Chapter 4
Kapı aralandı ve içeri süzülen o soğuk hava, Damla’nın teninde ürperti bıraktı. Baran’ın gözleri, karanlığa karışan odada kaybolmadan önce üzerine dikilmişti; içinde sayısız bilinmezliğin ağırlığını taşıyan bir bakış. Damla’nın ciğerlerine dolan nefes, tıkanmış orman havası gibi keskin ve ağırydı.
Orada, o an, zaman sanki donmuştu. Baran ağzını açtı, ama sözcükler çıkamadı. İkisinin arasında asılı kalan o kelimeler, bıçak gibi keskin, aynı anda hem tehditkar hem davetkardı.
Damla, titreyen elleriyle sandalyenin kenarını kavradı. Ayakları hafifçe yerde sürünüyordu; korkunun içten içe beyin kıvrımlarına işlemesi, dizlerinin bağımsızlığını çalıyor gibiydi. Nefes alışlarıysa çırpınan kanatların yarattığı fısıltılar gibi hızlandı.
“Söyle,” dedi Baran, sesinin soğukluğunda ince bir umut kırıntısı gizliydi. “Geçmişinle yüzleşmekten korkmuyor musun?”
Damla, dudaklarının arasından kaçmaya çalışan kelimeleri çırpındı, sonra ağır ağır, hafifçe başını salladı. Yüzünde gitgide derinleşen çizgiler, anılarının kapanmayan yaralarını yansıtıyordu.
“Ben... bana yaptıklarını herkes bilmeli,” dedi sonunda, sesi çatallı, neredeyse fısıltıya dönüşen bir tonla. “Ama hazır değilim. Hala kurtulmaya çalışıyorum.”
Baran bir adım daha yaklaştı. Oda içindeki havada, iki kişi arasındaki mesafe küçülürken, bir eski filmin kırılgan kareleri gibi Damla’nın geçmişinden fragmanlar geçmeye başladı gözlerinde.
Zorunluluktan çok, haykırması gereken bir sessizliğin arkasında kaldığı o karmaşık dünya.
“Annen… baban…” Baran’ın sesinde yavaşça kıpırdanan bir ilgi vardı. Fotoğraflar, isimler, kırık güvenler – hepsi tek bir noktaya, Baran’ın ailesine doğru çekiliyordu sanki.
Damla gözlerini kaçırdı ve içi yanıyor gibiydi. “Biliyorum,’’ dedi, “ama bu sadece... Benim bildiklerim belki de çok daha az.”
Bir an sessizlik çöktü. Duvarlar, yumuşayan ışığın altına saklanan sırları tutuyordu hâlâ, ama ağırlığı yadsınamazdı.
Baran, birdenbire sertçe susturdu içindeki fırtınayı. Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı; bir tebessüm değil, daha ziyade soğuk bir meydan okumaydı.
“Sırlarını ortaya çıkarmazsak, gerçek birleşemez,” dedi. “Ve bu, ikimizi de yakar.”
Damla’nın kalbi, her zamankinden daha hızlı atmaya başladı. Gözlerinde alevlenen o kötü his, derinlere gömdüğü şeyin peşine düşmeye kararlıydı.
“Bana güvenmeni istemiyorum,” diye fısıldadı. “Ama bilmeni istiyorum. Bu sözleşme sadece kağıtta yazanlardan ibaret değil.”
Baran o an Damla’ya baktı; içinde kırılan, yeniden inşa edilen, hesaplaşan bir kadın vardı. Tıpkı kendi içinde yanıp sönen derin kıymetli ateş gibi.
“Peki, anlat.” dedi. “Başla.”
Damla derin bir nefes aldı. Yılların yükü, sessiz çığlıkları, unutulmuş umutları... Yavaşça ve ihtiyatla, kelimeleri peş peşe dizmeye başladı.
“Annem kaybolduğunda... daha küçüktüm. Babam o andan sonra hep değişti. Ama asıl garip olan, kayboluşunun ertesi günü Baran ailesiyle tanışmamızdı.”
Baran’ın kaşları çatıldı. “Devam et.”
“Babamın ona borcu vardı. Aslında, bu borç sadece rakamlardan ibaret değildi,” dedi Damla, elleri titretirken kalbinde bir taş yuvarlanıyordu. “Sırlarla dolu, karanlık anlaşmalar yaptılar. Ama annem bir şeyleri hatırlayabiliyordu. Onu susturmak istediler. O kayboldu çünkü yüzleşmekten korkmadı.”
Birden Damla’nın sesi kesildi. İçeriye süzülen gölgeler, duvarda büyük bir saat gibi takvimler öncesinden şimdiye isim çiziyordu.
Baran’ın gözlerinde sarsılmaz bir anlayış belirdi; neredeyse korku kadar keskin.
“Bu, anlattıkların bizi nereden bağlıyor?” diye sordu.
Damla nefesini tuttu, parmaklarının ısısı avuçlarında yükseldi. “Baran, bizim sözleşmemiz... sadece bir oyun değil. Ailem ve senin ailenden kopan iplerden biri o. Benim sırlarım, senin geçmişinle kesişiyor.”
“Nasıl?” diye yaslandı Baran, omzuna çarpan sertanesiyle sanki esrar perdesini yırtmaya çalışıyordu.
“Annemin kayboluşu, senin ailenin karanlık işlerine ilk kapıydı,” dedi Damla, kor gibi yanan gözüyle. “Senin ailen, benim hayatımı doğrudan etkilemiş.”
Baran gözünü kaçırmadan, Damla’nın derinlerine bakıyordu. İçinde bir yerlerde, bu itirafın büyüsünü anlayan ve kullanmayı bilen bir adam vardı.
“Kabul etmek istemediğin bir sır,” dedi alçak bir sesle. “Ama neyse ki, artık gizli kalamaz.”
Kapının yanında yeniden bir gölge belirdi. Sessiz ve tehditkâr.
Damla kafasını kaldırdı. O anda, hayatının en büyük sırrı Baran’ın ailesiyle nasıl bağlı olduğunu öğrenmek üzereydi. Ve bir adım ötedeki o karanlık, sadece uzak bir tehdit değil, tüm yenilgilerin başlangıcıydı.
Göz göze geldiler; iki yıkık kalbin aynı anda sarsılmasını sağlayan o sır, kapının ardındaki karanlıkta bekliyordu.
Bir adım sesini duydu Damla…
Ve zaman aniden durdu.