Chapter 7
Aslı’nın ciğerlerine dolan hava, aniden daha soğuk, daha ağır geliyordu. Murat’ın gölgesinin onun üzerindeki ağırlığını henüz tam olarak kaldırmaya çalışırken, ayaklarının aniden dolanmasıyla sendeledi. Her adımı, artık sadece bir yürüyüş değil, bir savaş alanında atılan nefes kesici bir hamleydi.
Kafasını kaldırdığında, gözleri Efe’nin o mavi, derin bakışlarına takıldı. Aslı’nın içinde fırtınalar koparan duygular, o anın sessizliğinde kelimelere dökülmeden çarpışıyordu. Efe, kelimelerden çok daha fazlasını söyleyen bir tavırla ona yaklaştı; omuzları dik, yüzüne yayılan ciddi ama bir o kadar kırılgan ifadeyle…
“Gördüm... Seni izliyordu,” dedi Efe, sesi fısıltıya benzer bir tonla. Gözlerinin kenarı kararırken, elleri hafifçe hissettiği öfkeyi, korkuyu bastırmaya çalışıyordu.
Aslı, dudaklarını ısırdı. İçindeki buz parçaları erimeye başlamıştı, ancak hala kudretli bir soğukluk vardı. “Ben... bilmiyordum,” dedi, sesi çatallı, neresinden tutacağını bilemeden. O an hissettiği en büyük yalnızlık, Efe’ye olan yakınlığına rağmen, içinde kocaman bir uçurum açıyordu.
Efe, elini uzattı, parmağını hafifçe Aslı’nın çenesine sürdü. “Bu oyun senin için çok büyük, biliyorum. Ama burada yalnız değilsin,” dedi, sesinde bilinmez bir sıcaklık vardı. Ama aynı anda içinde bir sertlik, kusursuzca örülmüş duvarlarda bir delik açıyordu.
“Yanımda ol,” dedi Efe. Aslı, o ani ve beklenmedik teklife, yüreğinin en derin köşesinden gelen bir umutla baktı. Kalbinin ritmi değişmiş, avuç içleri terlemişti.
Onların dünyasında duygular genellikle gizlenirdi; patronlar, iş anlaşmaları, bitmeyen hırsları arasında sadece stratejiler vardı. Ama işte tam da bu anlamsızca kırılgan anda, Aslı ve Efe’nin arasında kırmızı bir çizgi geçti, sessiz ama yakıcı bir bağ.
Efe, Aslı’nın gözlerine bakarken, iki yorgun ruhun birbirine değdiği bu anın kaçınılmazlığını anlamıştı. O dokunuş, yılların iki ayrı yükünü taşıyan bir çiftin beklenmedik temasındaydı.
“Burada olacağım,” dedi Aslı, hafifçe başını kaldırıp karşılık verirken.
Önlerinde beliren duvarlar her ne kadar yüksek ve kalın olsa da, o anda yıkılmaya başlamıştı.
Tam o sırada, salonun köşesindeki büyük ekran birden aydınlandı. Efe bir an duraksadı, bakışlarını ekrana çevirdi. Görünmeyen bir el, orada saklı duran bir gerçeği ortaya çıkarıyordu.
Ekranda beliren belge, eski bir e-posta yazışmasını gösteriyordu; üzerine “Gizli: Yılmaz Kardeşleri” damgası vurulmuştu.
Aslı’nın kalbi bir an durdu, sonra hızla çarpmaya başladı.
Efe’nin yüzündeki ifade değişti; şaşkınlıkla, bir o kadar da korkuyla bu gerçeği okudu.
“Bu… Bu ne demek olabilir?” diye mırıldandı Efe, sesi titrek, ama kararlıydı.
Aslı, ekrana baktığında, e-postanın satır aralarında Murat Yılmaz’ın kardeşi olduğunu düşündüğü kişinin adı geçiyordu; adı, hiç beklemedikleri biri...
Ortamda aniden gerginlik yükseldi, aralarındaki yasak yakınlık aniden kesildi. İkili, bir sırra, belki de hayatlarını kökten değiştirecek bir bilinmeze doğru ilk adımı atmak üzereydi.
“O kişi... ona nasıl bağlı?” diye sordu Aslı, nefesini tutarak.
Efe, hızla dosyaları karıştırmaya başladı. Gözlerinden kaçmayan yorgunluk, ardında gizlenen yüklerin henüz ne kadar büyük olduğunu saklıyordu.
“Bilmiyorum... ama bu, Murat’ın planlarının çok daha derin olduğunu gösteriyor,” dedi, sert bir kararlılıkla.
Bir anlığına salonun ağır havası yerini fısıltılara, düşük kalp atışlarına bıraktı.
Ve o anda, boşluğa gelen bir tık sesiyle, kapı aralandı.
Geriye dönüp baktıklarında, içeride duran kişi, beklenmedik bir figürün silüetiyle onları yeniden tehlikenin içine çekmeye hazırdı. Sessizliği kesen o birkaç adım, Aslı’nın yaşamının hiç olmadığı kadar karmaşıklaşacağının habercisiydi.
Kim olduğunu görmek için zaman yoktu. Fakat varlığı, gerilimin doruğa çıkması için yeterliydi.
Ve şimdi, her şey değişmek üzereydi.