NoveliqaSözleşmenin Gölgesinde: Milyarderin Masalı / Sözleşmeye Başlangıç :0%
Log in

Chapter 4

Sözleşmeye Başlangıç

İçerdeki hava buz kesmişti, odayı saran klimadan değil, aralarına örülmüş görünmez duvardan... Asya, parmaklarının ucunda kalan gençliğin kırılganlığını hissediyor, sert yüz çizgilerinin ardında ne kadar yorgun bir adamın oturduğunu kavrıyordu. Erdal Yılmaz’ın ofisinin devasa pencerelerinden şehre doğru uzanan ışıklar, sanki iki yabancıyı izliyordu, sessiz ve öfkeli.

Masada duran evlilik sözleşmesi, kalın yaprakların arasında gizlenmiş bir savaş ilanı gibiydi. Sayfalar bembeyazdı; üzerindeki mürekkep damlaları, soğuk ve kesin ifadelere tutsak olmuştu. Asya’nın elleri hafifçe titriyordu, gözleri masadaki o kağıta, damarlarında akan kandan daha sıcağa bakıyordu.

“Başlayalım mı?” dedi Erdal, cümlesinde bir suçlama, bir meydan okuma vardı. Sesi ne yumuşaktı ne de sıcak. Buz gibi, kararlı.

Asya, hızlıca kale duvarlarını hatırladı; annesinin hastanede yattığı o gece, yanan umutlarını, babasının titrek sesini... Bu sözleşme, bütün hayatının temelini çizecek ilk taş olacaktı.

“Neden bu kadar kırılgan?” diye düşündü, “Belki de yıllardır öğrendiğim tek şey, ayakta kalmanın bedeliydi bu.”

Kağıdı bir kez daha inceledi. Sayfalar, kendilerini hapseden kelimelerle doluydu: “Taraflar, birbirlerine maddi hiçbir hak talebinde bulunmayacakları hususunda mutabakat sağlamışlardır.” “Sevgi, bağlanma ya da sadakat beklentisi olmadan...” Her cümle, soğuk bir nehre atılan taş gibi, kalbini sarsıyordu.

Erdal, kalemini havaya kaldırdı. Gözleri, sinek kaydıran bir dikkatle Asya’yı ölçtü. “İmzaladıkdan sonra pişman olmazsın değil mi?”

Asya dudaklarını biraz ısırdı, önce karanlık gözlerine baktı, sonra yumuşakça:

“Pişmanlık duymayacağım tek şey, ailem için attığım her adım.”

Bir an için odada sessizlik hüküm sürdü. Yalnızca dışarıdaki yağmurun camlara vuran ritmik sesi duyuluyordu.

Kalem, Asya’nın hayallerini, korkularını, kırgınlıklarını kaydeden mürekkebiyle ilk kelimenin üzerinden geçti.

Her imzanın ardından bir parça daha silinmiş gibiydi o eski hayatından. Erdal’ın bakışındaki soğukluk, artık bütünüyle öfkeye dönüştü; bu, doğrudan bir kontrol mekanizmasıydı.

“İzin veriyorum,” dedi usulca, ama bir uçurumun kenarındaki ses tonuyla: “Bu sözleşme, ikimizin kaderini meşrulaştıracak.”

Asya derin bir nefes aldı. Ellerinde hâlâ kalem vardı. “Kader, bazen fırsatları gizler.”

Sözleşmenin son sayfası da imzalandı ve sayfa kapandı. Tık sesi, odanın büyüklüğünde yankılanarak geleceğin korku dolu sessizliğini duyurdu.

Göz göze geldiler. Mesafe, kelimelerin bile ötesindeydi. Bir tek cümle vardı: “Bu iş sadece iş.”

Ama Asya’nın içindeki yangın, bundan daha fazlasını söylüyordu.

“Mesafeli kalacak mıyız hep bu kadar?” diye sordu kendine, hayatının en büyük sınavında.

Kapı birden çalındı.

Her ikisi de irkildi. Erdal, kalemini yere bıraktı. Asya’nın kalbi göğsünde çılgınca atmaya başladı.

Dışarıdaki fırtına hâlâ dindiği yoktu.

Ve belki de, artık asıl fırtına içerdendi.