NoveliqaSözleşmenin Ardındaki Sır / Damla'nın Kararsızlığı :0%
Log in

Chapter 6

Damla'nın Kararsızlığı

Kapıdaki tıkırtıdan sonra odayı saran ağır sessizlik, Damla’nın ciğerlerine kadar indi. Nefes almak zordu; öyle tıkanık ve boğucu bir hava vardı ki, kalbi göğsünde dans eden bir kuş misali çırpınıyordu. Parmak uçları hâlâ soğuktan titriyor, içi ise fırtınalara kapılıyordu.

Yüzünü ellerine gömdü. Gözlerinin önünde Baran’ın sinsi gülüşü ve o soğuk, hükmeden bakışı dans ediyordu hâlâ. “Savaş meydanı” sözü, sinsi bir kılıç keskinliğiyle zihninde yankılanıyordu. Baran kazanmak için her yolu deneyecekti; piyon gibi oynatılan ise yine kendisi olacaktı.

“Bunu kabul edemem,” diye fısıldadı, titreyen dudaklarıyla. “Bu tuzağa daha fazla gömülemem.”

Ama öte yandan, baba yadigârı borçlar, annesinin yorgun yüzü, kardeşlerinin umudu ağır ağır üzerine çökmüş, dizlerinin bağı çözülüyordu.

Damadaki o keskin çatışma, Damla’nın iç dünyasını parçalıyordu. Kaçmalı mıydı? Uzaklara, İstanbul’un bu karanlık ve zengin ahtapotundan kurtulmak için. Ama kimseleri bırakmadan, ailesiz nasıl yaşardı?

Ayağa kalktı, pencereye yöneldi. İstanbul’un gece silueti, yüzlerce ışıkla parlıyordu ama o ışıkların içinde yalnızlığını hissediyordu. Soğuk camın üzerinde ellerini gezdirirken, kalbinin bir tarafı isyan ederken diğer tarafı, sanki zincirlerle bağlı bir mahkum gibi ailesine, borçlarına, hayallerine tutunuyordu.

Gözlerindeki kararsızlık, karanlıkta dans eden küçük bir mum alevi gibiydi; parlayıp sönen, direnen ama yıkılmak üzere.

“Bir plan yapmalıyım,” dedi kendi kendine. “Ama kaçış öyle kolay olmayacak...”

*

Gece boyunca düşünceler zihninde dönüyor, yarattığı fikirler ve hayaller onu bir o yana bir bu yana sürüklüyordu. Damla, kağıt kalem alıp bir liste yapmaya karar verdi. Kaçış planı için olmazsa olmazlar, riskler ve yapılması gerekenler.

“Bir kere, babamın hastaneden çıkmasına yardım edeceğim… Sonra kardeşlerime para yetiştirmeliyim… Ama kaçış için para da lazım…”

Düşünürken elleri adeta kendisiyle savaş halindeydi; bir yanda sorumluluk, diğer yanda özgürlük.

Odanın kapısı yavaşça açıldı ve Damla irkildi. Arkasında tamamıyla beklemediği bir gölge belirdi.

“Baran mı?” diye fısıldadı, kalbi birkaç saniyeliğine duracakmış gibi atarken.

Adam sessizce içeri girdi, adımları odanın soğuk zeminiyle hafifçe tıkırdadı.

“Damla, burada ne yapıyorsun böyle geç saatte?” Baran’ın sesi yumuşak ama ürkütücü bir alt tona sahipti. Gözleri odanın karanlığında parlıyor, her hareketi dikkatle ölçülüyordu.

Damla, kalbinin yerinden fırlayacakmış hissiyle, lafını topladı. "Bir şey yok, sadece kendi düşüncelerimle baş başayım."

Baran yaklaştı, soğuk bakışlarını gözlerine dikti. “Yalancı değilsin. Kaçmayı mı düşünüyorsun?”

Bu söz havada uçuştu; odanın havasını bir anda değiştirdi. Damla, dilinin tutulduğunu hissetti. Tuzağa düşmemek, teslim olmamak için derin bir nefes aldı ve dik durdu.

“Kimseye ne yapacağımı söylemem,” dedi sessiz ama gururlu bir tonda. “Ve sen benim ne düşüneceğimi asla bilemezsin.”

Baran’ın yüzünde alaycı bir tebessüm belirdi. “Öyle mi? O zaman daha dikkatli ol, Damla. Her adımını ben izliyorum.”

Damla’nın sırtını ürperten bu sözler, kaçış planını çok daha karmaşık hale getiriyordu. Artık peşindeydi. Oysa yüreği, özgürlüğe ulaşmak için can atıyordu.

Ve tam o anda, kapının dışında bir gölge belirdi—ama bu kez Baran değil.

Damla’nın kalbi tekrar tuttu. Adamın gölgesi, ona doğru yaklaşıyordu.

*

Karanlıkta yankılanan ayak sesleri? Başka biri mi geliyordu?

Damla, gözlerini kırpmadan kapıya doğru döndü.

“Bu kim?” diye fısıldadı Baran, tedirgin bir tonda.

Kapı aralandı; sessiz, kararlı bir ses sokuldu içeri:

“Damla, dışarı çıkmalısın. Şimdi.”

Ve o an Damla anladı ki; planları ne kadar sinsi olursa olsun, onun oyunu henüz sona ermemişti.

Gözleri artık kararlıydı. Kaçmak zorundaydı, ama kimsenin bilmediği bir yerden. Ve Baran’ın gözleri üzerindeyken yapmanın bir yolunu bulacaktı.

Ama o adım, an meselesiydi artık.

Kapı tamamen açıldı. Ve Damla’nın gözleri yeni gelen kişinin yüzünde dondu kaldı.

Ne düşüneceğini, ona nasıl davranacağını ne kendisi biliyordu ne de kalbi.

Fakat tek bildiği şu vardı:

Savaş daha yeni başlıyordu.

Ve kaçış ile yakalanış arasında ince, kırılgan bir çizgide titremekteydi.

Damla’nın kararsızlığı, Baran’ın gölgesiyle büyürken, İstanbul’un gece rüzgarı odanın penceresinden içeri doluyordu.

Bir nefes kadar yakındı özgürlük, bir an kadar da uzak.

Ve şimdi, damlaların düşmeden önce tuttuğu o an geldi.

Damla’dan sonra atılacak adım, her şeyi değiştirecekti.