Chapter 12
Kapı gıcırtısıyla açıldı. Ebru’nun kalbi darbe darbe atıyordu, nefesi kurumuş dudaklarında zorla tutuluyordu. O karanlık koridorun içinden, birkaç adım ötedeki sessizlik kadar ağır bir gölge sessizce süzüldü içeri.
Yusuf’dan farklı biri değildi kapı önünde duran. Can vardı.
Ebru, yere düşüren şokun etkisinden henüz çıkamamış, telefonun ekranındaki kırılan camın incecik çatlak çizgilerine bakarken, odanın soğuk havasıyla sarsıldı. Can’ın yüzündeki sert bakış, bütün o sıcaklığı buharlaştırmıştı.
“Ebru…” sesi, normalde yumuşak ve koruyucu olması gereken o ses, şimdi tuhaf bir sivrilikle kesiyordu odayı. “Neden… Neden benden saklıyorsun?”
Ebru gözlerini yumdu. Dudaklarının kenarında o karanlık sır saklıydı—ve şimdi patlamaya hazır bir bomba gibi titriyordu.
“Neden bir araya gelemediğiz? Çünkü sen güvenmiyorsun, Can. Güvenimi yıkıyorsun.” Vurgu kelimelerin arasına sinmiş ilk mızraktı.
Can adım attı. Ayak sesleri parke zemine sertçe vurdukça, Ebru’nun yüreğinde yeni bir sızı doğdu.
“İhanet ettin, Ebru.” Sesi, artık yumuşak bir sitemden çok, bir uyarıya dönüştü. “Yusuf’un oyununa geliyoruz, farkında mısın? Benimle olduğuna dair tek sözcüğünü hâlâ duymadım.”
Ebru doğruldu, gözlerindeki karanlık alevler büyüdü. “İhanet? Sen bana inanmayı bıraktığın anda, ben de sustum.” Az önceki kırılganlığı yerine sıcak bir öfke geldi.
“Beni savunmadın! Ben burada savaşırken, sen pusuda bekledin.” Can, kelimeleri sertçe patlattı.
Ebru’nun parmakları titriyordu, ellerini yumruk yaparak dizlerine bastırdı. “Ben hep buradaydım. Ama sen, bildiğin şeyler kadar gerçek değilsin.”
Bir an ağır bir sessizlik çöktü aralarına. Karanlık odada nefes alıp verme sesleri bile devasa çarpan kalpler kadar yüksekti.
“Beni anla. Bu evlilik, senin dediğin gibi değil.” Can ileriye atıldı, gözleri Ebru’nun gözlerine saplandı. “Ben sana zarar vermek istemiyorum. Ama içimde fırtına kopuyor, Ebru. Seni kaybetmeye dayanacak kadar güçlü değilim.”
O an, Ebru’nun tüm savunması çöktü. Hıçkırıkları serbest kaldı, gözlerinden akan yaşlar boğulduğu duyguların ağır yüküyle birleşti.
“Ben de aynı fırtınadayım Can... ama bazen, fırtınayla kavga etmektense, onun içinden geçmek gerek.” Nefesini derin çekti, tırnaklarının izleri bile avuçlarında kalmıştı. “Ama bu bizim birbirimize daha fazla zarar vermemiz anlamına gelmemeli.”
Can ellerini uzattı, usulca Ebru’nun omzuna dokundu. Bu temas, kilitlenen bütün kapıları açabilecekmiş gibi titrek ve umut doluydu.
Tam o anda, kapı tekrar çaldı.
İkisi de donakaldı. Kim ve ne için gelmişti? O uzun bekleyiş, hem korkutucu hem de kaçınılmazdı.
Ebru ve Can’ın üzerindeki şiddetli tartışmanın gölgesi, bu eve ne getirecekti?
Ve bu kavga, evliliği nasıl şekillendirecekti?
---
Devam edecek…