Chapter 5
Azra’nın kalbi, göğsünde kudurmuş atışlarıyla hayatını söküp alır gibiydi. Arda’nın bakışlarındaki donukluk, içini boşluğa sürüklüyordu. Ne bir yalan, ne bir itiraf... sadece soğuk bir sessizlik. Öyle hissediyordu ki, o sessizlik derin bir uçurumun eşiğindeydi; içine baktıkça kayboluyordu.
“Söyle…” diye tekrar fısıldadı, sesi kırıla kırıla. “Bana bir ipucu bile ver, lütfen. Bu yükle başa çıkamıyorum.”
Arda’nın yanındaki hafif gölgesi, Odessa gecesindeki rüzgarın ince dalgaları gibi titredi. Ama o hâlâ konuşmadı. Yalnızca gözlerindeki gölgelerin dansını izledi Azra, kaçamak ve kayıp. O an, aralarındaki mesafe fiziki sınırların çok ötesindeydi.
Odalar arasında yankılanan ağır nefesler, boşluğu dolduruyordu. Azra, arkasındaki kapıya değen soğuk serüvenin garip bir habercisi gibi titreyen parmaklarını hissetti. Odaya sızan şehrin gece ışıkları ise, Arda’nın yüzü gibi sert, keskin gölgeler oyuyordu.
“Arda...” dedi tekrar, bu sefer daha kararlı, biraz da yorgun. “Bana güvenmek zorunda olduğunu biliyorum. Ya da eni konu, lütfen. Eğer susuyorsan... Susmanın sebebini bilmek istiyorum.”
Öfke, hayal kırıklığı ve bir damla umut arasında savrulan sesinde, kırılgan bir kauçuk gibi gerilip bükülüyordu.
Arda, sonunda başını çevirdi. Bir an için, Azra’nın kalbindeki buzlar çatlamış gibi oldu. Fakat sözleri, yıkıcı bir fırtınayla daldı üstüne: "Bazı sırlar, açıldığı anda daha büyük acıların kapısını aralar. Senin için değil, benim için sessiz kalmalıyım."
“Ne demek bu?” Azra’nın sözcükleri havada bir sipsi gibi dolaşırken, içindeki zihinsel kıyamet kopuyordu. “Ben senin yanında değil miyim? Yanlış mı biliyordum?”
Arda'nın yüzündeki ifade donuk, kararlı ve karanlığa gömülmüştü. “Bu arenada iki savaşçı var. Senin benden sakındığın kadar, ben de senden korkuyorum.”
Azra'nın elleri, masanın üzerinde istemsizce yumruk oldu. “Bana bu oyunu söyle, ya da en azından hangi hamleyi yapıyorum bileyim.”
Fısıltısıyla, odadaki hava aniden yoğunlaştı. Kronometre gibi işlemiş zaman, şakır şakır çatlarken, kapı aralığında kızgın bir gölge belirdi. Yarı karanlıkta, elinde eski bir dosya titredi.
Azra, fark etmeden öne fırladı: “Bu ne?”
“Senin sorunu cevaplayabilir,” dedi Arda, sesi donuk ama içinde sinsi bir alay vardı. “Ama bu cevabın üzerine oturacak kadar cesaretin var mı?”
Azra dosyayı aldı. Kapağında eski bir aile adı, solmuş arması... Derin bir sır; yıllardır dokunulmamış karanlık.
“Bunu kim veriyor?” diye baktı Arda’ya.
“O, senin için değil. Bu bizim geçmişimizden bir parça… ama çok tehlikeli.”
Azra’nın dünyası bir an için sarsıldı. Bilmediği, unutulmak istenen ohran bile bulunmuştu. Kutular, tozlu anılar, kırık yeminler ve örselenmiş yürekler…
Sararmış kağıtlardaki imzalar, gizli notlar, yüzeyi çizilmiş fotoğraflar... Her biri bir kelime, her kelime bir lanet gibi içeriye doluyordu.
Azra “Bunu gizlemek neden?” dedi. Sesindeki titreme eskisinden de yoğundu.
Arda gözlerini yere dikti, alnında küçük bir ter damlası belirdi. “Bir ihanetten daha kötüsü yok,” dedi. “Bunu açığa çıkarmak, sadece bizi değil... tüm ailesini yok edebilir.”
O an Azra anlamaya başladı. Arda’nın soğukluğu sadece umursamazlık değildi. Korku, suçluluk ve en ağırı: ihaneti korumak yüküydü.
Ama en önemlisi: bu ihanetin içinde kendisi de vardı.
“Yani,” dedi Azra, “sen benim karşımdasın. Ama neden? Kırık bir ittifak mı bu?”
Arda, gözlerinde daha önce görmediği acı ve isyan bulanıklaştı. “Belki de bu, vazgeçemediğimiz bir oyunun kuralları.”
Azra dosyayı kapatıp yere bıraktı. “O halde, kuralı yıkmalıyız. Yoksa oyun bizi yutar.”
Arda ağır adımlarla ona yaklaştı ve dudakları soğuk bir kabullenmeyle büküldü: “Ya en büyük ihaneti bulursan, Azra? Ya o ihanet çok yakınımızdaysa?”
Tam o anda, salona dışarıdan fren sesi ile karışık düşük bir tıkırtı duyuldu. İkisi de derinden irkildi.
Ama Arda’nın gözlerindeki soğuk, daha da derinleşti.
“O ses, sadece bir uyarı değil,” dedi, “belki de sonun başlangıcı.”
Azra nefesini tuttu. “Peki, neden bana hâlâ sırlarını saklıyorsun?”
Arda’nın sesi, bir şimşek gibi yıldırım çaktı:
“Çünkü en büyük ihanet, seni değil, beni yok edebilir.”
Ve tam o anda, kapı aralığından soğuk bir rüzgarla birlikte, ağır bir tıkırtı yankılandı.
Azra’nın yüreğine inen buz gibi bir soru su gibi aktı:
Arda’nın bu soğuk davranışının ardında yatan gerçek, bir ihanetten fazlası olabilir miydi? Kim veya ne, o ihanetin tam kalbindeydi?
O tam sırra dokunmak üzereydi ki, kapı aralandı ve loş koridordan bir gölge süzülüp içeri girdi.
Kalpleri hızla çarpıyor, karanlıkta saklanan gerçekler, büyük bir çıkmazın içine çekiyordu onları...