Chapter 6
Kapı arkasında yankılanan kapanış sesi, Elif’in ciğerlerine buz gibi karanlık bir nefes gibi doldu. Gözleri hafifçe karardı, nefes alışları kısaldı; odanın havası, bir an önce dışarı fırlamak istemesine rağmen bedeni istemsizce donup kalmış gibiydi.
Ayakta durduğu yerde, duvarlara yansıyan loş ışık vücudunu ince bir terle kaplamıştı. Parmak ucunda titreşimler, yüreğinde heyecan ve kaygının keskin bir karışımı vardı. O an, eski düşmanların gölgesinden çok daha fazlasının kapısını aralamıştı. İçindeki korku ve umut birbirine sıkıca kenetlenmiş, Elif’i hiç tanımadığı bir bilinmezliğe sürüklüyordu.
Kendine geldiğinde, derin bir nefes alarak salonun ortasında sessizce yürümeye başladı. Her adım, ona Burak’ın etrafındaki karmaşık labirenti biraz daha net gösteriyordu. Burada yalnızca zenginlik ve gösteriş yoktu; gizli anlaşmalar, soğuk hesaplar ve onun gibi görünüp aslında bambaşka şeyler saklayan insanlar vardı.
Odamdaki küçük masanın üstünde duran telefonuna baktı. Ekran karanlıktı, ama bir anlık titrek ışık içinde son aldığı mesaj beliriyordu: “Serhat Özkan’ı unutma. O, Burak’ın yaşamındaki en tehlikeli parça.”
Elif’in dudakları istemsizce aralandı, ancak bu isim hiç tanıdık gelmiyordu ona. Bir adım daha attı, odanın köşesinde duran çantadan not defterini çıkardı. Burak’ın eşyaları arasına gizlenmiş, içinde çeşitli isimlerin ve tarihlerinin karalandığı bir liste vardı. “Serhat Özkan” o listede en üstteydi.
Defteri açtığında, gözleri hızlıca sayfalarda gezinip notlardaki karmaşık bağlantıları çözmeye çalıştı. Serhat… Serhat neyi temsil ediyordu? İşte bu soru, Elif’in beyninde binlerce soruyu tetikliyordu.
Tam o anda, telefonunun ekranı aniden parladı. Gelen arama: “Burak Ö.” adlı kişi.
Bir an tereddütle yutkundu. Açtı.
— Elif, sesin nerede kaldı? Diye fısıldadı karşıdaki.
Elif, sesi titrek ama kararlı olmaya çalışarak cevap verdi:
— Burak, seninle yüzleşmem gerek.
O anda, telefonun arkasında hafif bir gürültü yükseldi; sessizce nefes alışlar, uzak bir endişe.
Burak hiç beklemediği bir ciddiyetle devam etti:
— Bir araya gelmeliyiz. Ama bu sefer göz göze.
Elif’in kalbi hızla atmaya başladı, ama bu sefer korku değil, bilinçli bir meydan okuma vardı damarlarında.
Buluşma için belirlenen koyu renkli, İstanbul’un gökdelenlerine hakim bir çatı katı ofisine doğru ilerlerken, aklında Serhat Özkan’ın gölgesi yankılanıyordu. Burak’ın sırlarının, ilişkilerinin içinde saklı kalmış bu yeni isim, onun için hem bir anahtar hem de bir labirentti.
Oteldeki asansörün camından dışarı bakarken, gökyüzünün altında yükselen şehrin ışıklarıyla karışan bir bilinmezlik duyusu kapladı ruhunu. Elif hiçbir zaman bu kadar yalnız hissetmemişti kendini; ne kadar Burak’a yakınsa o kadar da uzak bir düşmandan korunuyordu.
Kapının önünde derin bir nefes aldı. Parmakları hafifçe titriyordu, o an siyah takım elbise giymiş, sert bakışlı bir adam kapıyı açtı. Adamın yüzü karanlıkta yarı yarıya gizlenmiş, gözlerinde hem soğukluk hem de hesaplaşmanın izleri vardı.
“Serhat Özkan.”
Elif’in dudakları isteksizce ama kesinlikle bu ismi tekrar etti.
Adam hafifçe gülümsedi; o gülümseme, kendinden emin bir kurdu andırıyordu.
— Doğru zaman, doğru yer. Sanırım artık ne yapacağımı anlatma vakti.
Elif, kalbinin ritmi yükselirken, bu adamın sadece Burak’ın değil, onun da hayatını kökten değiştirecek bir planın içindeydi.
İşte tam o anda, dışarıdan kapıya hızlıca vurulan sert bir tokat sesi duyuldu.
İçerideki hava aniden gerildi.
Ve Serhat Özkan’ın dudaklarından çıkan son sözler, Elif’in yüreğine çöreklenen karanlık sır perdesini araladı:
— Burak’ı yok etmek için buradayım. Ve sen, Elif, istemeden de olsa bunda kilit rol oynayacaksın.
Kapı tekrar vuruldu, bu kez daha acil, daha tehditkâr.
Elif, Serhat ve İstanbul’un geceye gömülen gölgeleri arasında, önündeki çok ince, çok tehlikeli ipi tutuyordu.
Sözleşmenin gölgesinde aşkı ararken, şimdi gerçek düşman kim, dost kim, anlamanın tam zamanıydı. Ve cevaplar, karanlığın derinliklerinde saklanıyordu.