NoveliqaSözleşmeli Tutku: Milyarderle Kader Oyunu / Borçların Gölgesinde :0%
Log in

Chapter 1

Borçların Gölgesinde

Elif’in parmakları, masanın yüzeyinde titreyerek dolaşıyordu. Oda, boğucu yaz akşamında bile serinliğini koruyan küçük bir dairenin salonuydu; ancak terlettiği bedenine rağmen, içi hep buz kesmiş gibiydi. Duvarda çatıya vuran sokak lambasının sarı ışıkları titrek gölgeler oluşturuyor, eski perdelerin arasında huzursuzca dans ediyordu.

“Bir daha söylüyorum Elif, hesaplar kapanmazsa yarın elektrik kesilir,” annesinin düşük, kırılgan sesi kulaklarında çınladı.

Elif, kendisini sıkıştıran gururla nefes alıyordu. Babasının hastalığı, evin içinde bir hayalet gibi dolaşırken, eski ve kırık telefonunun ekranında yeni gelen mesajlar art arda belirdi: elektrik borcu, su faturası, kredi taksitleri... Hepsi bir çığ gibi üzerlerine doğru geliyordu. Yüzünü elleriyle kapattı, göğsünün içinden yükselen o kocaman ağırlığı hissetti.

Dışarıdaki İstanbul’un ışıkları, gökdelenlerin parlak masonlarından farklıydı. Burada, korna sesleri ve yalancı umutlarla bezenmiş yoksulluğun kıvrımları saklıydı. Elif, bir gece daha uyanık geçirecekti; çünkü kiralık odanın sınırlarını zorlayan borçlar, uykusunu çalıyor, kalbini sıkıştırıyordu.

“Anne, dünden beri aradığım bankalar geri dönmüyor,” dedi sessizce. Sesi, sanki kendi içinde uzaktan yankılanıyordu.

Annesi, yaşlanmış ellerini birbirine doladı, gözlerindeki kırışıklıkta yorgunluk ve çaresizlik bir araya geldi. “Başka yolu yok Elif. Bu saatten sonra ya bir mucize olacak ya da…”

“Elif,” kapının aniden açılmasıyla cümle kesildi. Ses, odanın ağır havasını daha da yoğunlaştırdı.

Karşısına çıkan adam, siyah takım elbisesini kusursuz taşırken, yüzünde soğuk ve profesyonel bir ifade vardı. Gözlerinin derinliklerinde hesaplanmış bir amaç parıldıyordu.

“Elif Yılmaz,” dedi, sesi sigara dumansız ama keskin bıçak gibiydi. “Sizinle konuşmam gereken bir konu var. Oturabilir miyim?”

Elif, sessizce başını kaldırıp ona baktı. Gecenin içinde, yüzündeki gölgeler daha da belirginleşiyordu. Anlayamadığı bir şey vardı, ama o karanlık taahhütlerin içinde bulunduğu mücadeleden daha tehlikeliydi.

Adam, cebinden zarifçe çıkarıp masaya bıraktığı kalın bir dosyaya hafifçe dokundu. “Sizin şu anki durumunuzu biliyorum. Ailenizin borçları... Çözülemez gibi görünen. Size bir teklifim var. Sözleşmeli bir evlilik. Güvenceniz, hayatınız ve borçlarınızın tamamının ödenmesi karşılığında.”

Elif’in kalbi, birden hızla atmaya başladı. Gözleri, onun yüzündeki ciddi ifadeye takıldı. İçinde korku, şaşkınlık ve umutsuzluğun birbirine karıştığı bir karışım vardı. Bu, kolaydan verilmiş bir teklif değildi. İnsani değerleri temsil etmeyen, soğuk bir anlaşmaydı.

“Kim… Neden siz?” diye hıçkırarak sordu Elif.

Adam hafifçe gülümsedi. O gülümseme, ürkütücü ve gizemliydi. “Ben Demir Aslan. İstanbul’un karanlıkta parlayan dünyasından. Borçlarınızdan kurtulabileceğiniz ama ödediğinizde özgürlüğünüzün elinizden alınacağı bir yol.”

Elif’in parmakları, masaya sıkıca bastı. Nefesi kesilmek üzereydi. Gözlerinin önünde, umutla tepeden tırnağa örülü bir tuzak belirmişti.

“Seçiminiz ne olacak Elif? Bu geceyi düşünmek için zamanınız yok.”

Kapı aralanırken, sessizlikten doğan bir fırtına odanın içinde esmeye başladı. Elif, kaçıp gitmek istiyordu, ama kaçacak yeri kalmamıştı.

Kalbinin kıyısında gizlenen o küçük umut, Demir’in teklifinde hapsolmuş, yalıtılmıştı. Ve o an, hayatının en büyük oyununun ilk piyonu olarak yerini aldı.

Bir nefes daha aldı. “Tamam…” dedi, sesi titreyerek. “Görmek istiyorum sözleşmeyi.”

Demir’in yüzündeki gizemli ifade bir an parladı. “Harika. O halde başlayalım.”

İşte, İstanbul’un ışıltılı gökdelenlerinin gölgesinde, borçların tutsak ettiği genç bir kadının hayatı, tehlikeli bir pazarlığın merkezinde titremeye başlamıştı. Kader, onu bekliyordu. Ve her şey, bu sözleşmeyle şekillenecekti.