Chapter 5
Kapıdaki o tıngırtı, Elif’in kalbinde derin bir yankı bıraktı. Parmağı hâlâ kapı tokmağının hemen üstündeydi; donuk gözleriyle karşıdaki ahşap yüzeye kitlenmişti. İçinde fırtınalar kopuyor, ama bedeninin her hareketi ağır, neredeyse donmuş gibiydi.
Burak birkaç adım geriye çekildi, kolunu sertçe masaya dayayıp gözlerini kararlı bir şekilde Elif’e çevirdi. “Seni buraya çağıran o, Elif. Açıp bakman gerek.”
Kadın, derin bir nefes aldı. Sanki ağzına bir damla buz suyu boşalıyor gibiydi; içini ürperten bir soğukluk kredi duygusunu kapladı. Dışarıda İstanbul akşamının hafif nemli havası pencereden sızıyor, odadaki lüks ve soğukluğun arasına karışıyordu.
Bir saniye tereddüt etti; sonra elini tokmağa attı ve yavaşça döndürdü. Kapı aralandığı an, karanlık koridordan gelen o tanıdık parfüm kokusu beyne saplandı.
Gerçekti.
O’nun kokusuydu.
Elif’in kalbi çırpınırken, gözlerindeki korku ve öfke dalgası aynı anda patladı. “Bu… bu olamaz,” diye fısıldadı kendi kendine. Parmakları titreyerek kapıyı tamamen açtı.
Koridorun uçlarında, donuk ışıkların altında duran zımba gibi bir kağıt çıktı karşısına: sararmış, katlanmış, yılların tozunu taşıyan bir mektup. Altında kendi adının kalemiyle yazılmıştı; “Elif”.
Bir anda her şey gözünde film şeridi gibi geçmeye başladı.
Geçmişten yankılanan o ihanet. Kanlı canlı ve sinsice, yeniden gün yüzüne çıkmıştı.
Burak arkasında duruyordu, sessiz. İznini bekler gibi.
Elif titreyen elleriyle zarfı açtı. İçerideki yazı, yıllar önce kendisini parçalayan o kelimelerin aynısıydı; hiç değişmemiş, hiç silinmemişti.
"Elif, beni bırakma. Her şeyi açıklayacağım. Bana inan."
Ama o açıklama hiçbir zaman gelmemişti.
Mektubu okurken, Elif’in gözlerinde bir damla yaş kıpırdadı, ama hemen sert bir ifadeyle gizledi.
“Bunu… kim gönderdi?” diye sordu Burak’tan uzaklaşmadan.
Burak yüzünü buruşturdu, sanki kelimeler dilinin ucunda, ama söylemekten korkuyordu. “Araştırdım. Bu mektup... eski iş ortağından. Serhat’ın oyunlarından biri.”
Elif'in bedeni bir anda gerildi. Serhat'ın adı, her zamankinden daha ağır ve yakıcıydı.
“Yani Serhat hala peşimde.”
“Evet,” dedi Burak, sesi keskin ve kontrolsüz bir öfkeyle doldu. “Geçmişin senin için ne kadar tehlikeli olduğunu artık gördün.”
Elif, mektubu parçalarken bir an durmuş, sonra tekrar yazıya göz attı.
“Niye şimdi? Neden bugün?”
“Serhat, eski defterleri açmak istiyor. Hem seni korkutmak hem de beni zayıflatmak için.”
Çevredeki hava bir anda ağırlaştı. Duvarlar üstüne üzerlerine çöker gibi. Elif’in zihni, hiç yormadığı karanlık köşelere doğru sürüklendi.
Geçmişte yaşadığı o ihanet, bir kez daha onun önüne çıkacakmış gibi görünüyordu.
Anılar; karanlık koridorlarda fısıldayan sesler, gizlenen yalanlar, yarım kalmış yüzleşmeler…
Elif, kendisine bile itiraf edemediği o kirli sırla yeniden burun buruna kalmıştı.
“Bunu… nasıl göğüsleyeceğim? Seninle bile paylaşamadığım o karanlık yükü?” diye fısıldadı.
Burak’ın bakışlarında ani bir yumuşama oldu. “Yalnız değilsin, Elif. Ne olursa olsun, yanında olacağım.”
Göz göze geldiler. Ancak Elif’in içindeki fırtına hâlâ tam anlamıyla dinmemişti.
Tam o anda, koridordan hafif bir gölge süzüldü, ve kapı aralığından bir fısıltı geldi.
“Elif… gerçekler seni özgür bırakacak mı, yoksa daha derinlere mi gömecek?”
Elif irkilip kapıya döndü.
Karanlıkta beliren siluet, eski düşmanlarının gölgesini anımsatıyordu.
Ve o andan itibaren tek bir soru vardı:
O karanlık sırla nasıl yüzleşecekti?
Kapı hafifçe kapanırken, oda tekrar sessizliğe gömüldü; ama Elif’in yüreği fırtınalı denizlere açılmıştı bile.