Chapter 2
Ebru’nun göğsünde bir taş oturmuştu sanki. O yakıcı bakışın etkisiyle, kalbinden geçen her bir ritim bozulmuş, nefesi kesilmişti. Parmak uçlarında hâlâ o buz gibi donukluk vardı. Koridorun derinliklerinde yankılanan sessizlik, sanki bütün gözler ona çevrilmiş, onu tartıyordu. Atacağı ilk adımı bekliyordu.
İçindeki minik kıvılcımlar korku, umut ve öfke arasında kıvrandı durdu. O an her şey silikleşirken, yalnızca Can Demir’in sesi, zihninde yankılanıyordu: “Sözleşmemizi kabul eder misin, Ebru?”
Adımlarını zorla ilerletti. Sarıya çalan duvarların arasındaki o uzun koridor, artık bir mahkeme salonu gibi daha sert, daha soğuktu. Lüks parke zemin üzerinde topuklarının ritmi, sessizliğe eşlik eden tek ses olmuştu. Yanıbaşındaki camdan gelen İstanbul’un loş ışıkları, yüzüne düşen gölgelerin arasından onu çıkarmaya çalışıyordu.
Kapıyı açtığında, Can Demir’i oturduğu deri koltukta karşısında buldu. Masanın üstü tertemiz, sadece siyah bir dosya, kalem ve bir çakmak duruyordu. Can’ın yüzünde, sıkı tutulan bir gizem perdesi ve derin bir ciddiyet vardı.
“Buyur, Ebru. Otur,” dedi, sesi bıçak gibi keskin. “Şimdi, sözleşmenin ilk maddesini seninle paylaşacağım.”
Ebru zoraki gülümsedi ve sandalyeye oturdu. Ellerinin terlediğini hissetti. Sözleşmenin ilk maddesi... O basit kelimede, hayatının tam anlamıyla yeniden başlamasının ya da paramparça oluşunun anahtarı vardı.
Can masanın üzerinde yer alan siyah dosyayı açtı, içinden iki sayfa çıkardı ve Ebru’ya doğru uzattı. “Burada yazanlar, bizi bağlayacak.”
Ebru sayfayı aldı. Gözleri tereddütle dolaşırken, kelimeler yavaşça zihninde anlamını buldu:
“İşbu sözleşme, tarafların belirlenen süre boyunca – en az iki yıl – evlilik bağı ile bağlı kalmasını, yasal hak ve sorumluluklarını yerine getirmesini içerir.”
“Eşlerin birlikte yaşaması, ekonomik ve sosyal çıkarlarının korunması bu sürecin temelidir,” diye devam etti Can. “Ve evet, bu bir çıkar evliliği. Duygular değil, çıkarlar ön planda.”
Ebru’nun yutkunuşu derinleşti. “Sonra?” diye sordu, sesinde kırılgan ama kararlı bir tonla.
Can gözlerini hiç ona kaçırmadan devam etti: “Sana sağlanacak yaşam şartları, ayrıcalıklar ve sorumluluk noktalarını tek tek açıklayacağım. İlk günkü gibi değil, o ışıltılı ya da yumuşak değil... Şartlar net ve desteğim karşılığında karşılıklı sadakat bekliyorum.”
Ebru’nun beynine adeta buzlu bir su döküldü. Satır aralarında, kendisini kısıtlayacak, izole edecek, hatta belki de esir edecek birçok hüküm vardı. Bir nefes aldı, derin fakat çaresiz.
“Yani, bu evlilik sürekli gözetim, kontrol ve tam bir hesap vermeyle mi geçecek?” diye sordu, kelimeleri keskin, neredeyse suçlayıcıydı.
Can hafifçe gülümsedi, o gizemli takıntılı yüzünden: “Bu sadece iş zamanı, Ebru. İş ve hayatın arasındaki dengeyi anla. Sadakat, sadece kalpte değil, davranışta da olmalı.”
Ebru gözlerini eski defterine çevirdi, hayallerine, kaçış planlarına... Hepsi şimdi bir koza içinde örülüyordu, çıkmaz ve kıstırılmış.
İçinde bir direnç yükselirken, aynı zamanda onun ne denli büyük bir güç oyununun içine girdiğini de fark etti. Can Demir’in dünyası, onun küçücük hayatıyla kıyaslanamayacak kudrette bir imparatorluktu. Ve bu imparatorluğun en karanlık köşelerinde bile kurallar çok sertti.
“Peki ya ben?” diye fısıldadı, en büyük endişesini saklamaya çalışırken. “Benim istediğim hiçbir yerde yazmıyor. O özgürlük... Yok mu?”
Can’ın gözleri bir an daha karanlıklaştı. “Özgürlük, yeniden kazanılır. Önce kuralları kabul etmelisin. İşte ilk kural bu.”
Ebru başını hafifçe salladı. İmzalayacağı bu kâğıt, hayatını da imzalaması demekti. Pastanın üzerindeki o taze meyve gibi güzel ama zehirli bir son parça.
Masadaki kalemi aldı. Parmakları titredi. Kendi hayatının dizgisini, kendi elleriyle yazıyordu. Bu an, onun dönüm noktasıydı.
“Seninle savaşacak mıyım?” diye fısıldadı kendine, tam kalem imza kağıda değecekken.
“Ya da... bu çıkar evliliğinde... gerçekten kim kimin oyununu oynuyor?” sorusu, cümleye dönüştü düşüncelerinden.
Ve o imza, her şeyi değiştirecek.
Tam kalemi kâğıda bastırırken, kapıda derin ama sert bir tıklama sesi yankılandı.
Ebru dondu kaldı.
Bir an için evin içindeki tüm ışıklar sanki söndü.
Bu odada sadece suskunluk ve gizem kalmıştı.
Ve kapı aralanıyordu...
Devam edecek.