Chapter 2
Kapı gıcırtıyla aralandı; sanki o soğuk odanın havası bile donmuştu aniden. Elif’in ciğerlerine işleyen o sessizlikte, zayıf bir nefes gibi kaydı Aslan Demir içeriye. Gözleri buz tutmuş deniz gibi, hiç kırılmamış, hiç yumuşamamıştı.
“Geldim, Elif.” Sesi beklendiği kadar sert, beklendiğinden de keskinti.
O an Elif’in yutkunuşu tüm duyularını sersemletmişti. Parmaklarının ucunda gezinen ter damlası, omzundan aşağı kayıp sıcaklığı değiştiriyordu. Ama kalbi hâlâ, pek çok bilinmezliğin tam ortasında sıkışıp kalmıştı.
Aslan, ağır adımlarla masanın etrafını dolaşırken gözleri hiç ondan ayrılmadı. Elif, içinde fırtınalar kopan o odada, bahar güneşinin bile ulaşamadığı bir yere hapsolmuş gibiydi.
“Bugün seninle sözleşmenin detaylarını konuşacağız.” dedi, sesi buzlu camdan yansıyan bir yankı gibi. “Her madde, bizim hayatımızda olacak bu karanlığın anahtarı.”
Elif, donuk bakışlarını bir an bile onun gözünden çekemedi. İçindeki korku, kötücül bir fısıltı olarak büyüyor, “Bunu kabul etmek zorunda mı?” cümlesini yine ve yine tekrar ediyordu.
Aslan, elindeki kalemi masaya bırakıp, sözleşmenin birkaç sayfasını önüne doğru itti. Kağıtlar arasında, kalın bir mürekkebin kokusu yükseliyordu; adeta hapis günlerinin kokusu.
“Birinci madde – evliliğimiz yasal olarak 5 yıl sürecek. Boşanma ya da ayrılık söz konusu olamaz. Bu süre zarfında, hiçbir taraf diğerine maddi ya da manevi zarar veremez.” Duruşu soğuk, ama zinde. “Anlaştık mı, Elif?”
Elif’in kalbi, az önceki nefessizliğin tam ortasında yavaş yavaş vuruyordu. O kelimeler, tutsaklık zincirinin halkalarını birbirine geçiriyordu sanki.
“Neden bu kadar katısın?” diye sordu Elif, sesi titrek, içinde kırılgan bir öfke filizleniyordu. “Neden ben? Neden benim üzerimden kurulan bu düzen?”
Aslan hafifçe kaşlarını kaldırdı; cevap vermedi. Tam tersine, diğer maddeleri okumaya başladı.
“İkinci madde – İki taraf da bu evliliğin gizliliğini koruyacak. Dışarıya herhangi bir bilgi sızdırılması durumunda yüklü para cezaları ve tazminatlar ödenecektir.”
Elif’in yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor, gözleri yavaş yavaş yaşla doluyordu. “Bu, sadece bir kaç madde değil” dedi, sesi artık cesur bir titrekliğe dönüşüyordu, “Bu benim hayatımın kontrolü demek.”
Aslan’ın dudaklarında istemsiz bir kıkırdama belirdi; ama gözlerinin derin karanlığı sönmedi.
“Üçüncü madde – Senin borcun bu evlilikle tamamen kapatılacak. Ama bu borcun karşılığı, sadece resmi evlilik değildir. Bana itaat etmen, hayatını bu düzenin içinde sürdürmen gerekecek.”
Elif, o sözleri duyar duymaz, içini bir ateş sardı. İtaat etmek? Hayatta ayakta kalmanın bu denli acımasız bir yolu mu olmalıydı?
“Dördüncü madde – Bu evlilik sırasında ekonomik bağımsızlık yoktur. Harcama, yatırımlar, tüm kazançlar bana ait olacak. Sana aylık bir meblağ ödenecektir, tahsisat gibi.”
Sesinde hiçbir yumuşama yoktu; maddeler, soğuk çelik gibi bedenine saplanıyordu.
Elif’in avuçları sıkıldı; tırnakları etine gömüldü. Gözyaşları dizginlenemeyen bir çağlayan gibi aktı. “Bu şartlarla… yaşamaya mecbur muyum ben?” diye fısıldadı.
Aslan, bir an için ona baktı; gözlerinde anlamsız bir hesaplaşma titredi. “Senin için seçilmiş hiçbir seçenek yok, Elif. Bu sözleşme, bizi birbirimize bağlayan ve seni özgürleştiren zincir.”
Odaklandıkları oda, yankılanan kelimelerle dondu. Bir avuç maske arkasında, birbirlerine sıkıca tutunmuş iki gölge gibiydiler.
“Sen istediğin kadar dirensen,” dedi Aslan, “ben asla bu sözleşmeden vazgeçmem.”
Elif, o anda tüm gücünü topladı, sessizliğin içine gömülen o kelimeleri boşlukta yankılattı: “Peki… ya bu şartlarla yaşamak zorunda kalırsam?”
Aslan adımını bir yana attı, kapıya doğru yöneldi. “O zaman… yeni hayatın başlamış olacak, Elif.”
Kapı ağır ağır kapandı. Oda sarsıldı.
Elif, kalbinin içinde büyüyen o buzlu soruyla kaldı: Seçim gerçekten onun muydu? Yoksa bu soğuk maddelerin ağırlığında yalnızca bir kukla mı olacaktı?
Bir süre daha orada, karnında bir düğüm, dudaklarında belirsiz bir isyanla oturdu Elif… gülümseyerek mi, yoksa ağlayarak mı? Bekleyip zamanı gösterecekti. Ama bildiği bir şey vardı: Bu sözleşme, onu ya yeniden doğuracak ya da sonsuza kadar yok edecekti.