NoveliqaSözleşmeli Aşkın Karanlık Yüzü / Geçmişin Gölgesi :0%
Log in

Chapter 4

Geçmişin Gölgesi

Kapı tok, kesin ve soğuk bir sesle kapandı. Kapanırken bıraktığı son tını bile Ebru’nun kulaklarında çınladı; çağlar öncesinden kalma bir mahkûmun son nefesini andırıyordu. O an, odadaki hava aniden ağırlaştı, örtüsü kalın, kokulu menekşe gibi sıkışmış bir sessizlik sardı etrafını.

Ebru masasına yığılan dosyalara, düzenli satırlara saplanmış gözleriyle değil; içindeki boşlukla baktı. Kalbi sertçe çarpmaya başladı; her çarpışında kafasının içinde bir çığlık koptu. Ellerini masanın kenarına sıkıca bastı. Parmaklarının uçları beyazlamıştı; damarlarında buz gibi bir akış hissediyordu.

Nefes almak... Nefes almak isterdi ama göğsünü baskılayan görünmez bir el onu kısıtlıyordu. İnsan neye, neye dayanırdı? Bu kadar ileriye gitmiş geçmişe... Gözlerini kapadı, hafifçe kıvrandı sandalyesinde.

Bir anlığına, o eski, tozlu, arka sokaktaki kaçışını hatırladı. Bir adamın yüzü vardı, sislerin ardında donuk. Evet... Kesin o adam, canını yakmıştı. Sırtına saplanan bıçak gibi acılar, tüm bedenini saran soğuk, gözlerini kapattığında içinde yankılanan sessizlik... Hepsi birden canlıydı yeniden.

“Beni bırakma...” diye bir fısıltı duydum sanki. Yaşlı kapının arka tarafından, duvarların arasından… Ama o ses, bir yük gibi boğazına düştü, yutkunamadı.

Ebru kendi sesiyle çekildi bu ıssız dehlizlerden:

“Hayır... olmaz. Ben o kişi değilim. Olmamalıyım.”

Ama içindeki kırık aynalar daha gürültülü konuştu:

“Ya o... Can mıydı?”

Gözlerini açtığında, ofisin karanlık köşelerinde uzayıp giden gölgeler ona alaycı bir mesaj gönderiyordu. O anda, masanın üzerine düşmüş, kırık halde duran eski bir fotoğraf dikkatini çekti.

Fotoğrafın camı çatlak, visi bulanıktı ama yüzler seçilebilirdi. Orada, genç bir kadın vardı — Ebru’dan çok farklı görünüyordu; masumiyetin son damlalarını koruyan çocuksu bir ifade. Yanında ise o adam... Can mı? O anda kalbi yumruk gibi sıkıştı.

Dudakları hafifçe kıvrıldı. “Rüyalarınla yüzleşmen gerekir,” dedi kendi kendine, kalbinin en koyu köşesinde yankılanan bir mahkûm sesi taklit ederek.

Elektronik telefonun titreyen ekranı, o büyük sırrı bir adım daha yaklaştırdı: Gelen mesaj bildiriminde sadece şu üç kelime vardı: “Tanıştık mı, Ebru?”

Derin bir nefes alıp titreyen ellerini masanın üzerinde birleştirdi. Kendi gölgesiyle yüz yüze kalmıştı artık. Her cevap, her sır, eski fısıltıların içinden çıkacak yeni fırtınalar demekti.

Bir an için zaman dondu. Kapının ardındaki sessizlik, sanki hayatının akışını bekliyordu. Ebru'nun kalbi, geçmişin labirentinde kaybolurken, gözlerini bedeninden koparamıyordu.

O adam Can mıydı?

Ve eğer öyleyse, geçmişiyle yüzleşmeye hazır mıydı? Yoksa bu sır, onu altüst edip yıkmak için tasarlanmış bir tetik miydi?

Ve tam o anda...

Ofisin kapısı yavaşça yeniden aralandı. Uzun, karanlık bir siluet belirdi eşikte.

Ebru, nefesini tutmuş, geleceğin ne fırtına getireceğini bilmeden ona baktı.

Devam edecek.