Chapter 6
Soğuk kış gecesinin içine çöken o an, Elif’in ciğerlerine buzlu bir bıçak gibi saplanmıştı. Kaan’ın sert bakışları, yüzündeki zaferi simgeleyen o yalın zafer gülümü, odanın havasını aniden donuk ve ağır bir hale getirmişti.
Nefesi düzensiz, kalbi göğsünde hızlı hızlı atıyordu. Ellerini yumruk yapmış, benliğini saran çaresizlikle saldırıya geçememenin sancısını hissediyordu. Kelimeler boğazında düğümlenmişti; sadece o donup kalmak... Başka hiçbir şey.
“Bu belge...” diye yutkundu Elif, sesi her zamankinden daha titrek. “Bunu ondan aldın mı?”
Kaan alaycı bir gülümsemeyle kafasını salladı. “Elif, bilmeni isterim—bu sadece başlangıç. Bu şehirde bazı gerçekler var, herkesin göremediği. Seninkiler çok fazla, çok karmaşık... Ama en önemlisi bizden sakladığın çok şey var.”
Elif’in yüreği sıkıştı; gizemler onu tuzağa düşürüyordu. Gözleri istemsizce kapıya yöneldi. Bu küçük ofis, bu soğuk ışık, içinde yaşadığı tuhaf dünyanın kapılarını ardına kadar açıyordu.
Kaan’ın tedavisi sürerken, uzak bir köşeden telefonun titreyen sesi yankılandı. Ürkütücü bir çağrıydı, sessiz bir tehdit kadar keskin.
Elif kollarını göğsünde bağladı. “Bana karşı bu kadar emin olmanın sebebi ne Kaan? Neden bu belgeleri kullanıyorsun?”
Kaan adım adım ona doğru ilerledi. “Çünkü sırlar senin hayatını yönettiği kadar, benim de işimi yönlendiriyor. Ve bu iş dünyasında zayıf olan güçlüler tarafından yenilir, unutma.”
Gözlerinde parlayan korku ve öfke arasındaki savaş, Elif’in içindeki en gizli korkuları uyandırdı. Çünkü ona karşı bir planın içine çekildiğinden emindi.
O anda dış kapıdan gelen bir ayak sesi, ikilinin arasında duran hava aniden gerildi. Adımlar kararlı ve ağır, sanki ölümün kendisi yürüyor gibiydi. Elif nefesini ilk defa tutamadan dışarı doğru baktı.
Kapı pat diye açıldı; gölge gibi bir adam, yüzünü tamamıyla gizleyen koyu renk güneş gözlükleri ve siyah şapkasıyla içeri girdi.
“Kaya,” dedi Kaan, sesi düşmanını bile ürkütecek kadar soğuk.
Adam usulca gülümsedi. “Kardeşim, her zamanki gibi ortalığı karıştırmaya çalışıyorsun.”
Elif’in kalbi düğüm düğüm oldu. Bu adam, yıllardır iş dünyasında fısıltılarla anılan o karanlık figürdü. Kaya Demir.
Gözleri kaydı; oldukça zayıf ama kıvrak bir hareketle çantasından küçük bir cihaz çıkardı. Gecenin sessizliğinde cihazdan elektronik bir hışırtı yükseldi.
Kaan hemen ondan uzaklaşırken, Elif istemsizce o garip nesneye doğru eğildi.
“Kaya, ne o?” diye sordu Elif, sesi titredi.
Adam sakince gözünü kırpmadan yanıtladı, “Bu küçük oyuncak, seni daha fazla takip etmemize yardımcı olacak. Bu şehirde dost olmadığın kişilerin ne kadar yakınında olduğunu biliyorsun değil mi?”
Elif’in başı döndü, kanı çekildi. Bu adamların yaşam tarzı insanı yok eden bir girdabın tam ortasındaydı.
Kaan, aralarındaki mesafeyi koruyarak, “Bu iş burada bitmedi. Senin tayfandan kurtulmak kolay olmayacak,” diye tehdit etti.
Kaya ağır ağır Elif’e döndü ve gözleri delip geçercesine bakıyordu. “Sen taşıdığın sırtlan değil, bir aslan yavrusu gibisin. Ama bu ormanda hayatta kalmak istiyorsan, benimle ya da karşımdan gitmelisin.”
O an Elif’in dünyası tekrar sarsıldı. Karanlıkla örülü bu şehirde, düşmanları kapısına kadar dayanmıştı. Ve tüm bu güç oyunlarından en tehlikelisi, kendi sırrının ortaya çıkması riskiydi.
Ayağa kalktı, titreyen ellerini cebine soktu. “Ben kalbimi kiraya verdim, ama ruhumu asla satmam,” dedi alçak ama kararlı bir sesle.
Kaan ve Kaya birbirlerine sert bir bakış attılar. Kaan, “Bu yolda yalnız yürümemen lazım,” diye uyardı.
Ama Elif biliyordu; bu oyun kendi kurallarıyla oynanmayacaktı. Düşmanları, ne pahasına olursa olsun peşindeydi. Ve şimdi o düşmanlardan biri, sırlarını bile bilmeden, Elif’in gözlerine bir kurşun gibi bakıyordu.
O karanlık gece boyunca, İstanbul’un soğuk sokaklarında yeni bir tehdit filizleniyordu. Ve Elif’in hayatını hedef alan gölgeler, çoktan adım atmıştı bile.
O an kapı bir kez daha çalındı. İstanbul’un karanlığında, yeni bir tehlike…
Elif’in kalbindeki buz tabakası çatlamaya başladı. Kapının eşikten içeri sızan sessiz adımları duyuyordu...
Ve hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktı.