Chapter 2
Soğuk nefes, Asya’nın ensesine üşüyerek yapışmıştı; o anın ağırlığı, teninde diken diken bir iz bırakıyordu. Savrulan düşüncelerle boğuşurken, kapı ağır adımlarla aralandı. İçeriye sızan ışık, uzun boyu ve keskin hatları ile bir silueti belli etti: Mete Yılmaz.
Göz göze geldiler—hafifçe kıvrılan dudakları bir sır taşır gibi, derin ve kestirilemez bir karanlık yüzünde dans ediyordu. Asya’nın elleri istemsizce sıkıştı, elleri terlemeye başladı. İç sesi, “Durdur kendini.” diye fısıldarken kalp ritmi kaçıyordu adeta.
“Müstakbel eşim,” dedi Mete, sesi dokunaklı bir soğukluk taşıyordu; tıpkı içinde sakladığı buz gibi bir anlam gibi… “Sanırım beklediğim soruyu henüz duymadım.”
Asya’nın nefesi derinleşti, dudakları titredi: “Ne sorusu?”
Başını yavaşça eğdi, gözlerini onu süzdü, mahcup bir tebessüm çizmeden. “Neden kabul etmeliyim seni? Gerçekten bu sözleşmenin ötesinde bir şey var mı aramızda?”
Asya’nın ciğerlerine buzlu bir rüzgâr üflemişti bu sözler. İçinde bir fırtınanın kıyısında duruyor gibiydi ama kendini savunma refleksi belirdi: “Benim için bu sadece bir başlangıç, sadece bir yol.”
Mete adımını ikiye katlayarak yaklaştı, odanın atmosferi ani bir şekilde ağırlaştı. Asya’nın arkasındaki perdeler hafifçe titredi, şehir ışıkları içeriyi zehir gibi sarıyordu. “Başlangıçlar bazen en çok bitişlere benzer.” dedi neredeyse fısıldayarak. Gözlerinin içindeki soğukluk, duruşunu bıçak gibi keskinleştiriyordu.
“Neden bu kadar soğuksun?” Asya sordu; sesinde hem meydan okuma hem de kırılganlık vardı. “Senin içindeki o buzun nedeni ne? Beni kırmak mı, yoksa kendi kalbini mi korumak istiyorsun?”
Mete’nin göz bebekleri aniden küçüldü, o an bir gölge, geçmişin derin karanlığından sıyrıldı yüzüne, ama hemen unutuldu. “Bu, anlatılması gereken bir hikaye değil. Ama açığa çıkması gereken gerçekler var,” dedi, ses tonu katı ve keskin.
Asya’nın kalbi hızla atıyordu—her kelime, her bakış bir ip gibi geriliyordu; kalbi sıkışmış, nefesi daralmıştı. “Gerçekler,” diye tekrarladı. “Peki ya gerçek aşk?” Gözlerinde damar damar umut, kendinden emin bir yanıt bekliyordu.
Mete dudaklarını birbirine bastırdı, duvarda asılı tabloyu süzdü bir an. Soğukluğun altında saklanan kırılganlık, dikkatle gizlenmiş bir sır gibi hissediliyordu. “Gerçek aşk, bazen en acı sözleşmelerin içinde bile gizlenir.” dedi, neredeyse kendinden şüphe duyarak.
Asya hafifçe sarsıldı. Bu daha önce duyduğu hiçbir klişeye benzemiyordu. Bu sözlerin arkasında, gemileri yakmış bir adamın karmaşık ruh hali vardı. “O zaman neden beni seçtin? Vazgeçemen hangi enkazın üzerindeyim ben?”
Mete dudaklarını araladı ama cevap vermedi. Sessizliği, ufuktaki şehrin gece telaşı gibi yoğun ve ağırdı. Derin bir nefes aldı, yüzündeki soğuk ifade aniden değişti. Gözleri bir anda yanardağ misali kıpırdanmaya başladı; gözlerindeki gizemli soğukluk, ardında sakladığı bir yangını müjdeliyordu.
“Bu sadece başlangıç, Asya,” dedi fısıltıyla. “Gölgenin ardında kalan hikayemiz çok daha karanlık...”
Ve o anda, odada aniden bir soğukluk esintisi doldu. Asya, gözlerinin içine bakarken, o gözlerdeki bu gizemli soğukluğun ardındaki sır neydi?
Kapı kovulduğunda birden çarpıldı—keskin bir ses, dışarıdan gelen ani bir müdahalenin habercisi gibiydi. İkisi de aniden irkilerek kapıya döndü.
“Kim o?” diye sordu Mete, sesi önceki kadar sakin değildi; içinden geçen duyguların buzunu eriten bir kıvılcım vardı.
Asya kalbini hızla atarken, arkasında beliren gölgeyle birlikte, dünyası bir kez daha sessizce değişmeye başladı. Göz göze geldiler, sahne henüz bitmemişti; çünkü bu soğuk karşılaşmanın ardından geleceklerin gölgesi çok daha sarsıcı olacaktı.