NoveliqaSözleşmeli Aşkın Karanlık Yüzü / Sırların İlk Kırılması :0%
Log in

Chapter 11

Sırların İlk Kırılması

---

O an, zamana yüklenen ağırlığı birkaç saniyede hissetti Ebru. İçeri giren kadının yüzüne bir kez daha baktığında, tüm kalbi dondu. O soğuk bakış, hiç ummadığı bir gerçeğin kapısını aralıyordu.

Ebru’nun nefesi kesildi. Ayakları yerde dört nala koşar gibi titredi. Hani bazen bir ses ya da bir bakış, ruhunun en derin köşesine saplanır ya işte o anda hayatı boyunca kaçtığı acıların aynasıyla karşı karşıyaydı.

Kadının sesi son derece sakin, hatta tehditkar sessizlikteydi: “Ebru... artık bilme zamanın geldi.”

---

Odada şöyle bir soluklandı Ebru. Can neredeyse halının üzerine yığılacak gibi duruyordu; başını yukarı kaldırıp ona bakarken gözlerinde hem suçluluk hem korku vardı. Ama Ebru’nın içindeki sarsıntı, onları hiçbir şekilde idare edecek kadar hafif değildi artık.

“Sen... bu ne demek?” diye fısıldadı Ebru. Dudağı titriyordu, kelimeler boğazından zor çıkıyordu.

Kadın ağırdan alarak masaya bastı, derin ve yıpranmış bir sesle başladı: “Can’ın ailesi, geçmişte senin ailesine yaptıklarından dolayı öfkelenmişti. Bu yüzden... o elim kaza sadece kaza değildi.”

Birden dünya başına yıkılmış gibi oldu. Ebru’nun parmakları titreyerek masaya vurmaya başladı, gözleri doldu, ama aynı zamanda kalbine saplanan bıçakla meydan okuyordu: “Ne demek istiyorsunuz? Can bunu mu düzenledi?”

Kadın gözlerini kaçırmadan bakıyordu ona: “Evet. Can’ın işi o işin içine karışmamış olmasını isterdim, ama gerçek böyle değil. O, karşı taraftan hesap sormaya kalktı ve senin geçmişinin karanlık kuyusuna bir taş daha attı.”

Ebru’nun ellerindeki öfkeyle birlikte aklı karıştı. Kalbinde büyüyen boşluk, günlerdir bastırdığı şüphelerden daha keskin bir hançer gibi saplanıyordu.

“Bana bunu neden söylüyorsun?” diye fısıldadı, yutkundu. “Beni yok etmek için mi?”

Kadın konuşurken yüzündeki ifade yumuşadı, bir anda sanki birkaç duvar yıkılıyordu: “Hayır. Sana zarar vermek istemiyorum artık, Ebru. Bu seninle ilgili olan sırların ilk kırılması. Gerçeği öğrenmezsen, bu savaşta kaybedenin sadece sen olacağına inanıyorum.”

---

Can ağır ağır doğruldu; gözleri dalgındı ama sesi sertti: “Özür dilerim, Ebru. Beni anlamanı istemiyorum. Ama bu işin içinde olmak zorundaydım.”

Ebru bir adım geriledi, başını kaldırdı. Kalbindeki kırılma büyüyordu. “Anlamak mı? Bana yalan söyledin. Ailemizin yok olmasına neden oldun!”

Kan ter içinde kalan Can, çaresizliğini saklamaya çalışıyordu. “Bilmiyordum... Ama anladığım kadarıyla... artık hiçbir şey eski gibi olmayacak.”

---

Sessizlik salgılıyordu odayı. Dışarıdan İstanbul’un ışıkları aydınlatıyordu. Ebru, banketten kalkıp cam kenarına yürüdü. Sokakta hızla akan trafik, içinde bulunduğu karmaşık duyguları anımsatıyordu ona. Karanlık ve kontrol edilemez…

Kadının sözü tekrar yankılandı kulaklarında: Sırların ilk kırılması.

Ebru derin nefes alırken, içindekiler kabarmaya başladı. Düşüncelerinin labirentinde kayboluyordu. “Ne yapacağım şimdi?” diye kendi kendine fısıldadı.

Yalnızlığın ve ihanetten doğan acının tüm ağırlığı üzerinde yükseliyordu.

---

Tam o anda telefonun ekranı titredi. Ekranda gelen mesajı gördü: “Gerçeklerin ardında seni bekleyenler var.”

Ebru donup kaldı. Mesajın sahibi bilinmiyordu. Kimin gönderdiğini bilmiyordu ama kalbine oturan o cümle... Daha büyük fırtınaların habercisiydi.

---

Kapı aniden çalındı.

Ebru yere düşen telefonuna baktı. Kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Kapı arkasında kim vardı? Gerçekleri öğrendiğinde ne yapacaktı?

Karanlıkta bekleyen bu oyunun sonu, şimdi başlıyordu.

---

Devam edecek…