NoveliqaSözleşmenin Gölgesinde Aşk / İlk Karşılaşma :0%
Log in

Chapter 3

İlk Karşılaşma

“Sen…” kelimesi, havada asılı kaldı. Sesinde ne öfke vardı ne de soru, sadece derin, kemiren bir hüzün. Elif’in gözleri, karşısındaki adama kilitlenmişti; bedenini saran hafif titreme ve boğazında düğümlenen kelimelere rağmen. Serhat Özkan, o kükreyen karanlık adam, işte şimdi tüm canlılığıyla, hiç beklemediği kadar yakın, tam karşındaydı.

Gözlerinde bir anlık dalgalanma vardı. Sertleşmiş bakışları yumuşadı, adeta hafif bir kabullenme. Onun gözlerinde, geçmişte atılmış yanlış adımların, saklanmış kırıkların, yarım kalmış hesapların izleri vardı. Elif bunları hissedebiliyordu. Şaşkındı, ama korkudan değil; biliyordu, bu karşılaşma bir dönüm noktasıydı, hayatlarını kökünden değiştirecekti.

“Burak... O benim kardeşim,” diye kelimeler ağır ağır döküldü Serhat’ın dudaklarından. “Ve bu sözleşme,” gözleri masanın üzerindeki dosyaya takıldı, “bizim bir araya gelişimizden çok daha fazlası.”

Masadaki kalemden parmaklarına sirayet eden soğuk metali hissetti Elif. Avuç içi hafifçe terlemeye başladı. Oda, İstanbul’un gün ışığını zor da olsa içeri alan büyük pencerelerinde yankılanan sessizlikle doluydu. İmzalanmayı bekleyen sözleşme ise, her kelimesiyle bir yanda umut besliyor, diğer yanda zincirlerine bir halka daha ekliyordu.

“Salgın sonrası zaman yitip gidiyor, biliyorum,” dedi Serhat, sesinde mecburi bir ciddiyet. “Ama biz de bitirmeliyiz. Ya da belki başlatmalıyız. Çünkü bu anlaşma yalnızca para ya da hukukla değil… Bizimle ilgili, aramızdaki geçmişle ilgili, ve geleceğimizle ilgili.”

Elif, karnında ürkütücü bir karıncalanma hissetti. Gözleri Serhat’ta, aklındaysa Burak ve yıllardır zerre kadar bilmemiş olduğu her detay. “Eğer bu… iş bittiğinde,” kelimesi havaya takılı kaldı, “eğer bu gerçekten sadece bir anlaşmaysa, başka bir şey değilse…”

“Başka ne olabilir ki?” Serhat araya girdi, dudaklarındaki çizgi nispeten gevşemişti.

Ama Elif’in cevabı, titrek ve kararlıydı: “Bunu, hayatımızın son sözü yapmayacağız.”

Serhat çaresizce hafifçe başını salladı. “O zaman imzalayalım,” dedi.

Elif derin bir nefes aldı. Kalbinin hızlı hızlı çarpışını hissetti, midesinde çifte bir kelebek dans ediyordu. Sözleşme dosyasını açtı, sayfaların beyazı göz alıyordu. Sözleşmenin her satırı, cümlenin arkasında gizlenen bir sır vardı sanki.

Kalem, tenine dokundu. İmzaladı.

Serhat, hemen ardından kendi adını aşağıya koyarken, göz göze geldiler. O an, artık sadece kağıt üzerindeki bir sözleşmeden değil, hayatlarının birbiriyle iç içe geçmiş yeni bir ilişkisinden bahsediyorlardı.

“You don’t know me,” dedi Serhat, hafif bir tebessümle, “and yet, here we are.”

Elif de gülümsedi, fakat içinde hüküm süren kıyametin farkındaydı. İkisi bir odaya tıkılmış karmaşık zıtlardı; dünya ve ateş, gece ve gündüz kadar farklı…

“Bize hoş geldin,” dedi Elif.

Ve tam o anda, kapı aniden çalındı. İkisinin de nefesi kesildi. Gerçek hayat, imzalanmış sözcüklerin çok ötesindeydi.

İçlerinden biri sordu, kelimeler tarafından henüz kuşatılmamış ama cevabı çoktan yazılmış soruydu:

“Biz birbirimizden ne kadar farklıyız?”