Chapter 3
Melis, gece boyunca dizlerinin titrediğini hissetti. Deniz’in son sözleri kulaklarında uğuldayarak, yüreğinde derin bir buz tutmuştu. O odanın soğuk duvarları arasında tek bildiği şey, ailesinin artık çok uzağındaydı. Peki bu karanlığın tam ortasında ne yapmalıydı? Kerem’in oyununda yer almak kaçınılmaz mıydı, yoksa kendi taşlarını yavaşça mı oynatmalıydı?
Sabahın ilk ışıkları zar zor pencerenin arkasından süzülürken, Melis gözlerini açtı. Üzerinde ince bir ter vardı. Ayakta duramadığı bir an oldu ama kendini toplayıp yavaşça mutfağa yöneldi. Kahve makinesi çalışıyordu çoktan, Kerem’in sesi kolaçan ediliyordu odadan.
“Melis,” dedi Kerem, kapının eşiğinde belirdiğinde. Gözleri yorgundu, ama içinde sakladığı uyanık ateş hâlâ parıldıyordu.
Melis kahvesini alırken pek konuşmak istemedi. “Gece neden oradaydın?” diye sordu, sesi hafif çatallı.
Kerem derin bir iç çekti. “Durumu kontrol altına almak. Ve seni korumak.” Gözleri kısıldı. “Ama daha önce bilmediğin, hatta ben bile bilmiyorum dediğim şeyler var.”
Melis, kahvesinden bir yudum aldı, ama tadını alamadı. “Bana saklıyorsun. Ne zaman bana karşı açık olacaksın?”
Kerem, adeta ona bir sır veriyormuş gibi hafifçe yanağını kaşırken, “Geçmişler hiçbir zaman tamamen geride kalmaz, Melis,” dedi.
Melis’in aklı karışmıştı. Kerem’in sessizliği onu huzursuz ediyordu ama aynı zamanda bir şeylerin yandığının farkındaydı. “Sen ve benim ailem arasında ne var?” dedi fısıldar gibi.
Kerem ayağa kalktı, pencerenin önüne yürüdü. Dışarıdan gelen trafik gürültüsü, düşen bir yaprak kadar hafifti odada. “İtiraf etmeliyim, aile geçmişinle ilgili bazı şeyler ortaya çıkıyor. Ve bu işler hiç de parlak değil.”
Melis, Kerem’in gözlerine baktı; içinde kelimelerle anlatılamayan bir fırtına vardı. “Anlat bana, her şeyi.”
Kerem, ellerini ceplerine soktu ve başını hafifçe eğdi. “Kardeşim, Emir, uzun yıllar önce iş dünyasında... sorunlar yaşadı. O sırada senin ailen de işlerindeki çöküşle boğuşuyordu. Çok karmaşık bir bağ var.”
Melis’in kalbi tam o noktada sıkıştı. Emir'in adı, ailesinin harabelerinden yükselen bu eski savaşların içinde bir düğüm gibi duruyordu. “Nasıl bir sorun?” diye sordu, sesi titriyor.
Kerem, yüzündeki sert ifadeyi koruyarak devam etti: “Emir geçen yıl ani bir şekilde ortadan kayboldu. Onun ardından senin baban, Murat Bey’in adı başka skandallarla anılmaya başlandı. Ama bu bilgiler hep gizli kaldı. Şimdi o perdeler aralanıyor ve... eski düşmanlıklar yeniden alevlenebilir.”
Melis, zihninde bir fırtına kopuyordu. Ailesinin iflasını engellemek için ne kadar çabaladıysa, bilmediği şeylerin onu derinlere çektiğini hissediyordu. “Neden şimdi? Neden Kerem?”
Kerem adımı attı, aralarındaki mesafe kapanırken, sesi alçaldı: “Çünkü Deniz, senin ailenin sırrını kullanacak. Hem de sen farkında olmadan.”
Melis’in gözleri açıldı, elleri istemsizce yumruk olmuştu. “Deniz...”
Kerem sertçe başını salladı, “Evet. O senin zayıf yanını kullanıp, beni yok etmeye çalışacak. Bunun için planlar yapıyor. Ama biz önlem almazsak, sadece işimiz değil, hayatlarımız da tehlikeye girecek.”
O an Melis’in aklında bir anı belirdi. Çocukken babasının yanına gizlice sakladığı bir dosya. O dosyanın içinde ne olduğunu hiçbir zaman soramamıştı. Şimdi anlıyordu ki, o dosya sadece para kayıtlarından ibaret değildi.
“Bir şekilde bu dosyayı bulmam gerekiyor,” dedi, kararlılık sesinden taşarak. “Babama ne olduğunu öğrenmeden, ayaklarımın üzerine sağlam basamam.”
Kerem ona baktı. Yavaşça, “Sana yardım edeceğim. Ama bu iş kafadan atılan bir iş değil. İkimiz için de tehlikeli.”
Melis, derin bir nefes aldı. Kendisini o an içeriden bir orman yangını gibi sarılmış hissetti. Kalbi atıyor, ancak her saniye buz tutan iplerini kırmaya çalışıyordu.
“Peki ilk adım ne?”
Kerem, cebinden çıkardığı küçük bir zarfı Melis’in önüne koydu. “Bu dosyayla bağlantılı bazı belgeler. Babandan kalanların izleri. Fakat sadece bu değil...”
Melis zarfa baktığında içinden bir ürperti geçti. Kağıtların arasında bir fotoğraf vardı. Siyah-beyaz, yıllar öncesinden kalma; babası Murat Bey ve Kerem’in kardeşi Emir bir arada, ama yüzlerindeki gerginlik gözlerden kaçmıyordu.
“Bu... ne?” diye sordu Melis.
Kerem, gözlerini kaçırdı. “Bu fotoğraf, ailenin ve bizim aramızdaki o eski gerilimin başlangıç noktası.”
Melis birdenbire çevresindeki dünyanın nasıl küçüldüğünü hissetti. Planları, umutları, ve en önemlisi kendisi, o anda bu fotoğrafın gölgesinde eriyordu.
Tam o anda, kapı aniden çalındı. Melis, kalbinin hızla çarptığını duydu. Kerem’in sert bakışları arasında ne yapacağını bilemedi.
Kapı aralandı ve içeriye Deniz girdi; yüzünde tatlı, ama sinsice bir gülümseme vardı.
“Bu geceki buluşmamız tam da zamandı, değil mi Melis?” dedi, sesi düşmança yumuşaktı.
Melis, olduğu yerde donakaldı. Kerem’in yanında dururken, o fotoğraf ve ortaya dökülen geçmişin içindeki ipuçları şimdi tamamen aydınlanmadan gölgeler içinde parlamaya başlamıştı.
Deniz’in varlığı, sadece bu geceyi değil, tüm hayatlarını daha karmaşık bir labirente çevirecekti.
Melis yutkundu, elleri titrerken gözlerini Deniz’den ayıramadı.
Ve o anda bir şey kesinleşti: Bu iş sadece sözleşmeden ibaret değildi. Geçmişin gölgeleri, en beklenmedik anlarda ortaya çıkıyor ve her şeyi değiştirmeye hazırdı.