Chapter 5
Aslı, odanın loş ışığında donuk bir halde duruyordu. Kapının ardında kalan sessizlik, ciğerlerine ağır ağır sinmişti. Hissedilen o soğuk, derin bir karanlığın daveti gibiydi. Nefes alırken ciğerlerine dolan hava sanki daha gürültülü, daha sancılıydı. Bir yandan kalbinin göğsünde yaptığı çırpınışın ritmini duyabiliyor, bir yandan da ellerinin istemsizce birbirine kenetlendiğini fark ediyordu.
“Bu savaşta, kim tutacak ellerimi bilmiyorum...”
Sözler tekrar ediliyordu zihninde. Söylemişti. Hem kendi kendine hem de ona. Onlara; Murat’a, kendine ve hala içinde sızıntı yapan o eski acıya. Şimdi, bu anın tam kalbinde, Aslı, değişmeye direnebileceğini sandığı tüm inançlarını tartıyordu.
Gözleri evin salonuna kaydı. Yeni hayatlarının, birbirine zorla bağlanmış iki yaralı ruhun mekânına… Minimalist ama soğuk, duvarlarının içinde küskünlük ve sorgulama yankılanan bir apartman dairesi. Murat’ın sessizliği, şu an odada yankılanan en büyük ses gibi duruyordu.
İlk geceydi.
Ve ilk savaş.
Bir adım attı. Derin, uzun bir nefes aldı.
“Biliyorsun...” dedi dudakları kavuşmadan, kelimeler boğazından düğüm düğüm geçerek çıktı. “Bunu böyle yapamayız. Bu ‘biz’ olmayacak böyle.”
Murat, yarı gülümsemesiyle karşılık verdi ama gözleri dalgındı. O yüzün ardında saklı duran eski bir acının, hesaplaşmanın ve gizemli bir geleceğin yansıması gibiydi. “Aslı, beklentilerini kontrol etmelisin. Bu sözleşme ikimiz için de bir araç. Duygular, işin çok ötesinde.”
Aslı'nın avuçları terlemeye başladı. “Duygular işin tam ortasında. Yoksa doğru düzgün yaşam neye yarar ki? Ben sadece senin yanında nefes almak için var olmadım.”
Murat kaşlarını hafifçe çatarken, o ince gerginliği yüzüne mürekkep gibi çizdi. “Yanlış görüyorsun, Demir. Bu durum ikimizin de müdahalesiyle şekillenecek. Benim ‘yanında’ olmak sadece görünüşte bir birliktelik.”
“Söylediklerin havada asılı kalıyor, Murat.” Aslı’nın sesi titredi, ama gözlerinde kılıcını çekmiş bir savaşçı kararlılığı vardı. “Oyuna gelmem. Kendim için buradayım. Ailemin geleceği için. Senin planların... Bunlar, benim hayatıma hükmedemez.”
Murat alnındaki o ince kırışıklığı derinleştirerek yaklaştı. O an mesafeler daraldı, aralarındaki hava daha da ağıldı. “Planlarım ne olursa olsun, burada sen varsın. Bunu unutma.”
Aslı adım attı, odanın köşesine yöneldi. Duvarın soğuk dokusu avuçlarının altında kalırken, bir anlığına içindeki çaresizliği hissetti. Kendi ayakları üzerinde durma hayali, Murat’ın gölgesinden çıkıp güneşle buluşmak ister gibiydi.
“Yarın sabah toplantı var. Ben gidiyorum. Bu evde kalacağım, ama sen gidip işine odaklan. Biz akşam konuşuruz.”
“Sözleşmenin getirdiği kurallar basit, ama uygulaması zor.” Murat kapıya yöneldi. “Senin savaşın, benim savaşım. Yakında herkes ne için savaştığımızı görecek.”
Göz göze gelmelerinde kelimeler susar, yalnızca sessizliğin içinde çatırdamalar duyulurdu. O gecenin karanlığı her köşeyi sarmış, yeni bir sayfa açmanın sancısını omuzlarına bıraktı.
Murat kapıyı arkadan hafifçe kapatırken, Aslı kendi yorganına sarıldı. Yatakta otururken, çarpan kalbinden bile güçlü bir ses vardı: bilinmezlik.
Tam o sırada, telefonun ekranında beliren bir isimle her şey değişti.
Ekranda yalnızca bir isim vardı: “İpek.”
Aslı’nın parmakları soğuktan donmuş gibiydi. Ekrana uzandı, tereddütle cevabı verdi.
“Aramıştı... Ama neden şimdi?” diye sordu kendi kendine, nefesi kesildi.
Dışarıda İstanbul’un ıslak ve soğuk rüzgarı evin penceresinden içeri sızarken, Aslı’nın kalbi çarpmaya başladı.
Ve o an, telefonun diğer ucundan hafifçe yankılanan o ses, gölgelerin arasından fısıldadı:
“Biliyorsun ki... her savaşta bir sır vardır. Ve bu sır çoğu zaman en yakının tarafından saklanır...”