NoveliqaSözleşmenin Gölgesinde: Milyarderin Sırrı / Soğuk Milyarderle İlk Karşılaşma :0%
Log in

Chapter 2

Soğuk Milyarderle İlk Karşılaşma

Kapı aralandığında, odanın loş ışığı altında silueti beliren adamın yüzü, Elif’in kalbine saplanan keskin bir bıçak gibi durdu.

Kerem...

O an, zamanın ağır ağır ilerlediğini hissetti. Nefes borusunda hapsolmuş, titreyen küçük bir kuş gibi kalbi çırpınıyordu. Gözleri birbirine kenetlenmiş, aynı göktaşının yıkıcı heyecanı dağılmış yerli yerindeydi.

Kerem’in soğuk, alabildiğine sakin bakışlarında ne vardı? Duygular? Suçlama? Yoksa ister istemez süzülen bir ilgi erken perde mi aralıyordu?

Elif, kollarını göğsünde çaprazladı, varlığını savunma hücumu olarak sahneye koydu. “Geldin demek...” diye başladı sesi, çatallanmış, kırılgan.

Kerem, şık takım elbisesinin keskin hatları ardında duran ifadeyi yumuşatmadı. “Buraya neden çağrıldığını biliyorsun, Elif. Sanırım beklediğinden farklı bir karşılaşma oldu.” Sesi, derin ve mesafeli, buzlu bir nehir gibi akıyordu.

Elif dudaklarını sıktı, içinde biriken tüm telaşı hücrelerine işleyen kelimelerle savurmak istedi. Ama kelimeler tıkanmış, kalıplaşmış bir öfke gibi hapsolmuştu dudaklarının kıyısında.

“Ne bekliyordun peki? Bana güvenip elini uzatmamı mı?” diye çıkıştı sonunda. Gözlerinde, kaybetme korkusunun mahsulü bir kırılganlık vardı.

Kerem, bir adım attı içeri, ancak mesafeyi korudu. Gözleri Elif’in gözlerindeydi, ama bir şey eksikti — o çok aranan ısrarcı sıcaklık. “Sözleşmenin şartları böyle. Biz ikimiz de bir rol üstlendik. Karışıklık, duygusal yanılsamalar bize düşmez.”

Elif’in içi burkuldu. Bu imalı cümle, hayatının en acı gerçeklerinden birini açığa çıkarıyordu: bu bir anlaşma, bir oyun, duygusuz ve mekanik bir bağ.

Ama kalbindeki duygu bunu yadsıyordu; isyanla, çaresizlikle kavruluyordu.

“Ben... senin ne düşündüğünle ilgilenmiyorum, Kerem. Ne hissediyorsan hisset, ben buradayım. Ailem için.” Sesi, kibri kırmak, duvarları yıkmak istiyordu.

Kerem bir an durdu, baktı, sonra kaşlarını hafifçe çattı. “Aile. Paraya gelen yol. Senin için sadece bu mu?”

“Hayır! Ama bu, onlara sahip çıkmanın tek yolu.” Elif’in kelimeleri, duvara çarpan taş parçası gibi yankılandı.

Kerem, cılız bir gülümseme kıvrımıyla başını hafifçe eğdi. “Öyleyse seni bekleyen karanlık yollara da hazır olmalısın.”

O an odadaki hava dondu; sanki içinde bulunduğu büyük binanın soğuk, ıssız duvarları nefesini kesiyordu Elif’in.

Bakışlarını Kerem’den ayırmak için gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldı, kalbindeki boncuklaşan korkuyu avuttu.

“Başlayalım o zaman,” dedi, sesi çok daha kararlı ve sakin.

Kerem başını salladı, ardından masanın üzerinden düzenli kağıtları aldı. Ortama hakim olan sessizliği izin veriyormuş gibi kalemini çıkardı.

“İmzan buraya,” dedi. “Ve unutma, bu evlilik sadece bir sözleşme. Kalplerimizi asla birbirimize veremeyiz.”

Elif’in parmağı, kalemin ucuna doğru uzandı. O an, bir şeyler kırılacak gibi hissetti. İçindeki o küçük yankı, belki de umut diye adlandırdığı şey, çatırdayarak parçalanıyordu.

Tam kalemi kağıda değdirmeye hazırlanırken, Kerem’in bakışları birden farklı bir şekilde çakıldı; sertten daha çok, gizemli ve karmaşık.

Elif’in aklı, bu adamın ardında gizlenen sırlar ve anlatılmamış hikayelerle dolup taştı.

Ve o an, kapıdan gelen ani bir tıklama sesiyle irkildi.

Elif, kalemi bıraktı. Kerem ise bir an durup dışarıya baktı, sonra sessizce gözlerini Elif’e dikti.

“Bu işin sonunda ne kalacak, bilmiyorum,” dedi fısıldar gibi. “Ama emin olduğum tek şey var. Bu oyun tehlikeliden çok daha karanlık.”

Elif, gözlerini onun bakışlarından çekmeden kahve masasının kenarına yığıldı, içindeki fırtına bütün gücüyle patlamak üzereydi.

Buzlar hâlâ erimemişti. Ama karanlıkta bir ışık titriyordu — ya umut ya da yıkım.

Ve o ışık, Kerem’in derin, sorgulayan gözlerinde parlıyordu.