Chapter 7
Aslan, elindeki telefonun titreşimini hissettiğinde, odayı saran ince sessizliği derin bir çekinceyle bozdu. Elif, duyduğu sesin nereden geldiğini anlamaya çalışırken, Aslan’ın yüzü aniden değişti; soğuk ve keskin bir çizgi belirmişti ifadesinde.
“Cevap vermem lazım,” dedi Aslan ve telefonu yüzüne yaklaştırdı.
Elif, nefesini tutmuş, dudaklarının arasından neredeyse fark edilmeyen bir sesle “Kim?” diye sordu.
Aslan, telefonun öte yanındaki sesi duyduğunda, kaşlarını çatıp dudaklarını sıktı. Ses soğuk, tehditkar ve nihilist bir huzursuzluk yayıyordu. O ses, yıllardır peşini bırakmayan ama hiç karşılaşmadığı kadar yakınına gelen bir gölgeydi.
“Gece yarısı aranmak... Bu sende neyi değiştirebilir ki?” diye hırladı telefonun diğer ucu.
Aslan’ın silueti pencereden sızan ay ışığında keskinleşirken, parmakları terlemekteydi. Kalbindeki sıkışma, yüzüne vuruyordu.
Elif, kalkıp Aslan’a yaklaştı. “Kiminle konuşuyorsun?”
Aslan hafifçe geriye çekildi; bu hareket içinde hem koruma hem de mesafe vardı. “Senin bilmen gereken bir mesele değil,” dedi soğuk.
Ama Elif’nin gözleri yalan söylemiyordu, korku açıkça okunuyordu. “Lütfen, bu sefer beni dışarıda bırakma. Bu seninle ilgili... bizimle ilgili.”
Telefon diğer ucundaki adam sessizliğe bıraktı, ancak sonra tiz, keskin bir cümle patladı: “Son uyarım, Aslan. Seninle ve onunla oynayabileceğimi sanıyorsan, yanılıyorsun.”
Sesin karanlık tonundan titreşimler yayılıyordu. Aslan, yutkunduktan sonra, neredeyse sessiz bir tehdit gibi; “Beni tanıyorsan, yapabileceklerimi de bilirsin” dedi.
Elif’nin kalbi hızlandı; kollarını kavradı ve gözleri Aslan’dan ayrılmadı. İkisinin arasında kırılgan bir köprü kuruluyordu, ama o telefon hattı... o bilinmezdi.
“Aslan, birtanem... Bu kim? Ne istiyor senden?” dudakları titreyerek sordu Elif.
Aslan derin bir nefes çekti, dişlerini sıktı. "Geçmişimden kalan bir hayalet. Yıllardır peşimde."
“Hayalet mi?” Elif küçük bir umutla atladı, “O geçmiş saklandığında ne yaptığını mı söylüyor?”
“O sadece tehdit ediyor. Sözlerimi, hareketlerimi izliyor. Eğer bir denge kurmaya çalışırsam, parçalayacağını söylüyor. Şimdi burada, seninle olan hayatımı...”
O anda, telefonun ışığı kırmızıya döndü: çağrı sona ermişti. Aslan telefondan uzaklaştı, derin düşünceler içinde gözlerini ufka dikip ankastre bir sessizlikle Elif’ye baktı.
“Beni anlamalısın. Bu sadece bir başlangıç,” dedi, sesi düşük ama kararlı.
Elif, boşluğa bakarak yutkundu. Şimdi her şey daha karmaşıktı. O ses, o tehdit... bileşik bir fırtına gibi üzerlerine çöküyordu.
Tam o anda, odanın arka kapısı sessizce aralandı. Gözleri aniden kapıya çevrildi.
Bir siluet göründü; ayışıması yüzünde tuhaf bir oyun oynuyordu. “Aslan,” dedi, sesi buz kadar soğuk. “Beklediğimden erken geldin.”
Elif, nefesini tutmuşken, Aslan sertçe arkasına döndü.
Karanlıkta gizlenen tehdit, kimliğini henüz açıklamamıştı.
Ama şu an kesin olan tek şey vardı: Bu gece, hiç olmadığı kadar tehlikeliydi.
Gölgeler arasından yükselen bu ses kimin için ve ne amaçla gelmişti? Elif’in yüreği, yanıtı beklerken ağır ağır çarpıyordu.