Chapter 3
Parmakları hâlâ titriyordu; gözleri ekrandaki son mesajı avuçlamıştı sanki. Cümleler kısa, soğuk ve belirsizdi. “Saat sekizde ofiste ol. Sözleşme hazır.” Sadece bu kadar. Gecenin sessizliğinde telefonun buz gibi ekranından yayılan yansıma, Elif’in yüzüne korku ve merak karışımı bir ifade yerleştiriyordu.
Kafasında binlerce soru zıplıyordu. “Gerçekten yapacak mıydı?” “İnsani hiçbir taraf yok muydu?” Yanıt yoktu, sadece kalbinde sanki bir ağırlık çökmüştü.
Ayağa kalktı, odanın içinde birkaç adım attı. Havanın soğukluğu derin ciğerlerine indi. İstanbul’un o meşhur gece serinliği, pahalı yalıların kırılgan camlarını bile geçip ona dokunuyordu şimdi. Dışarıda ise trafik sesi ve uzaktaki martı çığlıkları arasında, şehrin gerçek yüzü saklanıyordu. Pırıltılar altında, yürekler kanıyordu.
Tam o anda, kapının zili çaldı. Nefesini tuttu. Gelenin kim olduğunu bilmediği için yutkunarak kapıya yöneldi.
“Girişim yok, Kaan Bey’in özel asistanıyım,” dedi sert bir ses ve elini uzattı. “Sözleşme burada. Sayenizde gecikmeden imzalanacak.”
Elif, tereddütle dosyayı aldı eline. Kalın ciltli, siyah, soğuk ve kurumsal. Üzerindeki mürekkebin kokusu, yeni bir hayatın tehlikeli kokusuydu onun için.
“...Sözleşmenin ilk sayfasına göz atar mısınız? Kaan Bey bekliyor.”
Elif, başını salladı. Odanın biraz daha karanlık köşesine çekilip açtı dosyayı. İlk maddeler özenle ama soğukkanlılıkla yazılmıştı. Maddeler tek tek sıralanıyordu:
“Evlenme – mali neticelerin birleşmesi…”
“Barışmazsak tarafların hakları…”
“Gizlilik maddeleri…”
Hepsi kâğıda mürekkeple kazınmış gibi kesin. Fakat Elif, satırların arasında, kelimelerin arasında bir şeylerin eksik olduğunu hissediyordu. Bir şeyler çok daha karanlıktı.
Bir yandan kalemi kavradı, not almaya başladığı sıralarda kapı aralandı ve yavaş, emin adımlarla Kaan girdi odaya.
Üstü başı kusursuz, lüks ve tehlikeli. Gözlerinin keskinliği, Elif’in yüreğinde garip bir fırtına kopardı.
“Hazır mısınız, Elif?” dedi sesi karanlık, bulanık ama katı.
“Evet, ama sözleşmede fark ettiğim bazı maddeler var...” Elif sesini titretmemeye, güçlü olmaya çalıştı.
Kaan, yavaşça yana yaklaştı, dosyayı aldı ve yine dikkatle okudu. Gözleri satırların arasında dolaşırken birden durdu.
“Bu madde…” diye mırıldandı, “neden daha önce dikkatini çekmedi?”
Elif, derin nefes aldı, dosyayı tekrar tuttu. O satırda yazan şey net ve tuhaftı:
“Madde 17: Taraflar, sözleşme süresi boyunca hiçbir şekilde üçüncü kişilerle yapılan finansal ve kişisel sırların ifşasıyla ilgili hak talebinde bulunamaz.”
Ama altında kalın, kırmızı bir alt çizgi vardı. Yanında ise siyah hatalarla yazılmış küçük bir not:
“(İstisna: Gizli anlaşmalar ve Demir Aslan’ın talimatları hariç.)”
Elif’in gözleri büyüdü. İçi buzladı. “Demir Aslan mı?” kelimesi neredeyse boğazından çıkarken boğulacak gibiydi.
Kaan kafasını kaldırıp, buz gibi sessizlikle ona baktı.
“Evet,” dedi, “O, bu oyunun aslında başka bir galibiyetini istiyor. Sözleşmemizin dolambaçlı yollarında, kimseye açıklanmayan gizemli bir güç.”
Elif’in kalbi cız etti; sözleşmenin sadece kağıda yazılı kelimelerden ibaret olmadığını, içinde karanlık labirentler ve bilinmezlikler barındırdığını anladı o an.
“Bu ne demek Kaan? Demir Aslan neden bizim evliliğimizi kontrol edecek bir pozisyona sahip?” dedikçe sesi çıkmaya başladı, bir çığlık boğazında yankılanıyordu.
“Sebebini bilmek istiyorsan, gece sonunda açıklayacağım. Ama şimdi, buradan git ve hazır ol.”
Elif bir an durakladı, gözü masa üzerindeki kalemin yanında duran küçük cep bilgisayarına takıldı. O karanlık alet, ona her şeyin gerçek yüzünü gösterecek miydi? Yoksa daha derin bir tuzağa mı düşüyordu?
Tam dönüp uzaklaşmaya karar verirken, kapı yavaşça tekrar aralandı.
Bu kez ardında, gölgesi odaya adım atan biri vardı. Yüzü karanlıkta kaybolmuştu ama varlığı bütün odayı donuk bir gerginlikle kapladı.
“Madde 17’nin gerçek anlamı aslında burada başlıyor, Elif,” diye fısıldadı o kişi, “Ve senin bilmediğin çok daha fazlası var.”
Tam o anda, Elif’in kalbine bir sızı düştü; elini karnına götürdü, nefes almaya çalışırken gözleri yeni gelen kişiye kitlenmişti.
“Gizemli bir madde... Ve daha da karanlık sırlar...” diye düşündü, aklı karmakarışık.
Ve o sırada, koridorun köşesinde bir gölge belirdi. Ayak sesleri hızlanırken, odanın içindeki hava yoğunlaştı.
“Peki, Elif… gerçek oyun şimdi başlıyor.”
Kapı yavaşça kapanırken, İstanbul’un geceye bürünmüş silueti dışarıda sessiz kalıyordu. Ama içeride nefesler tutulmuş, kalpler heyecanla çarpıyordu.
O gizemli madde, Elif’in hayatını ve kaderini sonsuza dek değiştirecekti. Ve o anda, artık kaçmak mümkün değildi.