Chapter 2
Dış kapıdaki tıklama sesi, Elif’in kalbinde yankılanan bir düğüm gibi sıkıştı kaldı. Her nefes alışında havanın soğuduğunu, odanın neminin aniden azaldığını hissetti. Gözleri, kapının kendisinden önce açılmasını istemezcesine, donuk bir kararsızlıkla kapının koluna kaydı.
“Buyurun,” dedi arka planda tonunda bir soğukluk varmış gibi görünen adamın sesi, ancak kapı yavaşça aralandı. İçeriye, gömleği ütülü, ceketini omzuna asmış, yüzüne çekilmiş bir ifade ile, Kaya Demir adında biri girdi. Adımlarının tıkırtısı zeminle sert bir ritim tutturmuştu. Arkasından, biraz daha genç ama gözlerden kaçmayan bir ciddiyetle, bir başka adam daha sessizce süzüldü odaya. Danışmanıydı bu.
Elif, tereddütle dizlerinin üstünde ellerini ovuştururken, karşıdaki adamın bakışları ona ilk bakışta bir yabancıdan çok, soğuk bir yargıcı anımsatıyordu. Kaya Demir’in yüzündeki ifadeye hiçbir insan sıcaklığı sinmemişti. Gözleri, tam anlamıyla bir envanter çıkarır gibi Elif’in üzerinden geçiyordu.
“Kendinizi tanıtır mısınız?” Kaya’nın sesi, tok ve keskinti. Hiçbir şey söylemeden beklemek yerine, doğrudan konuya girmişti. Elif’in dudaklarına adeta buz temas etmişti.
“N-Nasılsınız?” diye mırıldandı Elif, sesi titrek, kelimeleri kırılgandı. Ama iyi görünmeye çalışıyordu.
Kaya hafifçe yanındakine baktı, bir an için aralarında sanki görünmez bir şifre paylaştılar. Sonra cesurca Elif’in gözlerine döndü.
“Bizi burada neyin bir araya getirdiğini biliyorsunuz.”
Nefesini tutan Elif, hafifçe başını salladı. Sözleşme, alev alev gözlerinin önünde belirdi.
“Borçlarınız... aileniz için.” Kaya’nın sesi sanki bir elmas kadar keskinken, içinde hiçbir şefkat taşımıyordu.
“Söyleyin, neden…” dedi, içindeki fırtına dizginlenemiyordu.
“İş dünyasında size ihtiyacım var,” diye devam etti Kaya. “Sizinle ortaklık değil. Daha fazlası.”
Elif’in kalbi, iplerin çekildiği kafeste bir kuş gibi çırpınıyordu. Bu adam ne kadar hesaplıysa, o kadarcık da acımasızdı.
“Siz kimsiniz?” diye sordu arka plandaki danışman, yüzünde yumuşak ve nazik bir tebessümle.
Ama bakışları, Elif’in içini kemiren görünmeyen bir bıçak gibiydi. Ellerini cebine sokup kalktı yan odadan gelen hafif fısıltılar gibi.
Elif hemen fark etti; bu adamın nazik dili, davranışlarının üstünü örtüyordu. Gözlerindeki küçümseme ve aralarındaki sıcaklığın yokluğu, huzursuzluğunun nedeni olmuştu.
“Belki de burada bir anlaşmadan fazlası var,” dedi Kaya aniden, şiirsel bir soğuklukla. “Ve herkesin bildiğinden daha tehlikeli.”
Elif’in yutkunması, odadaki havadan ağırdı artık. Ölümcül bir sessizliğin kıyısında, bir sonraki hamle için hazır bekleyen bir kaygan buzun üzerindeydi.
Tam o anda, danışmanın cebindeki telefon hafifçe titredi. Gözlerini ona dikerek sinyal verdi, ancak Elif bunu fark etti. İkirlik bir bakış, sonra hızla toparlandı. Yine hafif bir tebessüm vardı, ama altındaki hesaplayıcı zihin sorulmamış sorularla doluydu.
Kaya, Elif’in çaresizliğini gören soğuk bir oyunbaz gibi eliyle sözleşmedeki sayfalara dokundu.
“Zaman az Elif,” dedi. “Ya bu oyunun bir parçası olursun ya da dışarıda soluklanacak nefesin kalmaz.”
Elif, gözlerini kaçırmadan, kelimelerinin altında yatan tehdidi sindirdi. Buraya kadar olan her şey, sadece bir ön provasından ibaretti. Bu şehirde parıldayan her ışığın ardında karanlık bir gölge vardı.
Kapı aniden birkaç santim açıldı. Danışmanın hafif aralanmış dudaklarında, sessiz ama anlamlı bir süzülme vardı; “Bekleyin biraz...” dercesine.
Ve o an, Elif’in yüreği, çözmesi gereken sırların, göreceğinden daha büyük ve ölümcül olduğunun farkına vardı.
Bir kapı daha aralanıyordu. Ama bu sefer, ardında ne varsa -soğuk bir fırtınanın habercisi olacaktı.
Odanın içinde, bilinmeyen bir düşmanın nefesi, hafif bir esinti gibi dolaşmaya başlamıştı.
Elif, kararını vermek üzereydi. Ancak o anda, kapı tam olarak açıldı ve danışman öne doğru eğildi.
“Sayın Demir, size bildirmek istediğim bazı durumlar var. Telefonla gelen bir bilgi,” dedi, sesindeki naziklik ancak bir pelerini gibi taşıdığı kuşkulu ışıltı kadar gerçek dışıydı.
Kaya’nın derin bakışları, danışmanın samimiyeti üzerinde sorgu başlatmak için yeterliydi.
Elif, nefesini tutarak aralarındaki ince ama delici büyüyü izliyordu.
Ve kapı, karanlıkta kalan sırlara daha fazla alan açarken, odaya bambaşka bir gerilim çökmüştü.
Kimse fark etmemişti ama Elif, varlığını ilk defa düşmanlarından daha tehlikeli bir güç olarak hissediyordu.
Şimdi, tüm denge bir tek kelimeyle, bir tek kararın eşiğindeydi.
Ve o kelime, o karar, çok yakındı.
Sonra, danışmanın adımları yumuşak ama anlamlı bir şekilde ilerledi.
Elif’in kalbi, ağzında yumrularla bir kez daha hızlandı. Kendi hayatının bir oyuncak gibi döndüğü oyunda, perde aralanıyordu.
Kapıdaki ikinci tıklama, sadece fiziksel bir ses değildi artık.
O, kaderin çağrısıydı.
Ve hiç kimse bundan sonra eskisi gibi değildi.