NoveliqaSözleşmeli Aşkın Karanlık Yüzü / Can’ın Güvenilir Yolu :0%
Log in

Chapter 14

Can’ın Güvenilir Yolu

Beyaz duvarlar arasında yankılanan o sessizlik, Ebru’nun ciğerlerine dolan ağır bir sis gibiydi. Soğuk ter, alnından yanağına doğru usulca kayarken, her nefesi kırık bir dal gibi titriyordu. O an, sanki zaman bir deli kuyusuna düşmüş, parmak uçlarına kadar soğuk su içindeymiş gibi hissetti.

Yan kapı gıcırdayarak açıldı ve Can içeri girdi. Gözleri derin, kararlı, ama içten bir merhametle doluydu. Ebru’nun dünyasındaki o kırılgan anın içinde beliren bir ışık gibi yaklaştı ona.

“Ebru,” dedi sesi, odanın ağır havasını yararak, “Seni koruyacağım.”

Söylemesi kolaydı belki ama gözlerinin içine baktığında, yalnızca söz değil, bütün ruhunun o an minik bir parçasını ortaya koyduğunu hissediyordu. Parmak uçları istemsizce Ebru’nun eline dokundu, sıcaklığı bastırmaya, korkusunu dindirmeye çalışır gibiydi.

Ebru için bu sözler, tuzaklarla, yokluklarla örülü geçmişinde ilk defa hissedilen bir güvenin tohumlarıydı. Kalbi hâlâ hem hızlı hem hantal atıyordu. “Nasıl... nasıl yapacaksın bunu, Can? Düşmanlarımız... o adam... Yusuf...” kelimeler boğazında düğümlendi, hissettikleriyle savaşan cümleler.

Can göz kırpmadan Ebru’nun ellerini sıkıca kavradı. “Yusuf’un kim olduğunu biliyorum. Onun bu oyunda sadece bir piyon olmadığını. Senin yanındayım, Ebru. Hiçbir karanlık senin üstüne çökmeyecek.”

Ama sözlerin arkasındaki yük, ağır taşımaktı. Can’ın duruşundaki sertlik, o an Ebru’ya gösterdiği sıcaklıkla tezat oluşturuyordu. Sanki dünya dengeyi kaybetmek üzereydi ve o sadece denge çubuğunu, iki elinde sıkıca tutmaya çalışan bir cambazdı.

Ebru, Can’ın gözlerinde parıldayan o kararlılıkla dolup taşarken, bir yandan da içindeki korku kıvılcımları sönmüyordu. “Ama... tehditler nereden geliyor, Can? Beni neden bu kadar istiyorlar? Yusuf'tan başka kim var?”

Can bir adım geri çekildi, kalın parmaklarını alnına götürüp hafifçe ovuşturdu. “Bunu tam olarak bende bilmiyorum. Ama iz sürüyorum. Ve senin güvenliğin için her şeyi yapacağım.”

Odaya dolan ağır akşam karanlığı, pencerenin çerçevesinden sızan sokak lambalarının turuncumsu titreyişiyle birleşti. Dışarıda İstanbul, ışıklarının parıltısıyla hala büyüleyici ama içeriye her an bir gölge gibi düşebilecek karanlık sözlerin habercisiydi.

Ebru, derin bir nefes çekip Can’la birlikte pencereye yaklaştı. Şehrin yavaş yavaş kalp atışlarını duyabildiği o an, Can çenesini tok bir biçimde kaldırdı:

“Burası senin sığınağın olacak artık. Kimse seni zarar veremeyecek.”

Ama Ebru’nın içindeki sezgi, bu sözlerin ötesinde bir yalanın, daha büyük bir oyunun içine sürüklendiğini fısıldıyordu kulağına. Can’ı koruma sözü verirken, kendisini de buzlanan bir labirentin içinde bulmuştu.

“Peki ya bu tehditlerin asıl kaynağı… kim?” diye sordu fısıltıyla.

Can gözlerini daraltıp yandaki masanın üstüne bırakılmış bir dosyaya bakarken, sessizlik daldı aralarına. Her ikisi için de o an sadece bir soluk alma duraklarının ötesindeydi.

Kapı aniden çarptı.

İkisi de donup kaldı.

Sadece koruma sözü veren adamla, onu bunu bekleyen karanlık gerçek arasında incecik bir ip vardı.

Ve o ip kopmak üzereydi.