Chapter 5
Gökdelenlerin cam yüzeylerine çarpan gece ışıkları, Elif’in soluk teninde titrek halde dans ediyordu. Kaan’ın sert bakışları hâlâ gözünün önünde, kelimeleriysa boğazına düğümlenmişti. Her şey, ilk kelimenin ardından hızla kontrolden çıkmış, sözleşmeli evliliklerinin gerçek yüzü bir nefes kadar yakına gelmişti.
“Böyle devam edemeyiz, Elif.” Kaan’ın sesi, odadaki sessizliği delip geçen bir bıçak gibi keskinti. “Sana bakan herkes... bizim hikâyemizi sorguluyor. Ben, bunu istemiyorum.”
Kalbi, güvendiği bir limanda değil de, fırtınada savrulan bir yaprak gibi çarpıyor, yeri göğü karıştırıyordu. Elif, dudaklarını ısırmak zorunda kaldı; içine gömdüğü sır, yavaş yavaş yüzeye çıkıyordu.
Tam o anda, kapı hafifçe tıkırdadı. Kaan dönüp baktığında, koridordan yükselen hızlı ve emin bir adım sesi duyuldu. “Melis…” Elif’in nefesi kesildi. İsmin o anı, odanın havasını aniden değiştirdi.
Melis Arslan’ın adı, Kaan’ın geçmişinden kalan keskin, miğfer gibi bir hataydı. Bir zamanlar onun en güvendiği ortağı, şimdi en büyük tehdidiydi.
Kapı sessizce açıldı. Melis, siyah bir elbise içinde, İstanbul’un gecesine uygun, zarif ve soğuk bir siluet halinde belirdi. Gözleri, parıltılı mücevherler gibi Elif’i süzerken, dudaklarında ince bir tebessüm gizleniyordu.
“Suratındaki o kaygı, senin ilk hamlen olacak bir zaaf olarak kalmamalı, Elif.” Melis’in sesi iğneli ve soğuktu. “Seninle biraz konuşmamız lazım. Kaan’ın bilmediği şeyler var.”
Elif’nin kalbini saran korku bu sefer sadece bulanık bir his değil, derin bir buz şeridi gibi dizlerine kadar indi.
“Ne istiyorsun benden?” diyebildi zar zor.
Melis, odanın ortasında durdu, adımlarını yavaşça attı. Kaan hâlâ koltuğunda oturuyor, ama vücudu gerilmişti; iki kadının arasında kalan görünmez ip her an kopacak gibiydi.
“Biliyorum; senin de benim gibi o sözleşmenin içinde ne kadar yalnız olduğunu. Oyun, göründüğünden çok daha karmaşık. İstersen sana yardım edebilirim.”
Elif’in gözleri, Melis’in gizemli vaadi karşısında şüpheyle kırpıldı. Bu bir tuzak mıydı? Yoksa gerçekten acı bir sırla yüzleşmeye hazırlanan bir rehber olabilir miydi?
Melis adımını biraz daha yaklaştırdı. Her kelimesi, üzerinde ince bir buz tabakası bırakan, ama altında cayır cayır yanan gizli bir ateşi çağrıştırıyordu.
“Bak, İstanbul’un bu karanlık yüzünde, Kaan’ın geçmişini kuşatan hayaletler var. Ya sen onları bulup yok edersin ya da onlar seni… Elif, ben sana ne olacağını biliyorum. Ve bir seçim hakkın varsa, onu sana veriyorum.”
Elif, nefeslerini ayarlamaya çalışırken, nereden geldiğini bilmediği bir ikilem içinde kıvranıyordu. Melis’in etkileyici varlığı, tedirgin edici bir büyüyü soluyordu.
Kaan, aniden ayağa kalktı; sesi, odayı doldurdu, kararlı ve sert: “Yeter, Melis. Elif bu işin içinde olmayacak. Bizi birbirimize düşürmeye çalışma.”
Melis’in gözleri, Kaan’a bir yıldırım gibi çaktı, sonra tekrar Elif’e döndü: “Senin elinde bu oyunu değiştirebilecek anahtar var. Ama önce, gerçek tehlikeyi anlamalısın.”
Kapı arkasında, gecenin sessizliği Melis’in adımlarının yavaşça uzaklaştığını fısıldarken, Elif’nin bedeninde donuk bir dalga yayıldı. Melis’in gerçek niyeti neydi? Kaan’ın geçmişini kendi karanlık planları için mi kullanıyordu? Yoksa Elif, yalnızca bir piyon muydu?
Karanlığın içinde, belirsizlikler büyüyor, sevgi ve ihanet arasındaki çizgi zedeleniyordu.
Ve o an, Elif kendine sordu: "Ben bu oyunun neresindeyim? Tehlike kapıda mı? Yoksa bu sadece ilk hamle miydi?"
Telefonu cebinde hafifçe titredi. Mesaj penceresini açmadan önce, Elif’in kalbi bitmek bilmez bir hızla çarpmaya başladı. Mesajda kim vardı? Ve onunla başlamak üzere olduğu bu sözleşmeli hayat ne kadar daha karanlıkta kalacaktı?
Ekrana yansıyan o isim, tüm dengeleri birdenbire sarstı.
Ve işte o anda, kapı kısa ve keskin bir şekilde tekrar tıklatıldı…