Chapter 2
Hepsi bir anda kesildi. Kapıdaki o gölge, kütürtüyle beraber aniden geri çekilirken, Elif’in kalbi sanki göğsünden fırlayacak gibi atıyordu. Şaşkınlıkla nefesini tuttu, parmak uçları hâlâ titriyordu. Dışarıdan gelen ayak sesleri, koridordan uzaklaşırken yankı yapıp sönümleniyordu.
“Kimdi?” diye fısıldadı kendi kendine. Ama sesinin titremesi, onu bile korkutmuştu.
Elif gözlerini ovuşturdu. Şimdiye kadar yaşadığı o boğucu sessizliğe bir ton daha gerilim katılmıştı. Kendi içinde kopan fırtınaya direnmeyi seçti, yere çakılmış kalpli bir ağırlıkla doğruldu ve salonun ortasında kısa bir tur attı. Yanında duran küçük masanın üzerinde duran eski fotoğraf albümünü aldı. Sayfalarına dokundu; yıpranmış köşeler, sararmış kağıtlar geçmişi çağırıyor gibiydi.
Gözleri bir fotoğrafa takıldı. Üzerindeki yıllara inat, görüntüler keskin ve canlıydı. Elif’le aynı yaştaki genç bir adam, gülümseyerek yanında duruyordu. Ada Lambası gibi ışıldayan bir gülümseme—ama bir şeyler eksikti orada. O gülümseme, içinde dönen sorular kadar samimi değildi.
“İhanet…” kelimesi, sanki boğazına takılmış kimi dikenleri hatırlattı. O an, yavaşça bir hafıza patlaması yaşadı.
---
“Bana bak, Elif. Bu iş burada bitti,” demişti adam, o unutulmaz gece. Sesi sert ama soğuktu; oradaki o boşluğun içine düşmüştü Elif. Kadın, o anda yüzüne yansıyan kırgınlığı tüm esnekliğini yitirip kalakalmıştı. O adam, bir zamanlar yanında olduğuna inanıyordu. Şimdi ise kelimelerle bir kurşun gibiydi.
Sokak lambaları parkın karanlığında hafif titriyordu. Elif’in ayakları sokağın soğuk taşlarına basarken titriyor, yüreğinde olayların ağırlığı çarpıyordu. “Neden?” diye sormak isterdi, ama dudakları kilitlenmişti.
Şimdi, o ihanet hattını tekrar keşfetmek, üstünü örttüğü yaraların en derinlerine dokunmak zorundaydı.
---
Telefonu eline aldı; cevapsız aramalar ve mesaj bildirimleri ekranı parlatıyordu. Aralarında en dikkat çekenini hemen açtı.
“Her şey bitti sanma, Serhat yanımda.”
Gözü kilitlendi. O ismin botunu şimdiye kadar atlatmak için ne kadar direndiğini düşündü. Serhat… o hiç kaybolmamıştı, hep bir yerlerde bekliyordu. Hem işe hem kalbine saplanan keskin bıçak gibi.
Elif’in avuç içleri terliyordu. O an birden bire geçmişin karanlık dehlizlerinde yürüdüğünü hissetti. Kendiyle savaşıyordu: Öfke, hüzün, korku. Hepsi aynı anda.
---
Geçmişindeki o gece.
Yaşanmamış olması gereken bir an, ama kaçınılmaz gerçek oradaydı.
Bir ofis odasında, saatlerin ilerlediği, sigara dumanının gökyüzüne yükseldiği o gece.
Elif istemsizce geri döndü o anlara. Kalp atışları hızlandı, elleri kenetlendi.
Adamın sesi yankılandı zihninde: “Burak ile aranda sadece iş var.”
Elif, ona inat, kendini korumaya çalıştı. Ama o ihanetin kökü çok daha derindeydi.
---
Sessizliği bozan bir nefes, kapıdan çıkan gölgenin yeniden ortaya çıkması gibiydi. İçeriye inceden bir soğuk hava girdi; perde titredi. Elif arkasına döndüğünde, sadece karanlık oda vardı. Ama duvarlarda asılı resimlerin üzerindeki gölgeler, hareket ediyordu sanki.
Yüzünde o zamanlar hissedemediği duygular artık dalga dalga yükseliyordu.
Korku mu, pişmanlık mı yoksa henüz farkına varamadığı bir düşman mı?
---
“Nihayet anladım,” dedi Elif kendi kendine.
Gözlerinden birkaç damla yaş süzülürken, parmakları titreyerek bir kez daha o eski fotoğrafı tuttu.
“Kim yüzünden yıkıldı hayatım?” diye fısıldadı.
Ve tam o anda, iç kapı tekrar aralandı; arkasında silueti beliren kişi… Elif’in kalbinde tekrar o eski kilit açıyordu.
Ama bu defa, hiç beklemediği biri.
Adımların sesi koridorda yükselirken, Elif nefesini tuttu.
“Gerçek şimdi ortaya çıkacak,” dedi kendi kendine, kaçınılmaz bir hesaplaşmaya doğru yürürken.
Dışarıdan gelen adımlar yaklaşırken, odadaki ışık aniden titredi.
Ve o kişi, kapı eşiğine vardığında durdu.
Elif gözlerini kaldırdı.
O an… ihaneti kim yüzünden yaşadığını öğrenecekti. Her şey, o isimle şekillenecekti.
“Sen…” dedi Elif, sesi hem şaşkın, hem acılı, hem de hüzünlü bir fısıltıydı.
Kapı ardında kalan yüzün kıyameti, şimdi tam gözlerinin önündeydi.