NoveliqaSözleşmeli Yürek: Milyarderle İmkânsız Başlangıç / İlk Tartışma :0%
Log in

Chapter 6

İlk Tartışma

Kerem’in sesi, salonun soğuk duvarlarına çarpıp yankılanıyordu; kelimeler, Melis’in kalbinde patlayan gök gürültüleri gibi ağır, kaçınılmazdı.

“Bana yalan söyledin.”

O an, o kelime Melis’in omuzlarına buz gibi bir yük gibi indi. Gözleri aniden karardı, dünyası sarstı. Yalan... Bu kelimeyi hiç beklemiyordu. Hele ki, Kerem’den.

“Yalan mı?” Nefesi titredi, sanki o kelimeden nefes alması engellenmiş gibi... “Hangi yalan?”

Kerem adımını attı, koltuğun arkasındaki gölgesini üzerlerine düşürdü. “Dün gece kimle görüştüğün... O adamla.”

Melis’in aklı uçuştu; kalbinin ritmi aniden hızlandı, boğazında düğümlenen bir yumru tuttu. “Sen... Sen ne biliyorsun?”

Kerem’in bakışları bıçak keskinliğindeydi. “Her şeyi öğreniyorum, Melis. Senden önce davranmak zorundayım. Eğer birlikte bu oyunu oynayacaksak, dürüst olmalısın.”

“Dürüstlük?” Melis’in sesi keskinleşti. “Ben senin sınırlarında mı oynuyorum? Bahsettiğin şeyi bulup çıkardın da şimdi mi burnuma sokuyorsun? Ya da beni kontrol etmekten başka bir derdin yok mu?”

“Kontrol mü?” Kerem kahkahaya varan sert bir tınıyla cevap verdi. “Bana kim olduğunuzu göstermeye çalışıyorsunuz, ama ben sizi tanıyorum. Ve size göre her şeyin bir sınırı var, değil mi? O adamla ne konuştuğunu bilmiyorum, ama sen bana bunu yansıtmaya çalışıyorsun. Ben bu oyunun sadece bir piyonu değilim, Melis.”

Sözler Melis’in içine saplanan küçük bıçaklar gibi derinleşirken, bedeni titredi. O anda duyduğu, en çok korktuğu şeydi: Kerem’in onu anlamaması, onun için en karanlık noktaya inmiş olması.

“Ailemi kurtarmak için çabalıyorum. Gündüzleri bir savaş, geceleri başka bir savaş...” Uzun bir sessizlikten sonra, dudağı titreyerek devam etti. “Benden ne istiyorsun?”

Kerem’in gözleri gizemle doldu, içindeki bir savaşın kıvılcımı orada parladı. “İstediğim tek şey gerçek, Melis. Her şeyden önce.”

Salondaki klimaların soğuk havası, birden bastıran fırtınadan önceki sessizliğe büründü. İkisi arasında bir anlık durgunluk yaşandı; kelimeler havada asılı kaldı, ağırlaştı.

Melis, gözlerini kaçırdı, derin bir nefes çekti. “Gerçek...” diye fısıldadı. “Ya gerçeğin seni paramparça etmesine hazır değilsen?”

Tam o anda, Kerem bir adım atarak önüne geçti. Yüzündeki katılık azıcık eridi; dudaklarından konuşulmamış bir yük döküldü.

“Melis... Sana bir şey itiraf etmeliyim.”

Melis’in kalbi, ansızın ağır ağır duruyor gibiydi. Gözleri Kerem’in yüzündeki gölgelerde asılı kaldı. Korku mu, umut mu, bilinmezlikle karışık bir heyecan mı? Hepsi…

“O adam... Seninle ilgili değildi. Senin değil, benim bir sırrımla ilgili.” Kerem, kendinden beklenmedik bir yumuşaklıkla konuşuyordu.

Öyle bir an geldi ki, salonun dört bir yanını sessizlik sardı. Melis, yutkundu. Bu itirafın ne anlama geldiğini anlamak için sabırsızlanıyor ama bir yandan zincirlenen korkularının ilk halkası olduğunu da seziyordu.

Kerem devam etti: “Ama bunu bilmeni istemem, çünkü açıklaması var ve sana zarar vermek istemiyorum.”

Melis’in ruhunda karmaşık bir fırtına koptu. Her şeye hazırlanmışken, bu tamamen farklı bir silah gibiydi.

“Ne sır bu Kerem? Beni neden bu kadar uzağa ittiysen ya da neden güvenmediysen... Bana anlat.”

Kerem bir an tereddüt etti. Parmakları titredi, sonra birdenbire cebinden çıkardığı küçük bir kartı Masanın üzerine sertçe vurdu.

“Bu, iş dünyasında her şeyi değiştirecek bir kanıt. Ancak asıl sorun benimle ilgili. Eğer bu ortaya çıkarsa... Bu, her şeyi yok edebilir.”

Melis, kartta yazan kodları, isimleri, izlerini gördü, kalbi ağzına geldi. Bu sır, Kerem’in en derin karanlığının kilidiydi.

“Bunu öğrendiğimde...” Kerem’in sesi ince bir hüzünle kırıldı. “Sana nasıl davranacağımı bilemedim.”

Melis, gözlerini Kerem’den kaçırıp avuçlarının içine baktı. Terlediğini hissetti, göğsünde bir baskı arttı.

“Peki ya ben? Ben bu sır karşısında ne olacağım?”

Kerem, aniden Melis’in ellerini tuttu, sert ama aynı zamanda kırılgan bir şefkatle.

“Sana ihtiyacım var, Melis. Seni kaybetmek istemiyorum. Ama bu sır bizim ikimize de ağır gelecek.”

Melis, gözleri dolu dolu, yutkunmaya çalışırken duyduğu bu itiraf, kafasında binbir soru yarattı. Her şey paramparça olmadan önce kabul etmek zorundaydı; artık bu sözleşmeli evlilik, çok daha derin ve karanlık bir savaşın ilk perdesiydi.

Tam o anda, kapı çaldı—sert ve acil. İkilinin arasındaki sessizlik parçalanırken, Melis yavaşça başını kaldırdı.

“Kim o şimdi?”

Kerem, gözlerini kapıya çevirdi. “Bize kimseyi beklemiyoruz.”

Ancak kapı tekrar vurdu, bu sefer daha yüksek, daha kararlı.

Melis’in kalp atışları hızlandı. İçeri girecek olan sadece bir misafir değildi; bu, karanlık sırların açığa çıkma anının eşiğiydi.

Kerem’in gözleri Melis’e kilitlendi, “Hazır ol... çünkü şimdi gerçekler kapımızı çalıyor.”

Ve kapı, yavaşça, ağır ağır aralandı...