Chapter 4
Nefesim boğuk, ciğerlerim sanki kurumuş yapraklar gibi kıvrılırken, gözlerimi kapatıp derin bir titreşim hissettim. Sözleşmenin o keskin, buz gibi maddelerinin ötesinde, içimde açılan karanlık bir boşluk vardı. Kaya’nın son sözleri kafamda çınlıyordu: “Unutma, bu sır seni özgür kılabilir... ya da tamamen yok edebilir.”
Salondaki lüks mobilyaların ağır tütsü kokusu burun deliklerime doluyor; içerideki insanların fısıltıları, kadehlerden yükselen şampanya kabarcıklarının cızırtısına karışıyordu. Gözlerimi açtığımda, odanın geniş camından İstanbul’un gece manzarası, binlerce ışığıyla beni izliyordu; bir yanda sonsuz bir umut, diğer yanda dipsiz bir tehlike.
Kaya, ağır adımlarla yanıma yaklaştı, zekâsını gizleyen o sinsi gülümsemesini dudaklarına yerleştirirken: “Hazır mısın?” dedi, sesi hem komut hem vaat doluydu.
Kalbimin ritmi hâlâ hızlanıyordu. Bu gece, benim için sadece iş dünyasının soğuk yüzüyle değil, kendi iç savaşımı da ortaya çıkaracaktı.
---
Adımlarımız birlikte yankılanıyordu, halının simsiyah dokusuna karşı sertçe hissediliyordu. Lüks bir otelin geniş konferans salonuna girerken, gözler üzerimizdeydi. Kaya’nın kolunun altında olmak tuhaf bir güç veriyordu; ancak özgürlüğümü bu pazarlığın içinde kaybetmekten korkuyordum.
Göz göze gelişmeler, fısıltılar ve ince hesaplar arasında yürürken; üstümaçığa çıkmasından korksam da, Kaya'nın yanımda olması bir kalkan gibiydi. İşte tam o an, İstanbul’un iş dünyasının en prestijli isimleri bu odadaydı: ceketlerinin kol düğmelerini kontrol eden adamlardan, inci gibi giyinmiş kadınlara kadar her biri kendi kazananlar oyununu oynuyordu.
Bir anlık tereddütle, koyu mavi elbisemin kumaşına dokundum. Bu gece sadece bir eş olarak değil, hedeflerimin taşıyıcısı olarak duracaktım burada.
Kaya hafifçe başını eğerek: “İyi görünüyorsun,” dedi, ancak gözleri başka bir hesapta, başka bir hedefti. “Herkes seni konuşacak.”
Kalbimde soğuk bir kıvılcım parladı. Konuşulan değil, kontrol eden olmaya ihtiyacım vardı.
---
Partinin ortasında, janjanlı ışıklar ve hafif caz müziğinin ritmi yükseliyordu. Bir yanda şampanya kadehleri tokuşturulurken, diğer yanda kimlikler ve sırlar alışveriş ediliyordu.
Bir grup erkeğin fısıltısı yaklaştı kulağıma: “Demir’le mi? Yalnızca kazanmak için değil, kaybetmemek için de buradayız.”
Derin bir nefes aldım, gözlerimle salondaki herkesin yüzünü taradım. Güç ve hırsın kokusu buradaydı; her biri küçük birer silah, birer mermi gibiydi.
Bir anda, o tanıdık ses—kalbime saplanan eski bıçak gibi—yer değiştirdi tüm atmosferi.
“O burada mı?” diye fısıldadı Birkan, sesi çarpıcı ve buz gibi.
Başımı çeviriyorum ve hayatımın gölgesini görüyorum: eski sevgilim, yıllar sonra, sert bakışlarıyla doğrudan gözlerimin içine bakıyordu.
Kıyafetinin çizgileri hala hafif kırışmış, ama gözlerindeki ateş hiç sönmemişti.
Kaya’nın kolunu bir an gevşetse de o an havada duran sessizlik, tüm kahkaha ve fısıltıların ortasında beni sarsıyordu.
Ne yapmalıydım?
Kalbimden geçen bir yığın itirazla yüzleşirken, eski benle yeni ben arasında ince, tehlikeli bir çizgi duruyordu.
Ve bu çizgide atacağım adım, sadece bu geceyi değil, tüm hayatımı değiştirecekti.
---
O an, Birkan yanıma doğru inerken, gözlerindeki o tanıdık karanlıkla: “Uzun zaman oldu, Elif…” dedi.
Kaya, yanımda sertçe adım attı, elini cebinden çıkardı ama henüz harekete geçmiyordu.
Terli ellerimle elbisemin kenarını sıktım, beynim fırtınalar koparıyor, ama tek bir şeyden kesinlikle emindim: sırlar, geçmiş ve geleceğim bu gece birbirine karışacaktı.
Ve herkesin, benim gerçekte kim olduğumu öğrenmeye çok az vakti vardı.
---
Salondaki ışıklar bir anda azaldı. O an kapıdan gelen tıkırtı…
Tam o anda, dışarıdan gelen ayakkabı sesleri ve ardından keskin bir bakış, kalbimi göğsümden fırlatacakmış gibi attırdı.
Elif, şimdi karar vermek zorundaydın: sırlarını mı saklayacaktın; yoksa onları ifşa ederek kendi zincirlerini kıracak mıydın?
Perdenin hemen ardından, o eski hayatın hayaleti hızla yaklaşıyordu.
Ve dünyam bir kez daha titredi…