götürdü, dışarıdan gelen hafif esintiyle bile cılız ışıklar titredi koridorda. Adımlar sessizce uzaklaştı, geriye yalnızca ardında kalan o ağır, karanlık sözler...

Çevresine baktı, biraz eski, biraz da soğuk olan dairenin her köşesi bir anlığına yabancılaştı gözünde. Taylan’ın sesi değildi; o kadar emin gibiydi ki, sanki odanın derinliklerinden değil, geçmişin en karanlık köşelerinden gelmiş gibiydi.

“Bu sözleşmenin arkasında, düşündüğünden çok daha fazla sır var Elif…”

Elif elli kere düşündü o sözleri. Kimin sesiydi? Kime aitti? Ve en önemlisi—bu “çok daha fazla sır” neydi? Günlerdir onunla birlikte olan, evin her köşesine dokunan bu gizem? Yoksa sadece bir oyun muydular?

Siyah gecenin içinde sigara dumanından hafifçe yükselen o anlık tereddüt, ona bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Parmaklarını çevresindeki soğuk duvara sürttü; hissedilen tek şey, yaklaşan fırtınanın uğultusuydu adeta. “Gizli acı” diye bir şey vardı burada, bir yerde ve hiç şüphesiz çok derindeydi.

*

Gece yarısından sonra, Elif’ten ses seda yoktu. Yatağa uzanmış, tavanın karanlığına bakarken, düşünceleri onu kıvrandırıyordu. Taylan’ın herkesten sakladığı sır gibi, Kerem’in geçmişinde de belki bir sır vardı. Sabah olduğunda, eski dostu Deniz’i aramayı planladı. Deniz, Kerem’in üniversiteden beri yakın arkadaşı, profesyonel hayatını yakından takip eden biri; belki o verebilirdi cevapları.

Telefonunda onun adını ararken, kalbinin ritmi hala yüksek, elleri ise soğuk ve ter içindeydi. “Deniz, dün gece... Kerem’den neden bahsetmemiş olabilir?” diye kendi kendine mırıldandı.

Aramada kıskaç sesi duyuldu. “Alo?” diye seslendi Deniz, o meşhur soğukkanlılıktan eser yoktu.

“Deniz, basit bir şey değil,” dedi Elif hemen, sesi titriyordu. “Kerem’in geçmişine dair—bir şeyler biliyor musun? Gizlediği, sakladığı... var mı?”

Derin bir sessizlik oldu. Sonra Deniz, alçak bir sesle, “Elif, bu söylediklerin sadece başlangıç. Kerem’in hayatı, sandığından çok daha karmaşık. Sözleşmenin yüzeyinde göremediğin şeyler var. Çok karanlık, çok... acı dolu.”

Elif’in gözleri büyüdü. “Ne demek istiyorsun?”

Deniz, cümlelerine dikkat ederek devam etti: “Şirketin yükselişi, başarılı imajının ardında yıllarca süren acılar, kayıplar var. Ve o kadar derinde bir sır ki—bu, kimsenin bilmeye cesaret edemediği bir sır.”

*

Ertesi sabah, Elif sıradışı bir huzursuzlukla uyandı. Gözlerini açar açmaz evde gezindi odalar arasında. Kerem’in daimi kullandığı çalışma odasını buldu sonunda. Kapı aralık duruyordu, içeriye sızan güneş ışığı odanın tozlu kitaplarının arasında dans ediyordu.

Masada, yarım kalmış dosyalar, kalemler, notlar… Elif dikkatle baktı. Dijital ekranlarda ufak ışıklar yanıp sönüyordu, ancak en çok dikkatini çekense, masanın kenarında duran küçük çerçeveli fotoğraftı. O karede Kerem vardı, ama yanında başka biri de—genç, ciddi bakışlı bir adam, ama Elif tanımadı onu.

Fotoğrafın arkasında hafifçe çizilmiş bir isim ya da nota benzer bir yazı yoktu.

Elif, parmak uçlarıyla fotoğrafı kavradı; o an, Kerem’in gözlerindeki sertliği ve gizemi anımsadı. Acaba o adam kimdi? Neden Kerem onu herkesten saklıyordu?

Birkaç sayfa arasında, gizlenmiş bir zarf buldu. Elif’in elleri titredi. Nazikçe açtı; içinden eski ve sararmış bir mektup çıktı. Mektup, odayı dolduran sıcak ışığa rağmen soğuktu, kelimeler ağır ağır, sanki yıllar öncesinden geliyordu:

“Kerem’e, Geçmişin gölgesinde kalan her acı unutulmayacak. Ama en derin yara kanarsa, kurtuluş başka bir yerde... Sana inananlar var. Kaybetme kendini.”

İmza bulanıktı - neredeyse okunmuyordu.

Elif okudukça, kalbinin derinlerinde bir şeyler titredi. Kerem’in şirketteki sert tavrının, sinirli ve mesafeli duruşunun altında pek de bildiği türden bir adam olmadığını, içinde sakladığı çaresizliği hissedebiliyordu.

Tam o sırada, kapının hemen arkasından bir ses yankılandı:

“Ne yapıyorsun burada, Elif?”

Gözlerini hızla kaldırdı. Kerem duruyordu, yüzünde karmaşık bir ifade, gözleri ise fırtınalı denizler gibi dalgalanıyordu.

Elif, kelimeler bulmakta zorlandı. “Ben sadece... senin geçmişinden bir parça olduğunu düşündüğüm şeyi buldum. Bu... acı. Gizlediğin.”

Kerem’in nefesi kesildi. Gözleri karardı bir an için ama sonra sanki içinde bir şey kırıldı.

“Bazen geçmişimi bilmek, en büyük cezaymış gibi gelir,” dedi fısıltıyla. “Ama bunu hiç kimseye anlatamadım, Elif. Çünkü korktum. Korktum ki, sen de gider, beni anlarsın.”

Elif, parlak gözlerle ona baktı. Yumuşak bir fısıltıyla, “Belki de artık paylaşmanın zamanı geldi,” dedi.

Kerem derin bir nefes aldı. Ancak tam o anda, dış kapı ağır ağır açıldı ve derin, karanlık bir tonda bir ses çınladı:

“Elif... Kerem... bu oyunda herkesin sakladığı sırlar var, ama bazı sırlar öyle ki, ifşa edilmeye hiç gelmez.”

O an, Elif geçmişin karanlık gölgesinin kendilerini çevrelediğini, ve saklı kalanların çok daha büyük fırtınalara neden olacağını hissetti.

Ve en acısı, o fırtınanın tam ortasında Kerem’in gizli acısını yeni yeni keşfetmesini anlamaya başladığı o andı.

Göz göze geldiler; kelimeler boğazlarında düğümlendi, ama içlerinden biri söylenecek en kritik cümleyi oluşturmaya hazırdı. Ancak kapıdaki karanlık ses, salona ağır bir gölge gibi indi ve o cümle asla söylenemeden, geceyi kucakladı.